17 Ağustos

Dilber AYDIN, Kent Plancısı

17 Ağustos depremi,bilimi gözardı ederek yapılan kentleşme ve sanayileşme sürecine dur diyecek mi acaba?Depremin hemen ertesinde oluşan pazarı görünce,bunun mümkün olmadığını anlıyoruz.Neden?Çünkü ülkemizdeki eşitsizliklerin ve ortaya çıkan uçurumların etkisiyle okuma-yazma bilmeyeninden üniversitede öğretim görevlisi profesörüne kadar,ne yazık ki insanlarımız bulundukları ortamın şartlarını kullanarak nasıl daha fazla gelir elde edebilirimin peşinde.

Deprem ertesinde toplanan yardımların depremzedelere nasıl ulaştırılamadığını hepimiz az çok  biliyoruz. Medyada görüyoruz,okuyoruz.Birde yıkılan,hasar gören yapıların yarattığı pazarda dönen oyunlar var.Yıkılan yada hasar gören okulların onarım ve yapım işinin daha önce yaptıkları binalar depremde yerlebir olan müteahitlere verilmesi,kendilerine görev verilmese dahi böyle bir olayda kendilerini sorumlu görmesi gereken üniversitelerin tam tersi tutum içerisine girerek adeta yabancı bir ülkenin bilim yuvası gibi davranmaları,bu yetmezmiş gibi bazı değerli hocalarımızın bilgisi yetersiz ve yetkisi olmayan özel bürolarla işbirliğine giderek "hasar tespit çalışması" yapmaları,depremzedelerin geçici olarak barınacakları prefabrik konutların ekili-dikili ,özel mülkiyete ait ve zemin açısından sakıncalı alanlara yapılması...Bütün bunlar deprem sonrasında bizleri isyan ettiren olayların mimarlık,mühendislik ve şehirciliği ilgilendirenlerinden bir kısmı.

Bu olanların bazılarını yaşadım,çünkü bende bir depremzedeyim.

Çok ümitsizim diyorum ama yinede küçücük bir çaba olarak bu yazıyı yazıyorum.Sanırım bunların düzelmesi için en az 7.4 şiddetinde bir depremin kafalarımızın içinde olması ve yıllardır süregelen hepimizi esir etmiş bu çağdışı zihniyetin devrilmesi gerekiyor.Ancak böyle bir deprem yaşarsak depremlerin Allahın bize verdiği bir ceza değil doğal bir afet olduğunu,bilimsel araştırmalara ağırlık verilmesi gerektiğini,kentleşme ve sanayileşmenin bilimsel araştırma gerektiren ciddi bir iş olduğunu anlayabiliriz. .