KENT ÇEPERLERİNDEKİ ORMAN ALANLARINDA ÜNİVERSİTE YERLEŞKELERİ*
Mehmet Çakılcıoğlu
Dr. Kent Plancısı
*Bu
bildiri 11 Nisan 2003 tarihinde Mimar Sinan Üniversitesi'nde gerçekleştirilen 5.
Kırsal Alan Planlaması Semineri'nde sunulmuştur.
Hızlı kentleşme ile kentlere gelen nüfus toprak mülkiyetinde önemli bir dönüşüme neden olmaktadır. Yaklaşık 40 yıldır ülkemizde özellikle büyük kentlerimizde hızlı nüfus artışı ve sağlıksız kentleşme ile artan nüfusun birlikte getirdiği alt yapılı arsa gereksinimi, kentsel alanlarda olduğu kadar kentlerin gelişme alanları ile gelişme dışı koruma alanlarındaki kamu arsa ve arazileri üzerinde de büyük baskılar yaratmıştır. Korunması öncelikli orman alanları, tarım alanları ve su toplama havzaları gibi aynı zamanda ekolojik denge açısından önemli olan alanlar bu baskılara dayanamamış ve korunamamıştır.
Bir kentin gelişmesinde potansiyel olarak güçlü bir denetim aracı olabilecek kamu arazi ve arsaları, planlama etkinliklerinde özellikle ekolojik açıdan önemli bir girdi olarak ele alınmayıp, uygulamalarla hızla tüketilmiştir.
Anayasanın 169. maddesinde orman alanları sadece kamu yararı varsa irtifak konusu olabilmektedir ve mülkiyet devlette kalmak koşuluyla buralardan yararlanma hakkı bir özel ya da tüzel kişiye tahsis edilebilir. Fakat yine aynı maddeye göre Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin verilemez denilmektedir.
Anayasamızda bu konudaki açıklama çok net bir biçimde iken çeşitli vakıf üniversiteleri İstanbulun yakın çevresindeki orman alanlarının kullanım haklarını hazineden almışlardır. Bu yazıda orman alanlarında yerleşke kuran üniversitelerin bu konuda yaşadıkları süreç ile ilgili kısa bilgiler verilmeye çalışılacaktır.
İstanbulun yakın çevresindeki orman alanlarında yer alan üniversite örnekleri:
Ana başlıklar halinde Koç Üniversitesine tahsis edilen orman alanının tarihçesi:
1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planının ana kararı olarak çekicilik oluşturabilecek işlevlerin kentin kuzey yönünde düşünülmesi, özellikle orman alanları, su toplama havza alanları ve kent makroformunun istenmeyen yönde gelişmesi açısından sakıncalar doğurabilecektir.
Bu bölgelerdeki planlamalar Nazım Plan ana kararlarını destekleyici, bütünlük sağlayacak biçimde ve doğrusal gelişimi kuvvetlendirici yönde olmalıdır. Geri kazanılması bugünkü koşullarda olanaksız olan bu kaynakların korunması açısından Nazım Planda kent makroformu doğu-batı doğrultusunda doğrusal bir form biçiminde düşünülmüş ve bu düşünceyi kuvvetlendirici nitelikte işlevler bu aks doğrultusunda önerilmiştir. Üniversite kampüs alanları, alt merkezleri destekleyen bölgelerde Nazım Plan ana kararlarını destekleyici yönde olmalıdır.
Metropoliten bir alandaki belde belediyelerin, parçacı bir yaklaşımla, Büyükşehir Belediyesi sınırları dışına çıkarılması metropoliten planlama kavramına ters düşmektedir. Metropoliten alan plan bütünlüğünün sağlanması ve plan uygulamaların, denetimi, eşgüdümü ve iletişimi açılarından ve çevre ile bütünleşmesi yönünden, belde belediye alanlarının Büyükşehir Belediyesi yetki alanı içerisinde olması gerekmektedir. Her belediyenin kendine özgü planlama yetkisinin olması metropoliten planlama anlayışını bozacaktır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde, İlçe Belediyeleri dışında kalan Belde Belediyelerine ait imar planlarının da, İstanbul Büyükşehir Belediyesince yapılan ve onaylanan her ölçekteki Nazım İmar Planları esaslarına uygun olarak düzenlenmesi gerekmektedir.
· Anayasa Mahkemesinin 13.09.2000 gün ve 2000/21 sayılı kararı.
Anayasanın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Anayasanın 169. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi maddenin birinci fıkrası doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olan ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlete gereken tedbirleri alıp kanun koymayı ve bütün ormanların gözetimi ödevini getirmektedir.
İkinci fıkrada, Devlet ormanlarının yalnız Devletçe yönetilmesi ve işletmesinin yasayla düzenleneceği, mülkiyeti ve yönetiminin özel kişilere devir edilemeyeceği belirtilmekte, maksatlı olarak yapılan orman tahripleri, ağaçlar ve ormanlara vaki tecavüzlerde ormanların zaman aşımı suretiyle mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı kesin olarak hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hususu da üçüncü fıkrada Anayasal bir hüküm olarak yer almaktadır.
Orman alanlarının dava konusu kuralda öngörüldüğü biçimde vakıf üniversitelerine tahsisli ormanların korunması ve bütünlüğünün bozulmaması ilkesiyle bağdaşmadığı gibi kamu yararının zorunlu kıldığı durumlar arasında da kabul edilemez denilerek 28.12.1999 günlü 4498 sayılı Yükseköğrenim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun orman alanlarının Vakıf Üniversitelerine tahsisine ilişkin kısmını iptal etmiştir.
2. ÖRNEK- MALTEPE ÜNİVERSİTESİ
Ana başlıkları ile Maltepe Üniversitesine tahsis edilen alanı tarihçesi:
Maltepe Üniversitesi alanı Koç Üniversitesi alanı gibi tümüyle hazineden tahsis edilmiş orman parsellerden oluşmamaktadır. Üniversite alanı içerisindeki hazineden tahsis edilen parsellerin bir kısmı orman alanında kalmaktadır.
· Maltepe-Büyükbakkalköy bölgesinde bir alan 27.01.1998 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından, 3194 sayılı İmar Kanununun 9. Maddesi uyarınca, 15.11.1995 tarihinde onaylanarak yürürlüğe giren 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planını tadil edilerek üniversite alanı olarak resen onanmıştır. Üniversite alanı, 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planında kısmen Bölge Parkı ve Orman lejantında kalmaktadır.
Geri kazanılması bugünkü koşullarda olanaksız olan kaynakların korunması açısından özellikle kent çevresindeki orman alanlarındaki tahsis işlemlerinin sonlandırılması gerekmektedir. Bu işlemler İstanbulun kuzeyindeki yeşil kuşağa ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu tehdit sadece tahsisi yapılan orman alanlarının tahribi ile sınırlı değildir. Üniversite gibi bir yatırımın, çekici bir odak yaratarak çevresinde yol açacağı değer artışı ve yapılaşma, belki de kendi alanında yaratacağından daha büyük bir tahribata yol açacaktır. Orman alanlarında faaliyete geçen üniversite gibi fonksiyonlar çekicilik yaratarak potansiyel tehlike oluşturmaktadır. Örnek: Sarıyer sırtlarında kurulmakta olan kooperatifler gazetelere verdikleri ilanda Koç Üniversitesine yakınlığı artı bir puan ve prestij olarak göstermektedirler.
Orman alanlarının kullanım haklarının vakıf üniversitelerine Kamu yararı adı altında verilmesi Kamu yararı kavramının yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Bir konuda kamu yararı olabilmesi için, toplumun bir bütün olarak daha üst bir düzeye ulaşması gerekmektedir. Ancak bu koşul yeterli değildir. Bu yarara da en düşük toplumsal maliyetle ulaşılması gerekmektedir. Çok açıktır ki, üniversitelerin orman dışındaki bir arazide yapılmasının toplumsal maliyeti daha düşüktür.
Ayrıca bu durum diğer üniversiteler ile fırsat eşitsizliği doğurmaktadır. Burada vakıf üniversitelerine karşı olmak gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak, kamusal kaynakların vakıf üniversitelerini desteklemek amacıyla kullanılması devlet üniversiteleri aleyhine haksız bir durum yaratmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 13.09.2000 tarihli kararı doğrultusunda belki bundan böyle orman alanlarında vakıf üniversiteleri için tahsis yapılamayacak. Ancak bu alanlarda var olan üniversite yerleşkeleri Anayasa Mahkemesinin bu kararına karşın ne olacak? Büyük bir olasılıkla Ulusal Servet kapsamına alınıp korunacaklar.
Bu tür örneklere karşı çıkmak eğitime karşı çıkmak gibi gösterilmek istense de, sorun bir vakfın üniversite kurması değil yer seçiminin yanlış yapılmasıdır.
Örnek olarak gösterilen ODTÜ ormanının kurulması 1960lı yıllara dayanmaktadır. ODTÜ ormanı bu duruma yaklaşık 40 yılda gelmiştir. Ama günümüzde her alandaki kısa vadeli politikaların bir yansıması olarak vakıf üniversitelerin bir kısmı da üretmeden, çaba göstermeden üretilmiş bir ürüne sahip olma yollarını aramaktadırlar. Bu arayışların yolları da ne yazık ki İstanbulun ormanlarından geçmektedir.