Deprem

Ö.Faruk CEBECİ, Kent Plancısı

17 Ağustos depremiyle birlikte asında birçok şeyin farkına vardık. Yaşadığımızın farkına vardık.Dert ettiğimiz ufak tefek ayrıntıların ne kadar önemsiz olduğunun farkına vardık. Güvendiğimiz güçlü yapıların ne kadar zayıf olduğunun farkına vardık. Ve asıl önemlisi binlerce yılda bilinçaltımıza yerleştirilen korkuların,doğaüstü güçlerin, inançların, gerçeklerden, bilimden, akılcılıktan çok daha etkili olduğu açıkça gördük. Özellikle meslektaşlarımız arasında bilimsel düşüncenin gelişmemiş olduğunu, her türlü yalana ve söylentiye nasıl kolaylıkla inanıldığını, korkuya ve paniğe kapılındığını gördük.

Korkmak doğal, zorunlu, insani bir duygudur. Yaşamın sürdürülmesi için ve özellikle yaşamı tehdit edildiğinde savunma mekanizmasını devreye sokması açısından "korku" değerli bir duygudur. Korku ne kadar doğalsa, korkunun getirdiği davranış şekilleri ve etkilenimler ise bireyin çağdaş düşünce yapısıyla orantılıdır. Medyumlara, dedelere, şeyhlere, şıhlara, söylentilere, ufolara kısacası bilimsel temeli olmayan verilere inanan bireylerin oluşturduğu toplumlar çağdaş uygarlık düzeyine ulaşamazlar.

Şimdi deprem gibi tehlikeli bir durum sözkonusudur. Çağdaş bir toplum ve çağdaş bir insan olmanın olmazsa olmaz koşulu bilimsel düşünce yapısıdır. Herkes acımasız bir özeleştiri yapmak zorundadır. Yaşanan deprem bireylerin düşünce sistemlerini de sarsmalı, yerlebir etmelidir. Çünkü yeni bir bakış açısı ve düşünce sistemi ancak eskisinin yıkılması ile gerçekleştirilebilecektir.