MEKAN-ÇOCUK
İnsanlığın gelişimi ve kentin ortaya çıkışıyla birlikte kent değişik toplumsal ve yaş gruplarının ortak kullanım alanı olmuştur.
Kentlerde, kentimizde yaşayan insanların tümünün aynı yaş grubunda olduğu düşünülemez. Nüfus pramitleri incelendiğinde en geniş kesimi tabanın yani çocuk ve gençlerin oluşturduğu görülür. Öyleyse kentlerin fiziksel mekanları oluşturulurken, kent planları yapılırken neden bütün gözden kaçırılır ? Yaşlılar, orta yaşlılar, gençler ve çocukların oluşturduğu bir bütünde niçin buna karşılık gelecek bir planlama yapılamaz ve Yaşlılarevi, çocuk bahçeleri, anaokulu ve ilköğretim alanlarının ayrılması gibi salt fiziksel mekana ilişkin – çoğu kez de yansımayan- çözümler bulunur.
Kentsel mekanın oluşumunda, planlamasında insan boyutunun bir kenara bırakılarak standartlar bağlamında çözümler üretilmesi gerçekte mekanı algılayışımızla birebir bağlantılı bir tutumdur. Mekanın fiziksel üç boyutluluktan öte toplumsal, bireysel, ruhsal bir bütün olduğunu kabul etmemiz ve bakış açımızı bu doğrultuda değiştirmemiz gerekiyor. Ya da salt kuramsal düzeyde kalan düşüncelerimizi bu kapsamda mekanla ilişkilendirmemiz gerekiyor.
İnsanın yaşadığı mekanları yaşanılan, tüm yaşamın tüm işlevleriyle biçimlendiği bir bütün olarak algılanmalı, geçmişten geleceğe bu mekanı kullanan tüm grupları ilgilendiren bir bütüncül yaklaşıma erişilmelidir.
Toplantımızın/seminerimizin amacı mekan-çocuk ilişkisi özelinde değişik meslek gruplarının bakış açılarını görmek değerlendirmek ve ortak paydalar yakalayabilmekdir.
Toplantımızın/seminerimizin konusunu ise kentsel yaşamı birlikte sürdürdüğümüz toplumu oluşturan nüfus dilimlerinden biri olan (belki de en sevimlisi) çocuklar üzerinde yoğunlaştırmayı düşündük. Çocukların yaşamak isteyeceği mekan kavramından yola çıkmayı düşündük.
Seminer 22 Kasım 2002 tarihinde Mimarlar Odası Kadıköy Şubesi’nde
Y.Kent Plancısı Ö.Faruk Cebeci’nin oturum başkanlığında Kent Plancıları
Oylum Seyrek, Hale Erez ve Psikolog Funda Ece'nin katılımlartıyla gerçekleşmiştir.
Ö.Faruk Cebeci - Hepiniz hoşgeldiniz.
Biz Kentli grubunu oluştururken değişik meslek gruplarından insanların biraraya gelerek ortak paydada buluşmasını hedefliyorduk. Kentlinin ilk kuruluşunda da çoğunluğumuzun kent plancısı olmasına karşın diğer meslek gruplarından kente ilişkin kente yaşayan tüm meslek gruplarının biraraya gelerek birşeyler üretmesini hedeflemiştik. Şimdi bu seminerdeki amacımız da bununla örtüşüyor dediğim gibi burada da özellikle bizim kent planlamada ilişkili olduğumuz mimarlık, kent sosyolojisi, psikolojisi hepsini biraraya getirerek bir konu üzerinde değişik bakış açılarını toparlamaktı. Burada daha da özele indik. Mekan ve çocuk, bizim arkadaşlarımızın daha önce yaptığı bir çalışma da vardı, bir alan çalışması da vardı bu mekan ve çocuk ilişkisini birlikte değerlendirmek değişik grupların meslek gruplarının aynı olaya bakışını yakalamaya çalışmaktı amacımız, bir sosyolog arkadaşımız daha gelecekti ancak o ya geç kaldı ya yetişemedi bilemiyorum gelince o da katılacak sanıyorum. Şimdi öncelikle bizim iki kent plancısı arkadaşımızın yaptığı bir çalışma var. Ben 15er dakika düşünüyorum 15er dakikadan üç kişi 45 dakika yapıyor 15 dakikada da konuyu toparlamaya çalışalım tartışalım öncelikle siz başlarsanız özet olarak herhalde hepsi çok zaman alacak o zaman çalışmayı özetlersek daha sonra üzerinde tartışırız.
Hale Erez- Karanfilköy gecekondu yerleşmesinde yaşayan çocukların toplumsal kopması segregasyon düzeylerini saptamayı amaçladığımız bir çalışma gerçekleştirmiştik, onu özetlemeye çalışacağız.
Neden böyle bir çalışma yaptık, hepimizin de bildiği gibi İstanbul’da iç ve dış dinamiklerin dengesizliği ile ortaya çıkan farklı mekansal çözümler var. Bu mekansal çözümlerin arkasında farklı sosyolojik olgular ortaya konmakta ve gruplaşmalar meydana gelmekte grupların da kendi özel kimliklerini oluşturmaları sonucunda farklı şehirsel parçacıklar hatta gettolar oluşmaktadır. Bu çalışmada mekansal dönüşümün sosyolojik boyutunu üçüncü kuşak gecekondu yerleşmesindeki üçüncü kuşak çocukların üzerinde irdeledik. Mekansal farklılıktan bahsettim bu çalışmada da birbirinden çok farklı komşuluk düzeyinde yaşayan prestij konut alanlarından biri olan Etiler, Akatlar bölgesiyle Karanfilköy gecekondu yerleşmesinin sosyolojik farklılıkların sosyal kopma düzeylerini inceledik.
Neden Karanfilköy, neden segregasyon, neden çocuk, onu vurgulamaya çalışalım. Karanfilköy birinci kuşak gecekondu yerleşmesidir. Birinci kuşak gecekondu yerleşmelerinde barınma amaçlı oluşan gecekondu yerleşmeleri dolayısıyle kırsal dokuyu buraya taşıyan organik yapıda rant amacı gütmediği için de ev sahipliği oranının çok yüksek olduğu dolayısıyla rant amacı güden gecekondu yerleşmelerinden daha organik ve daha kırsal karakter gösteren yükselme eğilimi göstermeyen gecekondu alanlarıdır. Fakat zamanla bu gecekondu alanı çevresinde yapılan toplu konutlarda rant değerinin yükselmesiyle en lüks İstanbul'da arazi değerlerinin en yüksek dolayısıyla neden çözülme , toplumsal kopmanın yanıtı da burada oluyor toplumsal çözülmeyi oluşturan faktörlerden biri bireylerin ve grupların yaşadıkları topluma ait oldukları bilincine varamamalarıdır. Bu olgu da aslında biraz da mekansal yakınlıkla bağlantılı ve bütün hipotezler mekansal yakınlık ve mekansal birliktelik üzerine kurulduğu için aslında Karanfilköy yerleşmesi bu olgunun ortaya çıkarılması için çok güzel bir laboratuar tabiri caizse. Tüm bu gelişim süreci Karanfilköy’ün oluşumu sonrasındaki arazi değerleri ortaya çıkması Karanfilköy'ü özel bir yerleşim alanına dönüştürmüş. Çünkü, iki farklı boyutta sosyal ve mekansal yapı etkileşimi ortaya konuluyor.
Birinci boyutta ilk olarak köyden kente göçen yeni kentli sosyal ve ekonomik yapısına bağlı olarak aslında kırsal hayatın strüktüründen çok da farklı olmayan bir mekansal yapı ortaya koyuyor veya yaşam bu şekilde oluşuyor. Dolayısıyla bu boyut sosyal yapının mekansal doku ortaya koyma süreci oluyor. Ancak ikinci boyutta bu sefer çevresindeki arazi değerleri yükseldikçe ortaya tam tersi bir süreç çıkıyor. Bu sefer sosyal yapının mekansal değişimi mekansal dönüşümün sosyal yapı üzerinde etkileri başlıyor. Dolayısıyla toplumun farklı ekonomik ve sosyal sınıfına sahip iki kesim bir arada yaşıyor. Burada da araştırmanın çocuk üzerinde neden odaklandığı durumu ortaya çıkıyor, çünkü mekansal farklılıkların ortaya koyduğu bu dönüşüm sürecinde birinci boyutta çocuk yok ancak birinci boyuta tanıklık etmemiş çocuk bu çok farklı toplumsal kesimin izole edilmiş gibi görünen iki yerleşim alanı içinde yetişiyor. Ebeveynlerin şehirleşme oranı döngüsü içindeki katılım oranlarının çocuklarına nasıl yansıdığı çocuklarının tam tersi bir tavır içinde mi yoksa bütünleşik bir sosyal grup içine dahil olabilme yüzdeleri bunlar hep bir soru işareti olarak çıkıyor bu bağlamda.
Çocuk ve mekan ilişkileri şehirleşme boyutunda irdelendi. Öncelikle yerleşmenin oluşum sürecine katılmış ebeveynlerin şehirleşme sürecindeki yerleri, nasıl katıldıkları, nasıl etkilendiklerini sorguladık. Üçüncü kuşağın da hem kendi çekirdek aile yapısı içindeki davranışlarını hem de çevresindeki konut alanlarıyla ilişkilerinde toplumsal düzen içindeki davranış kalıplarını sorgulayarak üçüncü kuşak üzerindeki toplumsal çözülmeyi ya da ebeveynlerin bunda etkilerinin ne derece olduğunu sorgulamaya çalıştık. Bu bağlamda ebeveynlerle çocuklar arasında çapraz ilişkilendirme yapmaya yönelik anketler yaptık anketler sonucundaki bulgularımızı da Oylum Seyrek sunacak;
Oylum Seyrek- Anketler ebeveynler ve çocuklar için ayrı ayrı yapıldı. Sorular hazırlanırken de bu soruların ebeveynler ve çocuklar için ne şekilde bizim bu sonuca varmaya amaçladığımız veri başlıkları altında değerlendirmemize göre ne şekilde ilişkilendirebileceğimizi düşünerek hazırladık. Çocuk ve mekan arasındaki ilişkinin şehirleşme boyutundaki etkilerini ortaya koyabilmekti amaç, öncelikle ebeveynler yerleşmenin ilk mekan anlarındaki ilk olarak oluşum sürecine tanıklık etmiş birinci kuşak. Gecekonduda yaşayan ikinci kuşak gecekondulular şu anda yaşayanlar 15-20 yıldan daha uzun bir süredir yaşayanlar da var bölgede, üçüncü kuşak da çocuklar burada hem şehirsel ölçekteki toplumsal yapı içinde değerlendirme yaptık hem de çocukların sosyal kopma düzeyleri üzerinde inceleme yaptık.
Çocukların buradaki anne babalarının tamamının İstanbul dışı doğumlu olduğunu gördük fakat çocukların %75’i İstanbul doğumlu. Görüşülen çocukların yaş ortalaması 10-13 arasında yani üçüncü kuşak genelde İstanbul’da doğmuş ve yetişmiş. Ebeveynlerin önemli bir kısmı annelerden oluşuyor annelerle görüştük ve annelerin de büyük bir çoğunluğu ev hanımı. Babalar da genelde taksi şoförü, işçi kuaför ve buna benzer serbest meslek sahibi insanlardan oluşuyor. Eğitim düzeyleri aslında ebeveynlerin oldukça düşük olmasına rağmen çocukların eğitimleri konusunda bilinçliler. Genelde gecekonduda yaşayan insanlar çocuklarının popüler meslek sahibi olmasını beklerken futbolcu, politikacı, manken daha pek çok yapılan araştırmada alınan cevaplar böyle olmasına rağmen Karanfilköy’deki anne babaların geneldeki eğilim nasılsa , mühendis, doktor,avukat türü meslek sahibi olmalarını istiyor. Birçoğu avukat politikacı türü meslek sahibi olmalarını istiyorlar çünkü şu an sahip olamadıkları hakları ilerde çocukları kendileri adına savunsun diye . Bunun dışında anketlerle ilgili sunum yapabilseydik gösterebilirdik. İstanbul’da ne kadar zamandır oturdukları sorulduğu zaman da %45’inin 6-15 yıldır oturduğu %35’ininde 16-25 yıldır oturdukları görülüyor %10’u da 26 yıldan daha uzun bir zamandır Karanfilköy’de oturuyor. Konutların %90’ı ayrık nizam evlerden oluşuyor yani İstanbul gecekondu gelişimi düşünüldüğü zaman bu dönüşüm küçük ayrık nizam tek katlı gecekondulardan apartmanlaşmaya doğru giderken Karanfilköy’de bu söz konusu değil. Karanfilköy ilk dönem gecekondu karakterini hala koruyan bir yerleşme İstanbul’un en eski yerleşmesi ayrıca görüşülen şu andaki gecekonduların durumu düşünüldüğünde ev sahipliği oranı da oldukça yüksek %90’ı ev sahibi ilk dönemde barınma amaçlı gecekondulaşmanın bir örneği olduğu için bu ve bu ilk dönem fiziksel dokusunu koruma nedeni ise çevresindeki arazi değerlerinin çok kısa zaman içersinde çok fazla yükselmesi ve kırsal karakteristiğini koruyarak kendilerine bir savunma mekanizması oluşturmuş olmalarından kaynaklanıyor.
Komşuluk ilişkileri oldukça güçlü, yerleşmenin kendi içinde oturmuş bir sosyal iletişim etkileşim düzeyi var. Oldukça güçlü bağları var. Bu sebeple de şehirleşme açısından sosyal dönüşümü gerçekleştirebilecek bir potansiyele sahip Karanfilköy. Çocuklara mesela burada yaşamasalar başka nerede hangi bölgede yaşayacaklarını sorduk. Önemli oranda %28’inden Karanfilköy cevabını aldık. Fakat bu oran anne babalarda çok daha söz birliği etmişcesine %55. Onlardan burası olmasa nerede yaşamak istersiniz cevabını almak daha zor olmuştu. Çocuklar Tarabya, Etiler, Kilyos, Beşiktaş, Bahçelievler gibi konutlarda burada yaşamasalar bu tür yerleşmelerde yaşamak istediklerini %14-19 civarındaki oranlarda söylemişlerdir. Anne babaları ise Zeytinburnu, Güngören, Ümraniye, Sultanbeyli türü daha çok çocukların cevaplarına göre biraz daha gerçekçi cevaplar vermişler. Bunun dışında çocuklara en çok sevdikleri semt neresi sorulduğunda ise yine Karanfilköy demişlerdir. Önemli bir kısmı da Tarabya demişlerdir. Eminönü ve Beşiktaş yanıtı da var. En sevmedikleri yerler, Büyük Armutlu ve Sanayi mahallesi gibi gecekondu alanlarını sevmediklerini söylüyorlar. Bu durum bölgede yaşayan çocukların hem yüksek gelirli hem düşük gelirli insanlarla sosyal ilişki etkileşim halinde olmalarının bir sonucu. Çocukların % 86’sı da üniversite eğitimi almak istediklerini belirtmişlerdir.
İstanbul’daki bütün gecekondu yerleşmeleri gibi bu bölgede de altyapı sistemleri tamam hiçbir eksiği yok. Su, kanalizasyon, ulaşım sistemi,otobüsleri Karanfilköy'e işleyen bir otobüs hattı da var. Pek çoğunun evlerinde sahip oldukları şeyler incelendiğinde aklınıza gelebilecek her türlü müzik seti, Tv, uydu anteni, DVD hatta bazı evlerde bilgisayar bulunduğu gözlendi. Lüks tüketim mallarının olduğuna da gördük, Cep telefonu sahipliliği oranı da çok yüksek, gerçi bu her yer için çok yüksek de. Araç sahipliliği çok yüksek enteresan olanı %40 oranında araç sahipliliği var. Bizim tahmin ettiğimizin üzerinde bir kalitede son model arabalar dolu Karanfilköy.
Çocuklara merkezi algılamalarıyla ilgili bir soru sorduk şehir merkezini ne şekilde algıladıklarıyla ilgili . İlk olarak, merkez ne demek, merkez kavramı nedir, şehir merkezi nedir diye sorduğumuzda bize Akmerkez'dir cevabını verdiler. %35’ Akmerkez dedi. %25’ Beşiktaş, %20’ si Etiler, sonra Üsküdar ve Taksim diye cevaplar gelmiş. Çocukların %25’i Akmerkez'i her gün ziyaret ettiklerini söylemişler aslında orada alışveriş ettiklerini zannetmiyorum ama yine de her gün ziyaret ediyorlar. Çok büyük bir oranda haftada bir kez %57’si ziyaret ettiklerini söylemiş. Çocuklar şehir merkezini sıklıkla ziyaret ediyorlar ama ebeveynler daha içe kapalı boş vakitlerini değerlendirme konusunda daha içe kapalılar . Dışarıya gezinti yerlerine giden bir yapıları yok zaten yeşillikler bahçe içinde birbirleriyle aralarındaki komşuluk ilişkileri çok yüksek ve beraber vakit geçiriyorlar ama çocuklarıyla beraber çocuklarının istekleri doğrultusunda Akmerkez ziyareti var, yoksa kendileri dışa kapalı.
Hangi gezeteyi okudukları sorulduğunda önemli bir kısmının eve düzenli olarak eve gazete aldığını tespit ettik. Bu gazetelerden en çok ilgilerini neyin çektiğine bakacak olursak da yine spor, magazin konularla ilgilendiklerini gördük, çocuklarınsa Tv'de popüler olan çizgi filmlere, birtakım yerli dizilere çok fazla ilgi duyuyorlar ayrıca Karanfilköy, Armutlu ve sanayi mahallesi bu üç mahallede yaşayan çocukların Armutlu’da bulunan 600 öğrencisi olan bir ilköğretim okulunda eğitim aldıklarını öğrendik tabi bu çocuklar arasında herhangi bir sosyal sınıf farklılaşması yok. Bu okulda bazı sivil toplum kuruluşların da etkin olarak faaliyet gösterdiklerini öğrendik. Bu sivil toplum kuruluşları Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve benzeri sivil toplum örgütleri var Bunlar çocuklar için bazı faaliyetler düzenliyorlar onları tiyatrolara sergilere götürüyorlar, başka çocuklarla etkileşim içinde bulunabilmeleri adına . Ama tabi ki çocuklar kalkıp da Etilerdeki çocuklarla aynı eğitimi paylaşıyor değil yine Armutlu7daki ve Sanayi mahallesindeki gecekondu mahallesi çocuklarıyla aynı eğitimi alıyorlar . Anketler aslında daha fazla önemli bulduğumuz sorular bunlar onların değerlendirilmesi bu şekilde.
Hale Erez- Sonuç ve değerlendirmeler kapsamında hem gecekondu oluşum süreci içindeki hem de sosyal ve mekansal dönüşüm süreci kapsamında ortaya çıkan durumu değerlendirelim.
İstanbul gecekondu oluşumunun ilk döneminde ortaya çıkan gecekondu yerleşmesi bu dönemin karakteristiği olan yüksek ev sahipliği oranı ayrık nizam organik yapılaşma ve nitelikli çevre kalitesi özelliklerini hala korumakta herhangi bir yapılaşmada yükselme ya da rant kaygısı güden yapılaşma içine girme eğilimi göstermemekte zaten yıllardır da orta bu özelliklerini bugün de koruyor olması ve farklı yapılaşma eğilimine girmemesi çevredeki arazi değerlerinin çok kısa zaman içinde çok fazla yükselmesi Karanfilköylüler'in yükselen arazi değerleri karşısındaki savunma reflekslerini kırsal yeşil alan niteliğindeki yerleşme biçimini bir avantaj olarak korumaları şeklinde geliştirmelerine neden olmuştur. İlk dönem gecekondu yerleşmelerinde yaşıyor olmalarının bir sonucu olarak Karanfilköylüler bu alandaki ikametlerini uzun süredir sürdürmenin yanı sıra aslında İstanbul'daki yaşama düzeylerini de belirli bir seviyeye getirmiş ve bu alanda sahip oldukları değerleri kaybetmemek adına sosyal tavırlarını bu yoldaki çıkarlar doğrultusunda ortaya koymaktadır. Ve hala orada yaşamlarını sürdürmekte ama bir yandan da hayatlarını aslında garanti altına alma eğiliminde de bulunmaktadırlar.
Segregasyonun nedenlerinden biri olarak kabul edilebilecek olan iki yakın çevre arasıdaki farklı yapılaşma biçimleri irdelendiğinde çocukların çevredeki apartmanlaşmış kent dokusuna karşı olumlu bir bakış açısına sahip olmadıkları aksine yine yaşadıkları yerleşim dokusundan memnun oldukları gözlenmiştir. Yaşadıkları ev tipini sorduğumuzda sorulardan çıkan sonuçlar doğrultusunda bu değerlendirmeyi yaptık. Dolayısıyla gecekondu yerleşmesine 3.kuşağı temsil eden çocuklar için 3. boyutta yerleşme isteğinin olmadığı gözlenmiştir.
Kendi aralarındaki bütünlük ilişkilerine karşın Karanfilköy yerleşmesinde yaşayan ebeveyler yani ikinci kuşağı temsil eden kesim yaptığımız anketler neticesinde yakın çevre sosyal yapısı ile yani üst gelir grubu ile toplumsal bir ilişki içinde bulunmadığı kendi içine kapalı bir sosyal ilişkiler dengesini kurmuş oldukları gözlenmiştir. Ancak aynı durum 3.kuşağı temsil eden çocuklar için geçerli değildir. Bunun nedeni ise ebebeynlerin ve eğitim kurumlarıyla iletişim içinde olan Sivil Topluk Kuruluşlarının, Oylum’unda söz ettiği gibi çevresel etkileşim bağlamında olumlu bir biçimde yönlendirmeleridir. Çeşitli aktivitelerle bu nedenle üst gelir grubundaki çocukların kendilerini şehir yaşamından soyutlamadıkları birebir sosyal bütünleşme olmasa da segregasyon düzeylerinin düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Yani çocuklar Etiler bölgesinde birebir ilişki içinde olmasalar bile aslında buranın fırsatlarında da yararlanarak şehir hayatına entegre olmuşlardır. Çalışmalarımız sonucunda bu değerlendirmeyi yapabiliyoruz.
Ö.Faruk Cebeci- Teşekkür ederiz Şehir Plancıları olarak daha çok yaklaşımımız bölge bazında ve daha çok mekandan yola çıkarak oldu. Konuşma sırası şimdi Funda Hanımda. Funda Hanım bize tam tersini anlatacak bireyden yola çıkarak mekana geçiş yapacak. İsterseniz önce kendisini tanıyalım sonra konu hakkındaki görüşlerini rica edelim.
Funda
Ece-
Öncelikle sizlere teşekkür etmekle başlamak istiyorum. Psikolojinin pek çok
alanında bugüne kadar çalışma imkanım olmuştu ancak Karanfilköy
çalışmanız çok özel, çok etkileyici geldi bana. Çalışmalarınız için
kendi çocuğum ve bütün çocuklar adına teşekkür ediyorum. Yıllar sonra
paylaşacakları değerleri bir şekilde ortaya koymuşsunuz o yüzden burada
bulunmak benim için çok anlamlı ve keyifli şu zamanı burada geçirmek çok
değerli, teşekkür ediyorum. Kendimi tanıtayım, ben Funda ve kızım Şimal
birlikte yaşıyoruz. ODTÜ psikoloji mezunuyum, 13 yıldır serbest psikolog
olarak çalışıyorum. Büyük bir rastlantı ki çocuk ve ergen üzerine yoğunlaşmış
bir proje ile bugüne kadar geldim, denk geldi diyelim. Çünkü Zeki Akay bu söyleşi
için beni çağırdığında, benim çocuk ve ergen üzerinde yoğunlaştığım
hakkında bilgisi vardı bilmiyorum.
Benden önceki konuşmacıları dinledikten, çalışmayı biraz tanıdıktan sonra bu çalışmanın altyapısında olmak isterdim. Gerçekten bu çalışma içersinde bulunmak istediğimi belirteyim. Umarım bundan sonraki çalışmalarda bunu başarabiliriz. Bu konuda aklıma ilk gelen aitlik duygusu, bu psikolojisinin temelidir bu konu, aslında çok özdür yani bunu ne tür bir kaynaktan edinerek kullandığınız veya projeye yerleştirdiniz bilmiyorum ama çok doğru bir yerleştirme olmuş.
Aitlik duygusunu daha sonra gelen sorulara göre yönlendirerek açıklayabiliriz. Bu projedeki etkileşimleriyle ilgili birde yaş kuşağı yani 3. kuşak, 3. kuşak dediğimiz yaş sınırlarında 13 ve 14. yaş grubu secimin de hangi kriterler alındı onu öğrenebilirsem belki daha rahat cevaplar verebilirim.
Oylum Seyrek-Anket yapılan çocuklar arasında çoğunluğun yaş ortalaması 10-12 çıkması nedeniyle bu yaş grubu seçildi.
Funda Ece-Bu yaş grubunun Karanfilköy çalışmasında çoğunluk olması sonuçlara da etkiledi çok kritik bir yaş aslında bu yaş gurubu. Bu nedenle kritik yaş grubunun sonuçlarını almış oluyoruz. 10-13 yaş grubundaki çocuklar ne ergen ne de çocuktur, son çocukluk dediğimiz bir süreçte bulunurlar ve bu grubun seçimi çalışma sonucunda çıkan birçok kararı da engelleyebilir, birçok durum da çok muğlakta kalabilir. Çünkü son çocukluk dediğimiz dönemin bireysel gelişim tablosu dış dünya algılama yapısı birey olarak tamamlanmıştır. Henüz kendini tam olarak görememesinin getirdiği etkileşimler de bizi biraz zora sokabilir diye düşümdüm. Bu durum enteresan geldi, orada o kitlenin çoğunlukta olması çünkü yaptırım gücü çok rahat etkileyebileceğiniz bir kitledir ve karar mekanizması da oturmadığı içi net yorumlar yapmakta zorlanabilirler. Çünkü onlar için hayat henüz algılanabilecek pozitif ve mutluluk değerindeki ayrıntılarla ilişkilidir. Eğer yeterince doyum alabiliyorlarsa ahırda bile yaşayabilirler. Çok fark etmiyor o aslında, şehirleşmeyi algılama boyutunda o onlar için onlar için şehir kendi içi dünyalarındaki kentleşme bu çok daha farklı bir yol tabi ben yine bunu söylememin sebebi de 12-13 yıldır ben anaokulu işletmeciliği yaptım her yaş kuşakla bir aradaydım. Çok fark edilirdi ve Değirmendere yapıyorduk biz bu işi. Değirmendere’yi biliyor musunuz, bilmiyorum belki Zekai Akay aracılığı ile bir nebze de olsa duymuşunuzdur. Ketleşme adı altında yola çıkmış bir belde.Aynı şu bahsettiğimiz şeyleri bizde yaşadık ve gördük. Bunu belki bir kere daha irdelemek ve başka bir semt seçerek orada da uygulamak fayda sağlayabilir diye düşündüm. Tabi aitlik duygusu bu, çatışmış yani ters bir ilişki var aralında çünkü son çocuklukta aitlik duygusu gelişmemiştir. Bu farkındalık boyutunda diye düşünüyorum, tam olarak konuya hakim olamadığım için belki birkaç gün üzerinde çalışsaydım daha rahat konuşabilirdim ama kentleşmedeki bizim algılamamız gereken şey sosyal statüdeki yaşamsal değerler mi yoksa mekanın kentleşme sistemindeki algısı mı? Belki bunu biraz ayırt etmem gerekecek.
Hale Erez-Burada ikisi de bir arada olduğu için zaten özel bir alan seçtiğimiz segregasyon olgusunu net inceleyebileceğimiz bir alan olduğunu düşündük.Hem sosyal yapının mekansal oluşuma etkisi var sonrasında da mekansal farklılaşmanın giderek alt gelir grubu üzerinde sosyal baskısı var. Zaten çift taraflı sosyal yapı mekansal yapı etkileşimi ve zaten üzerinde çok tartışılan bir konu. Burada hem sosyal hem mekansal farklılaşmanın birbirine çok zıt olduğu bir alan olduğu için seçildi.
Funda Ece-Ben görmediğim için hayal etmeye çalışıyorum.
Hale Erez –
Avrupa yakasının en lüks konut merkezi, üst gelir grubunun yaşadığı bölge
Etiler Akatlar Bölgesi ve Karanfilköy’de Akatlar Mahalle sınırları içinde
kalmış yeşil dokusuyla, ağaçlarıyla mekansal olarak farklı kendini
mekansal olarak izole etmiş görünümde bir gecekondu yerleşmesi 10 dakika
mesafede Akmerkez var.
Funda Ece-Bunu anlamaya çalışırken, bunları konuşurken, bireysel bazda olaya yaklaşırken, mekan seçiminde veya kişinin yerleşim seçimi sırasındaki komşuluk ilişkileri ve değerlerinde aslında genetik faktörler de rol oynuyor. Genetik patolojiler dahi rol oynuyor yani İstanbul’un pek çok yerinde bunu görebiliyoruz. Semtleşmeden ziyade farklı yerlerden göçlerin oluşturduğu mahalleler var. Yani bireysel.
Hale Erez- Segregasyonun yalnızca sosyal yapıyla ekonomik yapıyla da ilgili bir şey değil etnik yapıyla da ilgili bir şey değil etnik yapıyla da ilgili, geçmişte de varmış, Osmanlı İmparatorluğunda da mahallerinin sınırlandırılması dine göre etnik yapıya göre yapılmış.
Funda Ece-Son zamanlarda genetik yapıyla da ilgili olduğu ortaya çıktı. Genetik farklılıklar deyince işte göz rengi gibi saç rengi gibi geçisi olan şeylerin aslında ruhsal kimliklerimizde de olduğu araştırmaları yapılıyor ve genetik söz konusu olduğunda bir insanın yaşamı seçme konusunda kendi genine uygun yerleri değil kişilerin bulunduğu yerleri seçmek gibi bir yola gidiyor. Böylece bir kentleşme sosyalleşme bir sürü şey gelişiyor gruplaşma gelişiyor belki bir de bu araştırmalar sonucunda bu irdelenebilir ne kadar genetik altyapı taşıyor buraları çünkü özellikle biz bipolar dediğimiz manikdepresif rahatsızlıklardan ne kadar bilginiz var bilmiyorum ama son zamanlarda çok medyatik olduğu için dile getirmek istedim.
Mesela bipolarite de yaşam iki uç okta olduğu için bir negatif bir pozitif uç olduğu için genelliklere bu tür kişiler kozmopolitik yerlerde yaşamayı çok severler onlar için işte böyle bir ortam çok müsaittir. Çünkü her yanını doyuruyor. Hiperaktif genetik altyapısı olan bir insan için çok daha farklı bir mekan gündeme getirebiliriz gibi daha bir sürü genetik altyapılarımız var bunlar patalojik olmak zorunda değiller. Yani bipolarite kalp gibi hepimizde kalp vardır genetik altyapımızda kalp hastalığa yatkınlık fazla 30-35 li yaşlarda risk taşıyabiliriz . Bipolarite de hiperaktivite de dikkat eksikliği formları da dahil olmak üzere herhangi bir travma yaşanmadığı sürece kendini koruyan ve yaşamı herkesin içinde idame etmemizi sağlayan genetik altyapımızdır. Mesela ağır dikkat eksikliği olanlar kalabalık ve gürültülü ortamlarda yaşayamazlar. Kesinlikle yeşil alanın bulunduğu yerler onlar için uygundur. Bu da kentleşmeyi etkileyebilecek bir faktör olabilir diye düşünüyorum. Ek bilgi olması adına bunu vermek istedim. Ben direkt böyle çok fazla konuşamayacağım, heyacanlıyım bir yandan bu kadar teknik insan karşısında sözel olmak biraz zorladı beni hata payım artabilir. Sorular gelebilirse belki hafızamdan bir şeyler akabilir size .
Oylum Seyrek- En başta söylediğiniz aitlik duygusu hakkında bir şey söylemek istiyorum aslında çok fazla farkında değildir herkes ama şehir planlama mesleği dışındaki insanlar aitlik duygusu şehir planlamada şehirsel kimlik ile ilgili araştırmalarda aslında temel olarak ele alınan kimliğini oluşturan ve çok şehirciliğin subjektif boyutta incelemelerinde çok fazla önemli ele alınan bir konu.
Funda Ece-Buna çok memnun oldum psikolojide ana nokta ana konusu hep budur aitlik duygusunun bulundurulması ve motivasyon her şeyi etkileyebiliyor.
Oylum Seyrek- Şehirli olabilmek kentlilik, kentlilik bilinci, kentli olabilmek adına aitlik duygusunu farklı davranış normları kentlinin sahip olduğu farklı davranış kalıpları ortaya koymada çok önemli ne kadar ait olduğu şehircinin şehre kimin ne kadar ait olduğu bizde çocukların ve ebeveynlerin arasındaki farklılıkları ortaya koymaya çalışmıştık
Funda Ece-Bireysel bazdan baktığımızda olaya, aitlik duygusunun bir geni yok sonradan gelişiyor. Bundan dolayı da çevresel faktörler gerçekten orada çok önemli ama ne oluyor da kişi bu çevresel faktörlere rağmen daha sonra onun görüşüymüş gibi algılanıp da aitlik duygusunun ona göre yorumluyor bu da çok enteresan, çok değişik bir şey ve aitlik duygusunu en fazla etkileyeni kültürel değerlerin ait içindeki işlenme tarzı birinci etapta bu geliyor ve burada da çok net çıkmış birebir doğru ir sonuç çıkmış bu beni çok sevindirdi ben tabi şehir planlamada böyle bir şeyin olduğunu ilk defa duyduğum için biraz şaşırdım ve çok mutlu oldum.
Ö.Faruk Cebeci- Biraz daha konuyu açmak anlamında bir şey soracağım, genetik altyapının mekan seçiminde rolü olduğunu söylüyorsunuz. Peki birey psikolojisi açısından bakıldığında uygun mekanı bulamadığında bunu değiştirmeye mi yöneliyor yoksa başka bir mekana mı geçmeye yöneliyor yoksa tam tersi hastalığı kendi içinde ilerlemeye mi devam ediyor. Hastalık olarak bakarsanız.
Funda Ece- Çok mükemmel bir soruydu. Teşekkür ediyorum. Böyle bir soru için. Şimdi her birey o genetik altyapısına göre eğer bir bipolar dediğimiz gibi bir ortamdaysa bipolaritesi gözönüne çıkmadan hayatını devam ettirebiliyor ama gerçekten böyle bir ortamda değil de sadece eksi uçlu bir yerindeyse veya artı uçlu bir yerindeyse kaçışlar başlıyor o ortamdan ve arayışlar başlıyor. Bu Türkiye’nin geneli ya da yurtdışına kadar gidebilir. Fakat gittiği her yerde eğer depresif dönemine denk geldiyse, altı ay orada kalıyor, manik dönemine denk geldiyse altı ay başka bir yerde kalıyor gibi bir süreç ama sonunda travmatik bir sonla bu gerçekleşiyor. Ben bu genetik altyapıyla ilişkili doğru yeri seçememenin en son gelinen noktası inteharlar olduğunu biliyoruz. Yani mekanın böyle de bir ilişkisi var enterasın bir ilişkisi var. Keşke psikoloji gerçekten bu alanlara işte birçok alanın spor psikolojisi dahil olmkak üzere giriyor. Birde bunun gerçekten net bir bilimsel başlıklar altında görebilsek. Gerçekten çok önemli intiharlara kadar gidebiliyor. Ama kendi içinde yaşatamıyor. Bir noktada patlıyor.
Ö.Faruk Cebeci- Peki çocuklar özelinde bastığımızda çocukların bu şansı yok. Yakın uygun mekanlar yaratılmadığı sürece, onlara uygun mekanlar çözümlenmediği sürece.
Funda Ece- Evet en çok zarar gören kitle çocuklardır. Belki son zamanlarda dikkatinizi çekmiştir. Benim bu yıl eylül başından bu yüne kadar hiperaktivite ve dikkat eksikliği teşhisi koyduğum 750-800 çocuk olmuştur en az. Yani bu gen birden mi fırladı?.... Sadece bir travma yaşanıyor ve bu patlıyor böyle bir süreç ve bunu araştırdığımda ve gelen kitleleri inceldiğimde daha çok İzmit’in merkezinden gelen bir kitle bütün çocuklara vitamin veriliyor psikiyatristler tarafından sebep ne? Dürtüsellik vardır hiperaktif dikkat eksikliğinde dürtüsellik engellenmişlik duygusunu sevmez dürtüsel insanlar rahat olmalı onlar, istediklerini istedikleri an yapabilmelidirler, en sıkıştıkları yer, şehirdeki trafik alanlarıdır. Bekleyecek, araba geçecek, sağa bak, sola bak. Dikkat eksikliği formda olduğu için bütün o süreci takip etmekte zorlanıyor çocuk ben bunu kendi kızımda çok net yaşadım hiperaktif bir kızım var genetik altyapısı güçlü ve İzmit’te patladı ve birbuçuk ay içinde Değirmendere’ye geri götürdük, stabil hale getirdik çocuğu ve çok mutlu şu an. Neleri yaşamadığını düşündüğümde ben Şimal’in, sokağa çıkıp koşturamıyor, hiperaktif, koşacak o, koştuğu zaman önüne araba çıkmamalı, tüpçü çıkmamalı, sucu çıkmamalı, bilmiyorum daha ne tür sokak satıcıları var bunlar çıkmamalı. Gene çok basit bir mekan gibi gelebilir ama bu benim için çok önemliydi İzmit’e yerleştiğimde tuttuğum ev işime yakın olsun diye merkezin tam ortası bir taraf minibüs caddesi bir taraf yaya caddesi tam ortasındayız ve birçok farlı mekan vardı tabi yani altılı ganyan bayisi var, işte bir gece kulübü var , o var ıvır var zıvır var, hiperaktif ve dürtüsel bir çocuğun ilgisini çekebilecek sosyal devinimini zorlayacak birçok da etken var çünkü seçici olamıyor dikkat eksikliği formunda olduğu için onu eğlendirebilecek her şey iyidir. O ayırtına çok geç varabiliyorlar ve çok basit bir örnek vereceğim. Bizim binanın kapı girişine hırsızların girmesini engellemek adına çok sert yapmışlar ben çıkarken iki elimle çekiyorum sokak kapısını bir kere Şimal’e dedim ki tatlım dükkana gidip şunu alabilir misin? Tamam anne dedi çoçuk gidiyor bir saat yok ortada kapıyı açamıyor. Orada da küçücük bir mekan var.
Gene çocukların çok etkilendiği ve gene Doğan Hoca ile çalıştığım yıllardan edindiğim bir tecrube muhteşem alanların vardır çocukların bu da bir mekan. Muhteşem alan dediğimiz şey çocuğun kendiin güvende hissederek yayılabildiği alandır. Bunu ne kadar daraltırsanız özgüvenini o kadar baskılıyorsunuz. Neden dağlarda bayırlarda yetişmiş bir çocuğun ergenlik dönemi daha sağlıklı geçiyor. Neden sosyal patlamalar yaşamıyor. Çünkü algısı net kafasını karıştıracak farklı statüler yok. O mekanın içinde muhteşem alanı geniş aslında alabildiğine. Uçsuz bucaksız muhteşem alandan bir örnek vermek gerekirse anneyi babayı bir çocuğu duşunun, çocuk oynaya oynaya gezer gider orada dönüp arkasına bakar baktığından anne ve babayı görebildiği alanı odaklayın tam daire muhteşem alanıdır. Anne ve baba kazara bir arabanın arkasına saklanırsa kıyamet kopar. Muhteşem alanında bir ciddi güven sorunu yaşıyor. Şimdi şehirde hangi çocuğun ne kadar muhteşem alanı var. Ve ne kadarını kullanabiliyor Bu bir kere ve patolojisi artmış çocuklar var. Artık ergenlik süercei daha bir zor geçiyor. Çocukların kentlerde. Ve ben bulun mekanla ciddi ilişkisi olduğunu duşunüyorum. Özellikle hiperaktif dikkat eksikliği ve dürtüsel çocuklar bu ayrı ayrı değil aslında bir bütündür. Kulak burun boğaz gibi nasıl orta noktada buluşuyorsa hiperaktivite, dikkat eksikliği ve dürtüsellikte böyle bir form. Şimdi dürtüsel bir çocuk karşıdan karşıya geçecek trafikte bekleyemiyor ki yani süreci yok, zaman kavramı yok geçecek o, bütün arabalar durmalı, zaten bütün dünyadaki her şey onlar için yaratılmış öyle bir algı var, onlarda büyüklük kaygısı olduğu için dürtüsel çocukların, araba duracak zaten beni görünce duracak yani o yüzden rahat rahat çıkar geçerim diye düşünüyor, tabi olmuyor ve bu yüzden bir sürü trafik kazası yaşıyoruz. Okul kapılarının önlerinde, şehir merkezindeki okulların önünde. O yüden arkadaşımın söylediği şeye katılıyorum en negatif etkilenen kitle çocuklar. Çok ciddi bir travma üretiyorlar.
Ö.Faruk Cebeci-
Teşekkürler.
Dinleyici- Muhteşem alanla ilgili bir ölçü verebilir misiniz?
Funda Ece- Çocuğun algılayabildiği ve doğumundan bu güne kadar duyduğu güven duygusuyla ilişkilidir muhteşem alanın ölçüsü. Dış mekanda anne ve babanın ona verdiği izinle de ilgilidir. Eğer siz çocuğunuzu beş adım ötede gitmesinden huzur duyuyorsanız çocuku o kadar muhteşem alan bekliyor. Biraz daha özgür ve kendine güvenen yapıda bir anne babaysanız uzağa bırakıp uzaktan kontrol edebilme modunu yakalayabiliyorsanız. Çocuğun muhteşem alanı da genişliyor mekan içinde onun sabit bir ölçüsü yok. Mekanla ilişkisi boyutunda düşünüldüğünde büyüme sürecinin en önemli kriteridir.
Ö.Faruk Cebeci- Peki kentin içinde farlı bölgelerde de bu oluşturulabiliyor. Örneğin planlara koyduğumuz çocuk bahçeleri, yeşil alanlar, yürüme yolları vardır. Bunlar da çocuğa güven verebiliryor mu? Mutlaka biri yetişkinin mi olması gerekiyor. Örneğin iyi düzenlenmiş oyuncaklarla daha rahat kullanıma ayarlanmış bir çocuk bahçesinde çocuk bunu yaşayabiliyor mu?
Funda Ece- Eğer dar bir muhteşem alanda yetişmediyse tam organize edilmiş geniş bir ortamda çocuk rahatlıkla muhteşem alanını belirleyebilir. Güven duygusunu oturtabilir.
Ö.Faruk Cebeci- Şimdi bizim daha çok bizi ilgilendiren bölümleri soruyoruz.
Funda Ece- Çok hoştu gerçekten.
Ö.Faruk Cebeci- Biz plan yaparken bizim belirli bir metrekaremiz, standartlarımız vardır. Biz bu standartlarda yeşil alanlarımızı, çocuk bahçesini, parkları, okulları, ana okulları yerlerini ayırıyoruz ama bu fiziki bir düzenleme bizim için burada dediğiniz o alanı sağlıyor mu sağlamıyor mu onu doğrusu kestiremiyoruz
Funda
Ece-
Şimdi daha iyi anladım. Anne ve babanın tabi ki o alanda olmasına gerek yok
fakat o alanda özellikle çocuğun fizyolojik ihtiyaçlarını giderebilecek şeylerin
eklenmiş olması tuvaletlerin yakın
olması mesela 12 yaşa kadar olan çocuk grubunda herhangi fizyolojik ihtiyacı
geldiğinde anne ve babası olmaksızın karşılayabilme rahatlığına bir
kere girmesi gerekir. O yüzden o
mekan için tuvalet ya da yiyeceklerini temin edebileceği alanların yakınlığı
o alanın içindeki o alanların yakınlığı muhteşem alanı biraz rahatlatıyor.
Dinleyici-
Ebeveynler dışında çocuğun arkadaşı da kendisi için bir muhteşem alan
oluşturabilir mi?
Funda Ece- Ergenlik süreci için evet. Muhteşem alan zaten 12 aya kadar ebeveynle ilişkide kuruluyor ondan sonra sosyalleşme süreci içinde artık anne ve babanın dışında ilk sosyal arkadaşına göre belirleniyor. Bugün kısa cevaplar verebilir ama arkadaşlar söz veriyorum çalışacağım, size daha doyumlu yanıtlar getirmeye çalışacağım. Şu an algılamaya da çalışıyorum bir yandan .
Filiz Oğuz- Anket sonuçlarıyla ilgili olarak 10-13 yaş grubu dendi sonuçta çoğunluğu aynı yerde yaşamak istiyor. Onların yaş grubuna bakıldığı zaman Akmerkeze gidiyorlar, çevresine bakıldığı zaman İstanbul’un en pahalı semti orada yaşamayı istemiyor çocuklar. Kendi yaşadıkları yer tek ketlı yeşil bir yer çok daha rahat hareket edebildikleri bir yer bunu fark ederek böyle bir cevap veriyorlar. Sonuçta çok daha lüks bir yerde yaşamak isteyebilirler kafalarını kaldırdıklarında gördükleri bir yer. Belki de buna hiç ulaşamayacaklar onlar için lüks bir yer ama orada yaşamak istemiyorlar. Böyle bir şey geçmiyor akıllarından.
Funda Ece- Orada yaşamak istemek onların tercihi değil. Çocukluk döneni seçimi sonuçları etkilemiş olabilir demiştim gerçekçi değil şöyle dile getireceğim kuralların ya demokratik ağırlığı ya otoriter ağırlığı var. Otoriter ağırlığı çok fazla göremiyorum ben ve bu olmadığı zaman çocuğun son çocukluk döneminde kendi kararını alabilme yetisi, ne istediğinin farkındalığı gelişmemiş oluyor. Fizyolojik ve biyolojik yanında katkısı var. Bundan dolayı o karar onların almış olduğu bir karar değil. Öğretilen, öğretilenin getirdiği bir alışkanlıklarının özellikle.
Filiz Oğuz- Ailelerin verdikleri cevabın da buna yakın olması gerekmez mi?
Funda Ece-Sözel şeylerden çok beden dili daha hakimdir. Çocuklar için yani anne ben üst yerlerde çok iyi yerlere gelmenizi istiyorum derken bir beden diliyle aslında çok da fazla evden uzaklaşma diyebilir. Çocuğun tamamen o anki algılamasıyla ilişkilidir bu.
Oylum Seyrek- Aslında Karanfilköy de fotoğraflarla da gösterme şansımız olsaydı, bizim de içinde oturduğumuz apartman tipleri çok değil kırsal yerleşmeler, Karanfilköy bana kalırsa çok daha fazla yeşil alanı, bir çocuk için daha geniş özgürlüklere olanak sağlayan bir alan. Apartman katlarında oturmaktan çok daha keyifli, çok daha yaşanabilir olabileceği bir alan daha ölçekli yani çocuk daha standartı yüksek bir yerde yaşamalıyım diye düşünenez. Ben bile şu anda apartmanda yaşamaktansa o tarz bir yerde yaşamanın daha güzel olduğunu düşünüyorum.
Funda Ece- Ben bu kadar katılamayacğım, çok değişken bir yaş grubu her konuda değişken bir tek mekan değil sosyal ilişkiler bazında da değişken bir grup 3 yıl sonra böyle düşünmeyebilir. Grupta örnek alınan bir çocuk vardır ve o çocuğun söylemi bütün grubun fikrini değiştirebilir. Bu yaş grubu için bireysel farkındalık biraz zor.
Oylum Seyrek- Bu yaş grubunu seçerken bizim araştırmayı düşündüğümüz konular için çocuk bilinçli olabilsin, soruları algılayabilsin diye. Daha düşük yaş grubundaki çocuklara şehir merkezi nedir diye sorduğumuzda 5 yaşındaki çocuk algılamayabilir. Bu yaşdaki çocukları biraz da bu yüzden seçtik.
Dinleyici- Seçilen alan tipik olmakla birlikte buna benzer ayrı bir semtte de benzer araştırmalar yapılabilseydi . Örneğin Etiler’de de araştırma yapılabilseydi, karşılaştırma yapabilirdik.
Hale Erez- Bir aradaki etkileşimi inceleseydik iki farklı grubun birbiriyle entegrasyonu olarak yapabilirdik. Bizim çalışmamız segregasyon, sosyal kopma üzerine oldu. Çocuk ve Mekan ana başlığı altında çocuk ve gecekondu bölgesi bu özel alanda çocukların segregasyon derecesi. Ama dediğiniz gibi farklı bir gecekondu yerleşmesinde çevresindeki yapılaşmayla beraber ya da sosyal yapıyla beraber çocukların başka sosyal olgu üzerinde ya da çocukların mekanı algılama konusu çocuk ve toplu konut irdelenebilir. Çocuk ve tarihi çevrede yaşayan çocukların , çocuk ve şehir dışında yaşayan çocuklar, geleneksel doku içinde yaşayan çocuklar vb. bu geliştirilebilir.
Zekai Akay- Planlamada yoğunluk hektar başına, birim alan başına nüfus yoğunluğu çok önemli bir kavramdır. Kapitalizm belli alanlardaki yoğunluğu kendiliğinden arttırır. Biz de plancılar olarak yoğunluğa karşı çıkan bir yol izleriz. Düşük yoğunluk iyidir diye. Birey açısından tenhalığın belli bir anlamı var ya da faydası var. Yoğunluğun da belli bir anlamı ve faydası var. Bu konuda bir psikolog olarak bize biraz yol gösterir misiniz? İnsan için bunun sınırları var mıdır.? Yoğunluk ve tenlalığın yeni kentler belli yoğunlukta yükselirken bireyler ne kadar az kalkınır bizim elimizde bu konuda bir ölçü yok.
Funda Ece- Bu yoğunluğu, kentsel yoğunluktan, bahsettiğinizi bina yoğunluğu ve mekanların yerleşmesi olarak mı algılayacağım?
Zekai Akay- Mesela şöyle düşünelim, ayrık nizam dediğimiz şey Değirmendere’nin yamaçlarındaki o tek tek evler, kent merkezinde bitişik nizam yükseklikler var. Birim alana düşün insan sayısı çok artıyor. Planlamada çok ciddi bir argümandır. Yoğunluk rant yoğunluğu sürekli yükseltmek konusunda baskı yapar, plancılar direnebildikleri kadar direnirler. Ama hep baskı altında kalırlar bu arada insanlara, bireylere olan oluyor. Sizin alanınız açısından tamamen tenhalık da birey açısından iyi değil tabiki ama yoğunluğun da belirli bir sınırı olmalı.
Funda Ece- Bizde kavramsal mesafe çalışmaları vardır. Bireyin kendini rahatsız hissettiği mesafeyle iki birey olarak düşünürsek eğer mekan o kişiyle olan sosyal mesafe dediğiniz, kişinin kendi adına bütün rahatlığıyla, kendini koyabildiği alandır. O alan içinde tacize uğrama korkusu yoktur. Başına bir şey geldiğinde kendini savunabilme gücüne ve güvenini kendinde görür bu bağlamda bu çok önemli sosyal mesafenin sınırları genişlediğinde de aynı korkuyu yaşıyor, sosyal mesafeler aşağı indiğinde de aynı korkuyu yaşıyor. Bu oldukça önemli aslında bu mesafenin şehir planlamadaki ölçütü ile bizdeki ölçütü aynı mıdır bilemem çok farklı bir ölçü tekniği vardır belki,
Zekai Akay- Diyelim ki planlamada genelde 250 ki/ha.ın üzerine çıkmamaya çalışırız sistem de sürekli bizi bunun dışına iter yükseltmek yönünde, bunun bir ölçütü geliştirilebilir mi?
Funda Ece- Bence geliştirilebilir birçok senkıllar seçilip, birçok sosyal dramalar yapılıp, psiko-drama şeklinde yapılıp, mekan ve doğa ile ilgili mesela bu çok heyecanlandırdı beni. Geçen hafta sonu katıldığımız İzmit psiko-drama eğitiminde biz doğa ve bireysellik üzerine çalıştık doğaya çıktık kendimizi en rahat hissetiğimiz sosyal mekanı seçtik herkesin ki farklı, biri dağın tepesini seçti biri yaylanın ortasını seçti biri çitin dibini seçti bireysel farklılıklar söz konusuydu ve sonradan gördük ki aslında her birimizin doğada da mekanda bir bizi var sosyal anlamda, hepsini ölçtüğümüzde hepimizin ortak çıktı değerleri o alanı kullanma ölçütü yani ne kadar diyelim sizin ve benim olduğum alan içinde bulunduğumuz sürece bu kadarlık bir boşluk tam daire çizdiğinizde bana ait olduğu sürece ve o dairenin dışında kim geçerse geçsin kişi yattığı yerden kalkmıyor. Nasıl olsa bana zarar gelmez, çimlere uzanmış durumda ama öyle bir alana uzanmış durumda ki bu da içsel seziliyor mudur nedir kişiler diğer o alanı dolaşan kişiler onan o alana girmiyor. Bu çok önemli bir nokta ve aslında kesinlikle de ölçülebilinir. Birçok çalışmayla ki bu psiko-dramadaki bu çalışma bile bunun bir örneği aslında 16 kişilik bir grupla yaptık bir çiftlik içinde, aşırı uzaklık da çok rahatsız etti bireylerin birbirini ve en sonunda bir alan içinde 16 kişi dağılmıştı ve her birisinde bir sosyal mekan var kimse kimseyi ve teknik olarak yeni sayısal değerler açısından da çalışılabilecek bir alan, tabi Türkiye’de bu ne kadar yapılabilecek bilemiyorum. Sizler çok daha bu işin içindesiniz. Psikoloji bu alana giriyor mu girince bir alan üretecek mi duyumunu alıyorsunuzdur. Ben öyle bir duyum almadım. Bu eğer sizin bir talebiniz ise bunu yakınınızdaki en yakın üniversitenin bölüm başlanlığına başvurarak dile getirebilirsiniz. Bu son derere gerçekçi bir istek ve birçok insanı da şaşırtacak bir istek.
Ozan Külekçi- Bu çalışma kapsamında bize bir karşılaştırmak, hakikaten iki mekan çok farklı, sorulardan birine atıfta bulunacağım denmişti ki gecekondu bölgesinde Karanfilköy’de çocukların, ailelerin çocukları zorlamasıyla dışarda Akmerkez’e gidebiliyorlar ama bu zaten anneler ev hanımı, çalışmıyorlar çalışmadığı için birebir gün boyunca onanla oluyor, baba zaten haftanın belki çoğunu çalışarak geçiriyor hafta sonu da dinlenmek istiyor. Yani bu kent plancısı gözüyle iki fotoğraf çekiyorum, birincisinde doğal gelişmiş serbest gelişmiş ve bizim geleneksel yanlarımızı ortaya koyan bir doğallığı var. Oradaki çocuğun da doğal gelişimi ama öte taraftan planladığımız kalıplaştırdığımız ama sosyal anlamda da oradaki bireye ilişkin tanımlamalarımız var. O bölgedeki insan ebeveynler çalışmazlar oradaki kadının çalışabilirliği daha yüksektir. Daha çok oranda çalışıyordur. Çalışıyorsa çocuğuyla ilişkilerinde kopmalar mı var nasıl bütünleşiyor yani çocuğuna bakıcısı bakıyor akşam çocuğuna zaman ayırabiliyor. Ama okulu gibi okul öncesi bir eğitimden geçiyor çocuk sonra nitelikli bir eğitim alıyor ama bu çocuk acaba bu on yaşına kadar ne kadar doğal yetişiyor ona sunduğumuz ortamdan çıkan çocuk doğal olabiliyor mu?
Funda Ece- Çok hoş bir soruydu gerçekten, teşekkür ediyorum aslında doğal gelişim süreci çok az gelişim süreçlerimizin tümü içinde.
Ozan Külekçi - Doğal gelişim süreci nedir?
Funda Ece-Doğal gelişim süreci dediğiniz şey kininin kendi öz değer farkındalığına kendiliğinden ulaşabilmesidir. Öz değer farkındalığına kendiliğinden ulaşamamasını etkileyen değerleri de vardır. Aile öğretileri sülale öğretileri yani anne-babaya da öğreten kişiler var neticede kültürel öğretiler var. Okulun öğretileri var. Sosyolojların psikolojların öğretileri var şehir plancılarının öğretileri var bilumum öğretiler var. Bir de medya var. Bu gerçekten çok anlamlı bu ayrıca çalışılması gereken bir proje aslında ayrı bir çalışma sahası
Ozan Külekçi - Sanki biz onun önlemlerini almışız gibi görüyorum ben nasıl olsa anaokulu yaptık bakıcısını da bulduk iyi de eğitiyoruz iyi de kazanıyoruz ama çocuğun bizden beklediği 10-12 yaş grubunun 12 yaşa kadar acaba bunlar mı?
Funda
Ece-
Yaşadığımız
yerde bir okul yoksa başka bir yere konuşlandırılmışsa çocuğunuzu
mecburen o okula götürüyorsunuz iki farklı mekanda yaşıyor çocuk bunu Değirmendere’de
çok güzel yaşadık bir Gölcük var bir Değirmendere var bir de
donanma var üçü de birbirinden farklı.
Ö.Faruk Cebeci - Toplantıyla ilgili bir açıklama yapayım isterseniz. Aslında toplantıdaki amacımız bizim meslek, olarak kent plancıları olarak, hep bize teorik olarak disiplinler arası bir çalışmadan bahsedilir. Birlikte çalıştığımız mimarlara birlikte çalışıyorum, hadi şu an konumdan dolayı jeologlarla birlikte belki çalışıyorum ama bizim asıl teoride anlatılan görmek istediğimiz kentte yaşayan sosyologlar, sosyal antropologlar, psikologlar, ekonomistler bunların hepsinin soruna yaklaşımını değerlendirebilmek, bizim bakış açımız çocuk, elbette biliyoruz bu çocuğun bir sosyal çevresi var psikolojisi var ama plancı olarak baktığımızda kaç metrekare ilkokul alanı gerekiyorsa onu çizip bırakıyoruz belki işte yeşilini düşünüyoruz. Arkadaşların çalışması bu konuya bir örnekti doğrudan onun üzerinde değil de bir çerçeve oluşturmaktı. Biz de bu bildiriyi bu kapsamda genişletelim dedik. Biz de farklı bir meslek grubuyla bir araya ilk kez geliyoruz. Daha önceki yaptığımız toplantılarda da oluyor da ama bu kadar formal bir halde ilk defa bir araya geliyoruz. Bence hepimiz için benim için özellikle çok değişik bir açı oldu bakış açısı getirdi. Tahmin ediyorduk elbette farklı meslek gruplarının farklı bakış açıları olacağını ama böylece bunu somut olarak yaşadık bizim aklımıza gelmeyen bakış açıları olduğunu gördük biz elbette çocuğun bir mekanı olduğunu biliyorduk ama muhteşem alan diye bir şeyi şimdi öğreniyoruz. Bence faydalı oldu. Eklemek isteyen arkadaş da varsa toplantıyı kapatalım diyorum. Aslında bir ayağı eksik kaldı. Bir de sosyolog arkadaş gelecekti onun da farklı bir bakış açısı olacaktı. Mimarlar Odasına da Mimar Erdinç Güner özelinde teşekkür ediyoruz.
Herkese teşekkür ediyoruz, iyi akşamlar.
Seminerden fotoğraflar: