ŞEHRİ KİME EMANET ETMELİ ?
Doç.Dr.Mehmet TUNÇER
Ülkemizde Şehremaneti (Belediye) Teşkilatı 18. Yüzyıl ortalarından bu yana işlevini sürdürüyor. Şehremini de; “şehrin emanet edildiği kişi”, yani günümüzdeki Belediye Başkanı.
Belediyelerimizin, yani “Yerel Yönetim”lerin, 1930 yılından bu yana çok az değişikliklerle gelen ve halen yürürlükte olan 1580 Sayılı Belediye Kanunu ile görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanmış.
3030 Sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimine Dair Kanun ile (1983), Metropoliten kentlerde oluşturulan Büyükşehir ve İlçe Belediyelerinin yaptıkları uygulamalar; yarı çağdaş, yarı demokratik genellikle de oligarşik yönetimler olarak tanımlanmakta ve varlıklarını sürdürmekteler. Ankara’da Büyükşehir Belediyesi ile 5 İlçe Belediyesi 1984 yılında oluştuğunda seçimle gelen Altınsoy görev yapmaktaydı. Daha önce, “Atom Karınca” ünvanlı Süleyman Önder, 1980 ara döneminin atanmış Belediye başkanı olarak kısa bir süre görev yapmıştı.
1980 öncesinde, biz ODTÜ’de Şehircilik okurken Ali Dinçer, daha öncesinde de Vedat Dalokay gibi Başkanlar kısıtlı ekonomik kaynaklar, bürokrasi ve teknik yetersizliklerle boğuştular. 1970’lerin Mehmet Barlas’ını da unutmamak gerekli. 1980 sonrası, özellikle 3030 sonrasında Belediyelere hem imar planı hazırlama ve onama yetkisi verildi, hem de genel bütçeden pay ayrıldı. Emlak, temizlik vergisi gibi parasal kaynaklar da Belediyelere aktarıldı. Ayrıca, uluslararası kredi mekanizmaları da Belediyelere önemli kaynak aktardılar. Böylece, Mehmet Altınsoy (1982-86), Murat Karayalçın (1986-91) ve Melih Gökçek (1992-devam ediyor) doğalgaz, metro, Ankaray, içme suyu, kanalizasyon sistemleri, alt-üst geçitler vb çok masraflı ama hayati projeleri başlattılar, sürdürdüler ve kısmen sonuçlandırabildiler. Benden Ankara Belediye Başkanlarının kente kazandırdıkları (ya da kaybettirdikleri) konusunda bir değerlendirme yapmam istendiğinde bunun çok zor olduğunu belirttim. Bunun için genel bir değerlendirme yaparak, imara ilişkin yetkilerin Belediyelerde bulunmadığı, bugünkü gibi parasal ve teknik kaynaklara sahip olmayan 1980 öncesi Belediyelerin, özellikle Mehmet Barlas, Vedat Dalokay ve Ali Dinçer zamanında günümüzde sonuçlarını gördüğümüz bazı çalışmaları başlattıkları ve kısmen de hayata geçirdiklerini söylemek mümkün: Bunlardan bazıları;
· 1990 ve 2015 Metropoliten Alan Nazım Plan çalışmaları,
· Raylı Toplu Taşın sistemlerine ilişkin birimlerin kurulması ve projelendirmelerin yapılması,
· Batı koridorunda (İstanbul yolu) Batıkent, Eryaman yeni yerleşim alanlarının kamulaştırılması ve planlanması, KentKoop’un kurulması, Ostim’in geliştirilmesi,
· Çeşitli ulaşım, katlı kavşak, meydan ve altyapı projeleri, kent içi trafiğin rahatlatılması,
· Kızılayda yaya bölgeleri oluşturulması,
· Kentsel ölçekte yeşil alan sistemlerinin planlanması,
Bunları sürdürmek, planlama ve projelendirme çalışmalarını tamamlayarak, finansman kaynaklarını bulmak ve uygualamaya geçmek için son 20 yıldır çalışmalar yapılıyor. Bu arada, Benim de Belediyede çalıştığım dönemlerde (Altınsoy) Ankaray, metro, Ulus Projesi (Hacıbayram ve Kaleiçi), Altınpark, Dikmen Vadisi, Portakal Çiçeği Vadisi gibi projelere başlanmış, AŞTİ, çevre yolları, katlı kavşaklardan bazıları (Keçiören, Meclis vb) inşa edilmişti. Bu dönem İlçe Belediyelerinin kuruluş ve ilk planlama deneyimi yıllarıdır. Bu nedenle Türk Belediyeciliğinin önemli yılları olarak araştırılmalıdır. Ayrıca, doğal gazın gelişi ile hava kirliliğinden büyük oranda kurtulduk.
1986 sonrasında Karayalçın ve daha sonra 92 sonrasında Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemlerinde bu kısıtlı yazıya sığdıramayacağım kadar çok sayıda planlama ve projelendirme yapıldı. Bunlardan en önemlileri; Ankaray, Batıkent Metrosu, köprülü kavşaklar (Mamak köprüsü dahil), Dikmen Vadisi, yaya bölgeleri projeleri (Ulus ve Kızılay’da) hazırlandı ve kısmen uygulandı. Bu arada istenmeyen gelişmeler de oldu, Gölbaşı çevresi yapılaşmaya açıldı, kaçak kömür kullanımı ile son yıllarda yeniden havamız bozuldu, olurolmaz yerlere kavşakların yapımı özellikle araç sahiplerine eziyet çektirdi. Çirkin kent mobilyaları, arabesk mimari uygulamalar, çağdışı amblem tartışmaları ile son yıllarda Nazım Plan düşüncesinden iyice uzaklaşıldı. Kent Batı Koridoru fikrinden saparak çevre yollarına kadar yağ lekesi gibi akılalmaz bir büyüklükte gelişti, ıslah ediyoruz diye tüm yeşil alanlarını yok ederek gecekondu bölgeleri taşlaştırıldı vb. Son 15-20 yılda yapılanlarla, kentin doğal ve tarihsel/kültürel çevresinde de geri dönüşü olanaksız tahribatlar oluştu. Eski Ankara’nın korunması konusunda bir iki projeden öteye geçilemedi, Dikmen Vadisi taşlaştı, şimdi aynı tehlike İmrahor Vadisinde. Belediyelere yetki verilmesi, parasal kaynak aktarılması iyi de bunun planlı, kent politikalarına önem veren bir tarzda yapılması gerekli. Ayrıca, Belediye Başkanlarına verilen yetkiler ve bunları kullanım şekli de ayrı bir tartışma konusu. Denetim, makro planlama, öncelikler, akılcılık belediye yönetimlerine hakim olması gerekli en önemli konular bence. Tabi bu köşenin kısıtlı olanakları içinde tüm bunları sizlere aktarmam de olanaksız.
Sağlıcakla kalınız.