(Bu
bildiri Ekim 2001 Tarihinde Erdemir’de
düzenlenen sempozyuma bildiri olarak sunulmuştur.)
ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARI ve DEMİRÇELİK
TMMOB
Makine Mühendisleri Odası 1990-1994
Dönemi İlçe Yürütme Kurulu Başkanı Merkez/KARABÜKTel: (370) 4242914
E-posta: mocakli@ttnet.net.tr
Özet:
“Fabrikalar Kuran Fabrika, Sanayi Okulu, tanımlamalarını hak eden, yetiştirdiği
teknik elamanları ile ülkemiz ağır sanayinin gelişmesine
imkan veren Türkiye Demir ve Çelik İşletmeleri Karabük Müessesesinin
kendine özgü özelleşme yöntemi ile özelleşmesinin dünü ve bugünü
ile KARDEMİR’in öyküsü.
Anahtar sözcükler: Karabük, Demir ve Çelik, Özelleştirme, Kardemir,
1-DEMİR
ÇELİK SEKTÖRÜNDEKİ ÖZELLEŞTİRME ÇALIŞMALARININ
KARABÜK ÖZELİNDEKİ TARİHSEL GELİŞİMİ
1.1
1.1 Türkiye’deki İlk
Demir ve Çelik Sanayinin Kuruluşu Aşaması [1];
Yurdumuzdaki ekonomik şartlar içinde Demir-Çelik Sanayiinin kurulup kurulmayacağı yönündeki çalışmalar, İktisat Bakanlığı tarafından 1925 yılında başlatılmış, bu amaçla ;
· Demir-Çelik sanayiine uygun demir cevherlerinin bulunup bulunmadığını,
· Maden kömürlerinin yüksek fırınlarda kullanılabilecek kok’un yapımına elverişli olup olmadığını,
· Nihayet demir-çelik sanayimizin ekonomik bir şekilde memleketimizin neresinde kurulması gerektiğini incelemek ve mevcut durumla ilgili bir rapor hazırlamak üzere Temmuz ayında , Avusturya’dan Leopen Maden Mektebi Profesörlerinden Dr.Granigg ülkemize gelmiştir.
Dr.Granigg raporunda;
Demir
cevherinin ve kok kömürünün dışarıdan getirilmesini ve tesislerin buna
göre kurulmasını tavsiye ediyordu. Bunun üzerine Ticaret Bakanlığında
bir genel müdürlük kurularak Avrupa’dan uzmanlar getirilmiş ve Belçikada
Maurice, Almanya’da Koopers müesseselerinde maden kömürlerimizin kok tecrübeleri,
Lüksenburg’da Medinger’de ise demir cevherlerimizin analizi yapılmıştır.
1928
yılına kadar, önceki çalışmalar dışında bir çalışma yapılmamış,1928
yılı başlarında Genel Kurmay de bir toplantı yapılarak demir-çelik
sanayinin durumu yeniden incelenmişse de, madenlerin incelenmesi için bütçeye
ödenek konulmadığından demir-çelik sanayi kurma teşebbüsü ikinci kez
sonuçlanamamıştır.
1932 yılında Rus heyetinin incelemesinden sonra demir-çelik sanayi üçüncü kez ele alınmıştır. Bu heyetin verdiği raporlarda ;
· 1929-1930 yılı gümrük istatistiklerine göre, yılda 150.000 ton demire sürüm bulunabileceği, bunun içinde uygun kapasitede yüksek fırına ihtiyaç bulunduğu, yüksek fırının işletilmesi için gerekli kok fabrikası ile kimya sanayi için çok önemli yan ürünler elde dileceği, ağır sanayi merkezi çevresinde kurulacak sülfürik asit fabrikası ve diğer yan sanayinin çok ekonomik olacağı belirtilmiştir.
· İktisat Bakanlığına Celal Bayar döneminde Rus heyeti incelemesinden başka, Amerika’dan gelen uzmanlar heyetine; Türkiye’nin ekonomik bakımdan genel bir incelemesi yaptırılmış, bu alanda demir-çelik sanayii problemleri ciddi bir şekilde ele alınmıştır. Diğer taraftan vekalet Krupp müesseseleri ile görüşmelere başlayıp, müessesenin maden direktörlerinden Dr.Böhne’ye madenlerimizi tekrar incelettirmiştir. Sonuçta; Ağır sanayinin kuruluş yerinin tespiti ve diğer problemlerin incelenmesi için, Sümerbank ve Genel Kurmay’dan oluşturulan bir kurul birlikte çalışmalara başlamıştır.
Karabük’ün
Demir-Çelik Sanayi Tesis Yeri Olarak Seçilişi:
Amerikalı
ve Rus heyetlerinin incelemeleri sonucu “Ereğli Yöresi” uygun bulunmuş
ancak, Sümerbank ve Genel Kurmay’ın; o günün savaş şartlarına uyan
askeri düşüncelerle sahillerden uzaklaşma
ve kuruluş yeri olarak
sahilden 100km içerde bir yer olması ısrarları üzerine şimdiki Karabük
ili içinde Kardemir’in bulunduğu saha seçilmiştir. Bu seçimde savunma
amaçlı şeçim dışında diğer faktörler;
· Maden kömürü havzasına yakınlık,
· Demiryolu güzergahında oluşu,
· Yörenin işçi yerleşmesine çok uygun oluşu,
· Jeolojik bakımdan ağır endüstri kurulmasına elverişli oluşu(Araç ve Soğanlı çayları arasında kalmaktadır.)
· Demir cevheri dışarıdan ithal edileceği için, sahile yakın oluşu.
Karabük
Demir-Çelik İşletmelerinin Kuruluşu;
;
10 Kasım 1936 yılında İngiliz Hükümeti ile imzalanan 2,5 Milyon Sterlinlik bir kredi anlaşmasına istinaden H.A.Brassert (İngiliz) firmasına ihale edilen tesislerin temeli 3 Nisan 1937 yılında Başvekil İsmet İnönü tarafından atılmıştır.
1 Mart 1938’de makinalarının montajına başlanan ve birbirini besleyen, tamamlayan üniteler dizisinden teşekkül eden bu entegre tesisler sırasıyla;
6 Haziran 1939’da ........Kuvvet Santrali
27
Temmuz 1939’da.........l.Kok Fabrikası
9
Eylül
1939’da.........l.Yüksek Fırın
15
Kasım
1939’da.........Şakuli Boru Fabrikası
9
Ocak
1940’da.........Çelikhane C ocağı
10
Nisan
1940’da.........29” lik
Trio Haddehane
1
Haziran 1940’da.........12”’lik
Haddehane
3
Temmuz 1940’da.........16”’lik Haddehane
7 Kasım 1941’de.........Saç Haddehanesi, peyderpey işletmeye alınmıştır.
Büyük ve ağır sanayi işletme tecrübesine sahip personelin kifayetsizliği yüzünden, tesislerin işletilmesi, idare ve işletmelere yönelik organizasyonun ikmal ve talimatlara bağlanması vazifesi,1,5 senelik bir mukavele ile müteahhit firmaya verilmiş, bu işlerde gereken yardım vazifesi de Sümerbank’a yüklenmiştir.
· 13 Mart 1937’de kurulan “Sümerbank Karabük Bürosu” 1 Haziran 1939’da 30 Milyon TL. sermaye ile kurulan Türkiye Demir-Çelik Fabrikaları Müessesesine devrolundu.
· İşletmenin yeni ilaveler ile büyümesi üzerine müessese Sümerbank’ dan ayrılarak ,13 Mayıs 1955 yılında 6559 sayılı kanunla 200 Milyon TL. sermayeli bağımsız bir “İktisadi Devlet Teşekkülü “ durumuna gelmiş ve “Türkiye Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü” adını almıştır.
· 21 Haziran 1955 yılında Etibank’a bağlı olan Divriği Madenleri müessesesini bünyesine alan TDÇİ’nin sermayesi;
24 Ağustos 1960 tarih ve 5/280 sayılı bakanlar kurulu kararı ile 400 Milyon TL.ye, 4 Nisan 1971 tarih ve 7/4378 sayılı kararname ile 2 Milyar TL. ‘ye çıkarılmıştır.
· Bakanlar kurulunun, 21 Ocak 1976 tarih , 15475 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7/10799 sayılı kararı ile; Karabük Demir-Çelik İşletmeleri; Genel Müdürlük ve Müessese olarak ayrılmıştır.
1.2 1.2 Karabük Demir-Çelik İşletmelerinin Kuruluş Statüsü ve İlk Özeleştirme Teşebbüsü[2];
3460
Sayılı Kanun (17 Nisan 1933)
Bu kanun sermayesi devlete ait olan iktisadi teşekküllerin teşkilatı ile idare ve kontrolünü göz önüne almakta ve aşağıdaki hükümleri ihtiva etmektedir.
· Bu kanun hükümlerine tabi teşekküller hususi hukuk hükümlerine tabi olup hükmü şahsiyeti haiz, idari muhtariyet hakkına malik ve mesuliyetleri sermayeleri ile sınırlıdır.
· Bu teşekküller Muhasebeyi Umumiye, Divanı Muhasebat ve İhale Kanunları hükümlerinden istisna edilmişlerdir.
· Bu teşekküllerin veya vekil edeceği bir şahsın başkanlığında Maliye,İşletmeler, Ekonomi ve Ticaret, Ziraat Vekilleri ve Büyük Millet Meclisi’nin ilgili encümenlerinin salahiyetli idarecileri ve her sene tahsisen seçilen azaları ile, Divanı Muhasebat ve Umumi Murakebe Heyeti Reisleri ve Bütün Devlet Teşekkülleri umum müdürlerinden teşekkül eden bir umumi heyeti bulunacaktır.
· Bu teşekküller kurdukları işletmeleri kendilerine bağlı bir müdür ile müdür muavinleri ve muayyen şeflerden teşekkül eden bir idare komitesi tarafından idare edilen, hususi hukuk hükümlerine tabi müesseselere devre mecburdurlar.
· Aynı kanunun 39. Maddesi bu müesseselerin, hükümetin teklifi ile ve umumi heyetin kararı ile, hissedarları Türk olmak şartı ile Limited veya Anonim şirket haline konulabileceği ve bu münasebetle yapılacak devir veya boşaltma muamelelerinin her türlü vergi ve resimden muaf tutulacağını ifade etmektedir.
Sümerbank Kanunu
1926’da kurulan Sanayi ve Maden Bankasının ikiye bölünmesinden teşekkül eden (Devlet Sanayi Ofisi) ve (Sanayi Kredi Bankası)nın beklenilen neticeyi vermemesi üzerine, milli menfaatlerimizin icap ettirdiği sanayi tesisatlarımızın biran önce tahakkuk ettirilmesi ve İktisadi İstihsal yolu ile memleketin umumi dengesinin korunması maksadı ile 11.06.1933 tarihinde neşredilen 2262 sayılı kanunla bir iki teşekkülün yerine kaim olmak üzere Sümerbank tesis edilmiştir.
1.2.1
1.2.1
Demokrat
Parti Programında İktisadi Devlet Teşekkülleri hakkında görüşler.
Parti
programının 48. ve 50. Maddelerinde İDT’lerin verimlerinin arttırılması
ve masraflarının azaltılması lüzumu ve bu maksatla idare ve kontrolünün
ıslahı için kanunlarında bazı değişiklikler yapılması zarureti
belirtilmekte, devletin bizzat çalıştırılması icap etmeyen devlet işletmelerinin
müsait şartlarda hususi teşebbüse devredilmesi icap ettiği ifade
edilmektedir.
1.2.2
1.2.2
İktisadi
Devlet Teşekkülleri’nin rehabilitasyonu için yapılmış çalışmalar.
İDT’nin
teşkilat ve idare tarzının günün icaplarına uydurulması ve bu maksatla
müesseselerin anonim şirket haline getirilerek, Sümerbank ve Etibank’ın
birleştirilerek bir finansman bankası haline konulması temayülü üzerine,
1949 yılında Almanya’dan “Geheimrat Hermann B. Felhinger” isminde bir
uzman getirilmiş ve rapor hazırlatılmıştır. Bu raporda özetle;
· Devlet ancak kamu menfaatlerinin gerektirdiği sahalarda ve bu zaruretin devam ettiği sürece iktisadi faaliyetlerde bulunmaktadır. Yatırım kredileri vermek suretiyle özel teşebbüsü kalkındırmak,devletin bizzat işletmeler vücuda getirmesinden daha uygundur.
·Harp gereçleri imalatı, enerji tesisleri, esas hammadde kömür ve cevher madenleri işletmeleri devlet sektöründe muhafaza edilerek bütün işletmeler ve demir toptan ticareti hariç bütün ticaret sahası özel teşebbüse bırakılmalıdır.
· Her teşkilat da en mühim şey liyakatli kimselerin işbaşına getirilmesidir. Başında liyakatli kişilerin bulunduğu fena bir teşkilat, becerikli,usta olmayan kimselerin elindeki iyi bir teşkilata tercih edilir. Memur fazlalığı çalışma disiplinin noksanlığından ileri gelmektedir. Bunun düzeltilmesi için yabancı uzmanlar değil kuvvetli bir idare lazımdır.
· Teşkilat da merkeziyet ve devletin tekel sistemi organik münasebeti olmayan işletmelerin bir elden idaresi sureti ile lüzumsuz kırtasiyecilik, işlerde yavaşlık ve kararlarda isabetsizlik doğurmakta, hakiki icaplar yerine politikanın iş üzerine tesiri ve idarecilerin mesuliyet hislerinin baltalanması, muhtelif kademeli ve masraflı bir kontrol sisteminin kurulması sureti ile şahsi inisiyatifin körlenmesi gibi mahsurlar doğurmakta olduğundan kuvvetli bir yerinde yönetime gidilerek işletmelerin yalnız mali kontrolü ile yetinilmesi lazımdır.
· İşletmeler 3460 sayılı kanunun 39. Maddesi gereğince anonim ve limited şirketler haline konulmalı ve devlet sektörünün dışında kalanların hisse senetleri özel kişiler emrine arz edilmeli, Umumi Heyet, İdare Meclisi Ticaret kanununda öngörülen vazifeleri görmeli, yalnız bilançolar umumi heyetin tasdikine arz edilmeden önce ne olursa olsun müstakil bir (iktisat) denetçiye kontrol ettirilmelidir. Genel bir işletme kontrolü ancak genel müdürün bariz bir başarısızlığı, suiistimali veya teşebbüsün çok müşkül bir duruma düşmesi gibi olağanüstü hallerde uygundur.
1.2.3
1.2.3
Devlet işletmelerinin özel teşebbüslere devri imkanlarının araştırılması;
1950
seçimleri ile Demokrat Parti iktidarı ele alır almaz yeni hükümetin
ilk işi Devlet Sektörüne girmeyenlerin tefriki ile bunların hususi
teşekküle devri imkanlarının aranması olmuştur.
· İhtiyaç miktarı ve üretimi karşılama oranı,
· Özel sanayi ile münasebeti,
· Hammadde, kredi ve sermaye münasebeti,
· İhracat, ithalat ve rantabilite durumları,
· Özel teşebbüse devri imkanları,
yönleri
ile tetkik eden komisyon sonuç
raporunda (bildiri konusuyla ilgi olması nedeniyle sadece Demir ve Çelik
sanayini ilgilendiren bölümü alınmıştır);
· Demir ve Çelik sanayii, Kok Fabrikaları, Yüksek Fırınlar, Çelikhane ve Haddehane tesislerinin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil etmeleri ve bunların ana endüstri sıfatı ile özel sanayii besleyen bir devlet işletmesi hüviyetini muhafaza etmesi lüzumlu görülmüştür.
· Bu endüstriden ayrılması mümkün görülen Boru ve Asit fabrikalarının özel teşebbüse devri nisbeten mümkün görülmekle beraber Boru fabrikası, santrali olmaması nedeniyle özel teşebbüsün ilgisini çekmeyeceği düşüncesinden Asit fabrikasının ise imal ettiği süperfosfatın memleket ziraatindeki önemi dolayısiyle devletin elinde bırakılması lüzumlu görülmüştür.
Boru Fabrikasının özelleştirilmesi ile ilgili yapılan çalışma ve sonuçları;
Memleketin muhtelif boyutlarda boru ihtiyacını karşılamak maksadı ile mevcut boru fabrikasınıda içine alan ve yeni santrifüj boru tesisini kuracak ve işletecek bir Limited Şirket Sümerbank ile İller Bankası’nın yarı yarıya iştiraki ile tesis edilecektir. Tesis Almanya da Gutehofnung Hütte firmasıyla 23.08.1951 tarihinde mukavele imzalanmış, daha sonra şirket kurulmasından, aşağıdaki nedenlerden vazgeçilmiştir.
· Karabük’çe bu şirkete verilmesi gerekli gaz.,enerji, su, nakliye vasıtaları vs. gibi vasıta ve belli başlı işletme unsurlarının 2 ayrı işletme için koordine edilmesi ve bunlara ait bedellerin tayin ve tespitindeki güçlükler,
· O tarihlerde tadil edilmekte olan muamele vergisinde, iptidai madde için bir vergi düşünülmesi, ve bu sebeple maliyetin yüksek olacağı, halbuki kurulacak tesis Demir-Çelik bünyesinde kaldığı takdirde buna lüzum olmayacağı ve neticede maliyetin düşük olacağı düşüncesiyle vazgeçilmiştir.
1.2.4 1.2.4 Devlet işletmelerinin o zaman özel teşebbüse devredilmemesinin psikolojik nedenleri, “Devlet ve Sanayi” başlıklı makalede aşağıdaki şekilde yorumlanmıştır.
· Bu sebeplerden birincisi bencil hislerimizdir. Bir mesul şahıs bir işe başlamış ondan sonra gelen o yolu bırakıp başka yola gitmiştir. Bir genel müdürün zamanında başlanan işleri ondan sonra gelen takip etmemiştir. Böylece gerek devir hakkındaki soruşturma ve alınan kararlar gerekse sanayi kongreleri kararları ilgi ve takipten mahrum kalmıştır.
· Halbuki uygar cemiyetlerin ilerlemesi, jenerasyonun olduğu gibi ,vazifede nöbet değiştiren fertlerinde, mesailerini birbiri üzerine bina etmeleri bina etmeleri ile mümkündür.
· İşbaşına getirilen adamların davaya inanmış ve prensip sahibi kimselerden seçilmeyip, daha ziyn hakiki iradesi ile iktidar değiştikten sonra ve demokratik idare kurulduktan sonra, bilhassa işçi kitlesi bir çok yerlerde demokrasiyi yanlış anlayarak üst makamlar nezdinde yersiz teşebbüslere kalkmışlar, parti teşkilatlarıda bunlara alet olarak işletme amirlerinin değiştirilmesi yönünde taleplerde bulunmuşlardır.
· Dördüncü sebepte asırların gelenekleri ile bağlı bulunduğumuz uyuşukluk ve bürokrasi zihniyetidir.
Doğrusu
kalkınma davası ile yaptığımız birçok hamlelelere
rağmen henüz faal bir takip zihniyeti ile hareket ettiğimiz iddia
edemeyiz. Barem kanunlarının körlettiği inisiyatif
hisleri ile yukarıdan emir gelmeden harekete geçmeye alışık olmadığımız
ve bir üst amirimizin takip etmediği işleri ürütmeyi alışkanlık
edinmediğimizide itiraf etmek yerinde olacaktır.