İnsan Davranışlarında Çevre Etkisi ve Psikolojik Tatmin
Ramazan ÖZBEK
Y. Kent Plancı
İnsan sahip olduğu kültürel nitelikleri ve bunlara bağlı olarak geliştirdiği hayat tarzı ile fiziki çevre üzerinde yer almış ve onu biçimlendirmiştir. Karşılıklı olan bu ilişki içersinde çevre de kültürün oluşumunda etkili olmuştur. Çevre ile kültür etkileşimi ilk olarak 20. Yüzyılın başlarında coğrafyacılar tarafından yorumlanmış, bu yorumlardan 3 farklı akım doğmuştur:
Çevreci
Determinizm:
20. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya konan bu yaklaşımda fiziki çevrenin, özellikle iklim ve yer şekillerinin kültürlerin biçimlenmesinde etkin bir güç ve insanlığın aslında fiziki çevrenin pasif bir ürünü olduğu belirtilmiştir. Deterministler dağ insanlarının basit, geri, tutucu ve hayal gücünden yoksun olmalarını engebeli arazi yapısına bağlamışlardır. Çöl insanlarının tek tanrıya inanmaları ve zalimlerin yönetimi altında yaşamaya mahkum olmaları da yine bu nedenledir.
Çevreci
Posibilizm:
Çevreci determinizmin 1930’lardan itibaren etkinliğini kaybetmesinin ardından yerini posibilizme bırakmıştır. Bu akımda fiziki çevre etkisi göz ardı edilmemekle birlikte, kültürel mirasın da insan davranışını etkilemede en az fiziki çevre kadar önemli olduğu ifade edilmiştir. Posibilistlere göre insan, çevreden çok kültürün mirasıdır. İnsanların bir alana nasıl yerleşeceği ve onu nasıl kullanacağını kültürel miras belirler.
Çevresel
Algı:
Bu görüşe göre, her insanın fiziksel çevre hakkında zihinsel imajları vardır ve bir kültür grubu içinde bu imajlar geniş ölçüde paylaşılmaktadır. Bu düşünceyi destekleyenler çevrenin gerçek karakterlerinden çok çevrenin algılanmasındaki kriterlerin insan psikolojisi ve kültürü etkilediğini savunurlar.
Coğrafyacıların yaklaşımları 1960’lardan itibaren Kevin Lynch’le birlikte birçok değişikliğe uğramıştır. Lynch paylaşılmış öğrenilen davranışların özellikleri ile ilgili çalışmalarını bir takım zihinsel haritalama teknikleri kullanarak açıklamaktadır. Lynch’in şehirlerin imajı ile ilgili çalışmaları, önemli ve müşterek algılamaların tanımlanması, grafik ve eylemsel ifadelerin anlaşılması üzerine temellendirilmiştir. Haritalama teknikleri bir takım zihinsel özelliklerin ortaya çıkmasını ve anlam kavramına sistematik yaklaşılmasını sağlamıştır.
Lynch’e göre; her an gözün görebileceğinden, kulağın duyabileceğinden fazlası, keşfedilmeyi bekleyen bir dekor, bir manzara vardır. Hiçbir şey tek başına algılanamaz, çevresiyle, kendisini doğuran olaylar zinciriyle, geçmiş yaşantıların anısıyla ilintili olarak algılanır. Çoğu kez kenti algılamamız süreklilik göstermez, kısmi olur ve dikkatimizi çeken başka şeylerle sürekli bölünür. Bu bölüntü çoğunlukla kültürel çevre süreçlerden etkilenir. Yani kültürel olarak bakmayı, duymayı kendimize yasakladığımız ve bu yasaklamayı beynimizin bir köşesine attığımız durumlar kaçamak algılarla ön plana geçer. Oysa kendi kültür yaşantımızda sıradanlaşan bir takım eylemlere yaşanılan kentte rastladığımızda hoşnut olmanın ötesinde duygusal olarak kulak kabartmayız.
1970’ler boyunca, çevre-davranış konusundaki araştırmalar davranış üzerine yoğunlaşmış, değerler ve anlam konusuna daha az ilgi gösterilmiştir.
Kültür-çevre konusu üzerine durmuş en önemli iki kişi Amos Rapoport ve Irwin Altman’dır. Her ikisindeki ortak yaklaşım, çapraz kültürel karşılaştırmaların kullanımı ve ikincil derecedeki etnografik malzemelere olan gereksinimdir. Her ikisi de inançsal bir yaklaşım tanımlar ve niteliklerde ve biçimlerde çeşitliliğe yol açan faktörlerin artışını gerekli bulur. Rapoport daha ziyade yapısal çevre biçimleri üzerinde dururken, Altman insan davranışlarının mekansal boyutlarını ele almıştır.
Rapoport kültür kavramını, çevre davranış literatürü içinde ele alır. Dünya üzerindeki konut biçimleri ile ilgili ekstrem farklılıkları ortaya koyar fakat tek nedenli açıklamaları da eleştirir. Ona göre konut biçimleri iklim, malzeme, yapım tekniği teknolojisine bağlı olan geniş çaplı sosyo kültürel faktörlerin sonucu olarak oluşmuştur.
Altman ilk karşılaştırmalı araştırmalarında mahremiyetin evrensel bir kültürel süreç olduğunu ve temel insan gereksinmesi oluşturduğunu belirtmiştir. Mahremiyetin tanımlanmasında, davranışlarda bireysel sınırların diyalektik, optimal ve çok yönlü etkilerini incelemiş ve mahremiyetin fiziksel çevre üzerindeki etkilerinden ziyade fiili ve fiili olmayan davranışlarla ifade edildiğini bulmuştur.
Çevre Kavramı ve Algı ile Davranışa Etkisi
Çevre, yaşamın oluştuğu ilişkiler ortamının tümüdür. Bu alan fiziksel ve mekansal tüm ilişkilerde olduğu gibi toplumsal ilişkiler ve üretim ilişkilerini de kapsar.
Fiziksel Çevre; doğal ve yapay ortamlar, toplumsal çevre ise, neden-sonuç ilişkileriyle birbirine bağlı altyapı (üretim ilişkileri) ile üstyapıdan (kültür, ahlak, politika, örgütler ) oluşur.
Bu bağlamda insanın dışındaki tüm evren coğrafi çevrenin konusudur. Bu çevrenin içinde bulunan operasyonel çevre, insan farkında olsa da olmasa da onu etkileyen eylemler dizisinden oluşmaktadır. Farkında olduğumuz eylemler ise algısal çevremizi yaratırlar. Algısal çevremiz bizi davranışsal olarak bir tepkiye itiyorsa bu da davranışsal çevremizi oluşturacaktır.
Şehirsel çevre yaşanılan mekan olarak insan psikolojisinin davranışsal etkilerini belirler. İnsan psikolojisini bilinçli ve bilinçdışı birçok katmanın oluşturduğunu kabul edersek, psikolojik tatminin, çevreleyen mekana gönderilen reaksiyonların bu katmanlarda oluşturduğu duyumlardaki hoşnutluğuyla doğru orantılı olduğu görülür. Duyumlar bilinçdışı katmanlarda ne kadar derine ulaşırsa, o çevrede yaşayan kendisini çevre öğeleriyle o derece bütünleşmiş ve bütünleştiği oranda da mutlu hisseder.
Çevresel imgeleme kişi ile çevresi arasında iki yönlü bir sürecin sonucudur. Kişi çevresini belirli bir süzgeçten geçirerek algılar, farklılıkları seçer, düzenler ve anlamlandırır.
Hemen hemen bütün davranışlarda davranış oluşurken ya da davranışı yaşarken hissettiğimiz zevk unsurudur. Zevk davranışın içinde saklı ya da onunla birlikte ortaya çıkan yaşanılan davranışın rengidir.
Algılama organizmadan ayrı düşünülemediği gibi, davranıştan ayrılamaz ve güvenilirlik sınırları içinde olmak koşuluyla zevk duygusuna bağımlıdır. Algılamanın boyutları ve derinliği doğuştan öğrenilen ve sonradan gelişen mekanizmalar çerçevesinde gelişir.
Psikolojik
Tatmin Kriterleri
Şehirsel çevrenin algılanmasında tatmin duygusunun gelişmesi için o çevrede birtakım karakteristiklerin oluşması gerekir. Bunlar:
· Katılım: Şehirsel çevrenin algılanması için algılayanın şehrin biçim kazanmış öğelerine katılımı gerekir. Bu katılım bilinçli zorlama olmaksızın oluşan ve sonuçta bir zevk alma hissinin oluşumuna neden olan, yapısal objelerde ve eylemlerdeki sezgisel davranışlara bağlıdır.
· Vücut: Şehirsel çevrenin algılanmasında vücut kurgusuna bağımlılık söz konusudur. Vücudun fiziksel özelliklerini (bakış açısı, duruş, el-ayak hareketleri v.b.) aşan veya onlara ters gelen objeler algılamada hoşnutsuzluk yaratır. Aynı zamanda vücudun yalnızca belli noktalarının davranışına izin veren çevre de yaşayanlarını fiziksel ve psikolojik açıdan tatmin edemez.
· Oyun: Şehirsel çevre davranış ve oyun mekanı olarak kullanılır. Algılayan dolaylı olarak gördüğü yüzeylerin arkasında nelerin gizli olduğunu, bunların neler getireceğini bilmek ister. Ayrıca bu çevresel objelerde ipuçları ve işaretler arayarak davranışlarını mekansal ve zihinsel olarak güvence altına almayı amaçlar. Bu algılayanın psikolojik ve fiziksel gücünün faaliyet altında olduğu bir yaratıcılığın doğmasına neden olur.
·
Kaybolma: Birçok kişi için şehrin herhangi bir noktasında kaybolmak büyük bir heyecan ve korku unsurudur. Modern kentlerde yaşayan insanlar için yolunu tümüyle kaybetmek neredeyse imkansız gibidir. Başka insanların varlığı, yolumuzu bulmamızı sağlayan araçlar (haritalar, yol işaretleri, sokak adları, levhalar) bize yardımcı olurlar. Kaybolma, özellikle kırsal kökenli göçerler için kent imajı ile özdeştirilmiş gibidir. Bu yüzden psikolojik açıdan kaybolma riski bulunan yerler güven duygusu içermediğinden tatmin yaratmaz. Ama az da olsa bunun tam tersi olduğu durumlar da söz konusudur. Birçok kişi hayatında birkaç kez bile olsa; gerek ekonomik gerek sosyo-kültürel sebeplerden ötürü, kent içinde tümüyle kaybolacağı zamanların ve mekanların olmasını arzular. Bilmediği bir yere götüren otobüse binmeyi, bilmediği ve sürekli kaybolduğu mekanlarda dolaşmayı, kent imajındaki korku ve heyecanı tatmayı düşünür. Gerçekleştiren çok fazla olmasa da, kent kimliğinin kaybolma riskini barındırması ve en azından kayıp hayalleri kurdurması bile psikolojik tatmin sağlar.
Kaynaklar:
ALTMAN, I., (1975) ‘The Environmentanal Social Behavior’ Brooks/Cole Publishing Company, California
BOND, E. (1969) ‘The Mechanizm of Mind’ Jonathan Cope
KARABEY, H., (1978) ‘Kıyı Mekanının Tanımı,Ülkesel Kıyı Mekanının Düzenlenmesi İçin Bir Yöntem Önerisi’ Doktora Tezi. ODTÜ Mimarlık Fak. Dergisi, İstanbul.
LYNCH, K., (1960) ‘The Image of the City’ MIT Press
LYNCH, K., (1975) ‘The Image of the City’ MIT Press
PORTEOUS, D. (1977) ‘Environment and Behaviour’ Addison Wesley Pub. Co. U.S.A.
RAPOPORT, A., (1969) ‘House Form and Culture’ Prentice-Hall, Inc., Englewood Cliffs, N.J
TÜMERTEKİN,
E., (1994) ‘Beşeri Coğrafya Giriş’, İ.Ü. İletişim Fak. Basımevi
ve Film Merkezi, İstanbul