KENTİN ÇÖKÜNTÜ ALANLARINDA UYGULAMADA YETERSİZ KALAN
İMAR PLANLARININ YERİNE ALTERNATİF PLANLAMA SÜREÇLERİ*
*Bu Bildiri 11-12-13 Haziran 2003 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi'nde gerçekleştirilen “Kentsel Dönüşüm Sempozyumu”nda sunulmuştur.
*Bu yazı Mali Yönetim ve Denetim adlı derginin Kasım-Aralık 2003 tarihli 23. sayısında yayınlanmıştır.
Kentlerimiz, bugün aşırı nüfus yığılmaları, ekonomik şartlar, sosyal bilinçsizlik, koşulsuz ve yanlış yerseçimi tercihleri, arz-talep eğilimleri gibi çeşitli nedenlere bağlı bir çöküş yaşamaktadır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de kuvvetle hissedilen bu çöküş, yalnızca hala kentleşme sancıları çekmekte olan az gelişmiş ülkelerde değil, 19. yüzyıldan bu yana hızlı dönüşüm süreçleri yaşayan gelişmiş ülkelerde de görülmektedir. Kentlerin çeşitli faktörler sonucu çöküntüye uğraması, ilgili çevreleri bu çöküntüyü ortadan kaldıracak çözüm arayışlarına yöneltmiştir. Kentsel yenileme kavramı, işte bu arayışların bir sonucu, bir çözüm yolu olarak ortaya atılmıştır.
Kentsel yenileme kavramı 20. yüzyıl başlarında toplumdaki ekonomik ve toplumsal değişimlerin başladığı dönemde ortaya çıkmıştır. Aşırı nüfus hareketleri, nüfus yığılmaları ile öncelikle kent merkezlerindeki mevcut nüfus yapısını değiştirmeye başlamıştır. Buna koşut olarak gelişen fiziksel yıpranma ile birlikte bu mekanların yenilenmesine gereksinim duyulmuştur. Ancak bu yenileme hareketleri her zaman bir dönüşümü de beraberinde getirmemiştir. Bu iki kavramın yani “yenileme” ve “dönüşüm” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerekmektedir. Kentsel dönüşüm salt bir kent mekanının yenilenmesi olarak algılanmamalıdır.
Genel bir çerçeve içinde, kentsel yenileme, farklı nedenlerden ötürü zaman süreci içinde eskimiş, köhnemiş, yıpranmış ya da kimi durumlarda terkedilmiş, vazgeçilmiş kentsel dokunun, günün sosyo-ekonomik ve fiziksel koşulları gözönünde tutularak değiştirilmesi, dönüştürülmesi, ıslah edilmesi ve yeniden canlandırılarak kente kazandırılması olarak ifade edilebilir.[1]
Aşırı nüfus hareketleri, yoğunlaşmaları ve yığılmaları ile birlikte, başta kent merkezleri olmak üzere tüm kentsel alanda bir dönüşüm başlamış, kent merkezlerinde yaşayan nüfusun yerini yeni sosyal tabakalar almıştır. Buna işlevsel anlamda dönüşümlerin de eklenmesi ile birlikte, kentsel çöküntü kendini göstermiştir. Kent merkezlerinin boşalması sonucu, bu alanda mevcut olan konut fonksiyonu, yerini ticaret birimlerine, küçük imalathanelere ya da depolara bırakmış, burada yaşayan nüfus da merkezleri terketmiş, yeni fonksiyonların getirdiği yeni bir sosyal tabaka merkeze yerleşmiştir. Bu işlevsel dönüşüm, kent merkezlerini son derece olumsuz yönde etkilemiş, bu alanlar, hem sosyo-kültürel, hem de fiziksel açılardan özgün niteliklerini kaybetmişlerdir.
Yoğun kentleşme deneyimini geride bırakmış gelişmiş ülkeler henüz dönüşüm, yenileme gibi konuları kent gündemine taşırken; azgelişmiş ülkeler artan nüfusun eşlik ettiği hızlı kentleşmenin yol açtığı sorunlara çözüm aramaktadır.
Ülkemizde kentsel yenileme süreci, Avrupa ülkeleri ve ABD’ye göre oldukça gerilerde seyretmektedir. Kentsel koruma bilincinin geç de olsa yerleşmeye başladığı ülkemizde, kentsel yenileme kavramı henüz yeni yeni telaffuz edilmeye başlanmaktadır. Adı geçen ülkeler, kentsel yenileme olgusunu çoktan özümsemiş, ilkelerini ortaya koymuş; yasal, kurumsal ve örgütsel bazda formüle ederek uygulamaya geçmişlerdir. Türkiye’de ise kentsel yenilemenin yasal ya da örgütsel-kurumsal bazda yeralması gereken konumu henüz belirlenmemiş; hatta bilimsel bir zeminde yeterince tartışılmamıştır. Kentsel yenileme kavramı, son yıllarda ilgili bilimsel çevrelerin söylemlerinde yerini almaya başlamışsa da, henüz son derece cılız olan bu çabaların geliştirilmesi için uzun bir zamana gereksinim olduğu açıkça görülmektedir.[2]
Kentleşme olgusu, yönetsel yapı ve süreçlerle çok yönlü bir etkileşim içindedir. Bu etkileşim, kentleşmenin hızı ve biçimi bürokrasinin özellikleri dolayısıyla Türkiye’de kendi haline bırakılmayacak kadar belirleyici bir duruma gelmiştir. Herşeyden önce ülkemizdeki kentleşme, makro düzeyde siyasal ve bürokratik karar alıcıların aldıkları veya almadıkları kararlardan etkilenmektedir. Daha sonra da kent halkı ve kent göçmenleri yeni ortamlarında, farklı düzeylerde de olsa, yine aynı karar alıcılarla veya yerel uzantılarıyla hizmet bekleyen-hizmet sunan ilişkisine girmektedirler. Salt bu ilişkinin varlığı bile kentleşme ve kentlerde bütünleşme sorunsalına birbirini tamamlayan ulusal ve yerel ölçekte politikalarla bir bütünsellik içinde yaklaşılmasının zorunluğunu göstermektedir.[3]
Bir kararın meşruiyet kazanması, o kararın uygulanması için yasa ve yönetmelik çıkarılması ile sağlanamaz. Karar, ancak, geniş kitlelerce benimsenip, gönüllü uygulamalara yönelebildiği ölçüde meşruluk kazanır.
Toplum yaşamını düzenleyici kurallar, toplumun ortak değer yargıları ile bütünleşmedikçe ya hiç uygulanamaz ya da uygulanmakta diretilirse toplumsal huzursuzluklara kaynaklık ederler. Kısacası, toplumsal kurallar ve kararların uygulanabilirliği, ondan etkilenen toplumun, kararın oluşumuna doğrudan ya da dolaylı katılabilmesi ile mümkündür. Ancak toplumca da benimsenmiş yöntem ve uygulamaların yasal zemine oturabilmesi için bunların hukuki altyapısının da gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Hızla gelişen, değişen, yoğunluğu giderek artan ve üstelik kültür mirası açısından da son derece zengin olan büyük kentlerimizde, mevcut potansiyeli değerlendirerek, eskimeye başlayan kentsel alan parçalarını kentlerimize kazandırmak, onlara yeni fonksiyonlar yükleyerek canlanmalarını, gelişmelerini ve ıslahlarını sağlamak, sosyo-kültürel ve ekonomik açılardan kentlerimiz için büyük bir kazanç anlamına gelecektir. Bu nedenle, kentsel yenilemeye / dönüşüme hakettiği önemi vermek, bu amaç doğrultusunda öncelikle kentsel yenilemenin ilkelerini tartışıp saptamak ve ardından konunun yasal ve kurumsal çerçevesini ortaya koymak yerinde olacaktır. Kentsel yenilemede yetki sorunsalının netleştirilmesi, uygulamaya geçmede en önemli adımlardan biri olacaktır.
Günümüzde mekanın üretim ve tüketim süreçleri birbirinden ayrıldıkça, planlayıcı-tasarlayıcı-uygulayıcı-kullanıcı arasındaki iletişim kurulmadığı sürece yapılan planların uygulanabilir olması olanaksızdır.
Kentsel yenileme projelerinin gerçekleştirilmesi, uzmanından idareye, özel şahıslardan o yerin halkına dek uzanan bir katılım grubu ile gerçekleştirilmelidir. Ancak, projenin sorumlusu, yürütücüsü kim olacaktır? Kentsel yenileme projelerinin gerçekleştirilmesi, yerel yönetimlerin eşgüdümünde, merkezi yönetimin, sivil toplum örgütlerinin, özel sektörün ve halkın katılımı ile gerçekleştirilmelidir. Yerel yönetimler, kentlerin sağlıklı ve dengeli gelişimini sağlamak amacı ile, kentlerin çöküntü bölgelerinde kentsel yenileme projeleri hazırlamakla yükümlüdürler. Ancak, mevcut yasalarla yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm projelerini yaşama geçirmeleri olanaksızdır. Bugünkü genel kentsel yenileme ve dönüşüm yaklaşımı daha çok fiziksel planlama temeline dayanmaktadır. Kentsel dönüşüm toplumsal bir proje olarak algılanmalı fiziksel planlama bunun araçlarından biri olmalıdır. Çöküntü alanlarının belirlenmesinin yanı sıra geliştirilecek yeni araştırma ve kestirim yöntemleriyle olası çöküntü alanları önceden saptanmalı ve çöküntünün önlenmesi için fiziksel ve toplumsal projeler geliştirilmelidir.
Kentsel dönüşümün üç ayrı kanadı olmalıdır: Fizik-mekansal, sosyal ve ekonomik. Bunların da ötesinde, bu üç dönüşüm kanadını ortak bir zeminde birbirine eklemlendirecek yeni ve farklı bir yasal çatının ivedilikle kurulması gerekmektedir.[4]
Yaşanan çevreler genellikle toplumların kültürlerini yansıtan kültürel çevrelerdir. Ancak, hızlı ve olumsuz değişimlerle yüklü çevrelerin görsel açıdan olduğu kadar toplum bünyesinde yer etmiş simgeleri de yok etmeye başladığı, aynı zamanda kültürel uyumsuzluklara neden olduğu ortada olan bir konudur.[5]
Yenilemeye yönelik planlamalarla, planlanan/yenilenmesi düşünülen alanlardaki mekansal değişikliklerin yanında, o çevrede yaşayan insanların yaşamları da –kaçınılmaz olarak- kısmen büyük değişikliklere uğramaktadır. Bu bakımdan kent yenilemesi, hemşerilerin planlamaya katılımının en fazla sağlanabileceği/sağlanması gerektiği planlama türüdür. Kent yenilemesi genelde, yenilenmesi gerekli olan alanlarda oturan insanların yaşam koşullarını iyileştirmek, o yörelerin mekansal ve hatta toplumsal sorunlarını gidermek/azaltmak amacıyla yapılır. Buradaki amaç, yenilenme bölgesinde oturan insanı başka yere gitmeye zorlamak değil, o insanı yenileme sürecinde kazanmaktır.
KENTSEL ÇÖKÜNTÜ BÖLGELERİNDE PLANLAMA SÜRECİ NASIL OLMALIDIR?
1- Kentsel dönüşüm planlarının yapılacağı kentsel çöküntü bölgelerinin belirlenmesi.
Çöküntü bölgelerinin tespiti, planlama sürecinin ilk aşamasıdır.
Kentte mevcut çöküntü bölgelerinin kentsel tarihçesi değerlendirilerek çöküntüye uğraması olası kent parçalarının dönüşüm planlarının ivedilikle yapılması gereklidir. Kentsel çöküntü bölgelerinin geçirdiği sürecin doğru değerlendirilmesi ve bu bölgelerde yapılan planlama yanlışlarının ortaya konması kentin diğer bölgelerinde aynı konumlarda bulunan bölgelerin aynı çöküntüye uğramadan dönüşümünün yapılması sonucunu doğuracaktır.
Klasik imar planı yapımı için geliştirilen analitik araştırma yöntemiyle bunun saptanması mümkün olmayabilir.
Çöküntüye uğraması olası olan bölgelerin ön tespitlerinin yapılması kuşkusuz farklı araştırma yöntemleriyle olabilir. Bunlar öncelikle toplumsal, ekonomik ve fiziksel verilerin bir potada ergitilerek çıkan sonuçların geçmişten geleceğe bütüncül bir yaklaşımla ve plancı sezgisiyle yorumlanması, sentezlenmesi ile olabilir. Kısa-orta-uzun erimli çalışma prgramları yapılmalı çözüm yöntemleri geliştirilmilidir. Uzun erimli çözüm arayışları da kentin bütününe hitap eden bütüncül kent planlarını zorunlu kılmaktadır.
Günümüzdeki planlamalarda kent merkezlerinin veya alt kademe merkezlerinin sadece ticaret veya hizmet fonksyonu verilmesi yaygın olarak yapılan bir uygulamadır. Ancak, bu alanların sadece ticaret ve hizmet fonksiyonuna ayrılması çöküntü alanlarının planlarını yapmak anlamına da gelmektedir. Gece nüfusunu sıfırlamak aynı zamanda bu bölgenin çöküntü bölgesi sürecinin başlangıcı anlamına gelmektedir. İşlevlerin birbirleriyle iletişimini ve etkileşimini koparmadan bütüncül bir planlama yaklaşımının geliştirilmesi gerekmektedir.
2- Kentsel yenileme komitesi
Kentsel yenileme projelerinin gerçekleştirilmesi, yerel yönetimlerin önderliğinde uzmanından merkezi yönetime, özel şahıslardan o yerin halkına dek uzanan bir katılım grubu ile gerçekleştirilmelidir. Oluşturulacak bu komite planlayanlarla planlananlar arasında köprü vazifesi görecektir. Bu komite sadece planlama aşamasında değil plan uygulama aşamasında da görev başında olacaktır.
Ancak komitelerin ya da çalışma gruplarının oluşumundaki risk, bölgenin rant çevrelerinin komite içindeki ağırlıklarının dengelenememesidir. Günümüz koşullarında özellikle kent merkezlerinde girişilecek yenileme / dönüşüm çalışmalarında rant çevrelerinin baskılarının grup üzerinde artabilir. Bu riskin de önceden hesaplanması ve önlemlerin bu doğrultuda alınması gerekmektedir.
3- Kentsel yenileme alanı olarak seçilen alanlara ait fiziksel tesbitler
Plan alanındaki yapıların durumu, özellikleri, tarihi yapıların ve özgün sokak dokularının belirlenmesi, boş alanların tesbiti, teknik altyapı ve ulaşım ağı, sosyal yapı profili, vb.
4- Çöküntü bölgelerindeki mevcut sorunların saptanması
Bölgedeki sorunların saptanmasında yerel kaynakların kullanılması daha doğru sonuçlara ulaştıracaktır. Bölgede yaşayan halkla doğrudan yapılacak görüşmeler de sorunların ve taleplerin belirlenmesinde etkili olacaktır.
5- Toplumsal ve Ekonomik Planların Yapılması
1/5000 ve 1/1000 ölçekli Nazım İmar Planları özellikle çöküntü alanlarında çözüm bulmaktan oldukça uzaktır. Nazım İmar Planlarını yapım aşamasında toplumsal yapı yasal olarak incelenmesi gerekli olan bir konu olmasına karşın plan kararlarına kesinlikle bir veri oluşturmaz. Yapılan toplumsal çalışmalar plan raporunu kalınlaştırmaktan öteye gitmez.
Toplumsal ve ekonomik dönüşümün gerçekleşemediği durumda dönüşümden değil ancak sadece bir kentsel yenileme çalışmasından sözedilebilir.
Çöküntü bölgelerinde fiziksel planlamaya koşut olarak toplumsal planlamanın yapılması zorunludur. Yenilemeye dönük planlama ve uygulama o bölgenin sakinlerinden bir kısmını gerek yıkımlar gerekse onarımlar dolayısıyla güç durumda bırakabilir. Ortaya çıkabilecek zorlukları yumuşatmak amacı ile fiziki planlamaya koşut olarak, planlamadan etkilenenlerin aile, meslek, semte bağlılık durumlarını göz önüne alarak bir “toplumsal plan” yapılması zorunludur.
Toplumsal plana koşut olarak yenileme bölgesinin ekonomik planının da yapılması gerekmektedir. Kentsel dönüşüm alanlarında her kesimin (plancı/planlanan) uzlaşacağı seçeneklerin üretilebilmesi toplumsal ve ekonomik açılardan uygulanabilir kararların alınabilmesine bağlıdır.
Bu amaçla;
· Kentsel Dönüşüm Alanında yapılması gereken projelerin ve sürelerinin saptanması, proje maliyetlerinin hesaplanması gerekmektedir.
· Kentsel yenilemenin alana getireceği değer kazancının hesaplanması, bu artı değerin yeni projelerde kullanılmak üzere oluşturulacak bir fona aktarılması gerekmektedir.
Kentsel dönüşüm alanında yenileme çalışmasının yapılabilmesi için hak sahiplerinin önemli bir oranda bu yenileme olayına onay vermesi gerekmektedir. Planlama alanında kentsel dönüşüm projelerine onay vermek istemeyen kişilerin mülkiyet haklarının korunması açısından kişilerin imar haklarının başka bölgelere aktarımı yapılabilmelidir. Bu nedenle “İmar Hakkı” kavramının yeniden değerlendirilmesi ve başka bölgelerde kullanılabilmesine olanak tanıyan düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
1/5000 ve 1/1000 ölçekler çöküntü alanlarındaki dönüşüm planları için yetersiz ölçekleridir. Bu tür planlamalar çok daha alt ölçeklerde Kentsel Tasarım ve mimari ölçeklerinde beraberce düşünülerek yapılmalıdır.
7- Bilgi Akışının ve Ulaşılabilirliğin Hızlandırılması
Günümüz koşullarında bireylerin resmi kurumlardan bilgi alması, değerlendirmesi, mevcut mevzuat ve altyapı nedeniyle zor ve uzun bir süreç olmaktadır.
Gezegenimiz üzerindeki hızlı iletişim olanaklarının artması kentlerin hızlı bir biçimde bilgi teknolojisinin etkisi altına girmesi, hizmet ve ticaret sektörünün hızlı bir biçimde sanal dünyaya kayması bireyleri birbirinden uzaklaştırırken aynı zamanda bilgiye erişimi kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle artık kentsel yenileme / dönüşüm çalışmalarının altyapısı sayısal ortamda hazırlanmalı veri girişi ve bilgi akışı ile de bu iletişim ortamı desteklenmelidir.
Bu, bireylerin bilgiye ulaşma, bilgi ekleme gibi hareketliliğini arttıracak, projenin sahiplenmesini ve katılımı arttırılacaktır.
Sonuç olarak; Türkiye’de “planlayanlarla” “planlananlar” arasındaki köprülerin kurulması bir zorunluluktur. Görev sadece belediyelerin veya merkezi yönetim değildir. Kentli yurttaşların, derneklerin, yerel basının şimdiki durumu öncelikle sorun olarak fark etmesi gerekmektedir.[6]
Kentli yurttaşlar, kentin gerçek sahipleri, herkesten iyi bildikleri gereksinim ve isteklerini belirleyip zenginleştirerek merkezi ve yerel yönetimlerin karşısına çıkabilirlerse, kendi yaşam biçimlerinin ve kültürlerinin uzantısı bir kente sahip olabilirler.
Çöküntü alanlarını tanımlarken de klasik mimar–plancı temelli fiziksel yaklaşımdan kurtularak daha geniş kapsamlı bir dönüşümün tasarlanması gerekmektedir. Çöküntünün nedenlerini tanımlarken nasıl tarihsel, ekonomik ve toplumsal nedenleri sıralıyorsak çöküntünün tanımını da yenilemeli “kentsel yenileme ve dönüşüm” yaklaşımımız de yenilenmeli ve artık dönüşüme uğramalıdır. Bu tanım belli bir meslek grubunun sınırlarını aşmalı ve tüm toplumsal katmanları da kapsamalıdır. Öncelikle yapılması gereken “Kentsel Dönüşüm” kavramının yasal ve toplumsal zemininin oluşturulmasıdır.
[1] Pelin Pınar Özden, “Kentsel Yenileme Uygulamalarında Yerel Yönetimlerin Rolü Üzerine Düşünceler Ve İstanbul Örneğ”İ, İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)
[2] a.g.e.
[3] Korel Göymen, “Kentle Bütünleşme Sürecinin Yönetsel Boyutu”, Kentsel Bütünleşme, Türkiye Gelişme Araştırmaları Vakfı, Yayın No: 4, Ankara, 1982
[4] Pelin Pınar Özden, “Kentsel Yenileme Uygulamalarında Yerel Yönetimlerin Rolü Üzerine Düşünceler ve İstanbul Örneğ”İ, İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)
[5] Ayşe Velioğlu, “Değişen Kültürel Çevre ve Mimari Mekanlara Yansıması”, 2. Kentsel Tasarım ve Uygulamaları Sempozyumu, 21-22 Mayıs 1992, MSÜ, MF, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, İstanbul, 1993
[6] Ali Vardar, “Kent Yenilenmesinde Sakinlerin Planlamaya Katılması-Federal Almanya’dan Örnekler”, Planlama Dergisi, 88/1