KARANFİLKÖY GECEKONDU YERLEŞMESİNDE YAŞAYAN ÇOCUKLARIN SOSYAL KOPMA –SEGREGASYON- DÜZEYLERİNİN İRDELENMESİ 

Hale EREZ

Oylum SEYREK

Özgün BALKANAY

-Kentli-Kentsel Araştırma Gönüllüleri-

ÖZET

İstanbul, nüfusunun %60’ından fazlasının yasa dışı ve plansız yerleşmelerde yaşadığı bir metropoliten şehir olarak bu koşulların mekansal izdüşümü olan gecekondulaşma ve kaçak yapılaşmanın oluştuğu alanlara, yeni şehirli nüfusa ev sahipliği yapmaktadır. Bu evsahipliliği, farklı sosyolojik olguları ortaya çıkarmakta ve farklı mekansal-toplumsal etkileşimlerin yansımalarının şehrin sosyo-morfolojik yapısına etkilerini ortaya koymaktadır.

Çalışmada, İstanbul’un yasadışı kaçak yapılaşma ve gecekondu bölgelerinde yaşayan çocukların-üçüncü kuşak yeni şehirli kesimin- üzerindeki hızlı şehirleşme ve segregasyon (toplumsal kopma) düzeyi etkilerinin bulunması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

 

1. Giriş

Metropoliten şehirler, şehirsel dinamiklerindeki değişim süreçlerinin kentleşme ve kentlileşme politikaları ile uyumuna ve eşgüdümüne bağlı olarak ortaya çıkan değişken kent morfolojisi ve sosyal ve fiziksel makroforma sahip yerleşmelerdir. 1950'lerden sonra başlayan köyden kente göçün mekansal izdüşümü olarak, özellikle büyükşehirlerin fiziksel dokusuna dahil olan gecekondular ve kentlileşme politikalarının kentin gelişme dinamikleri ile örtüşmemesi nedeniyle oluşan çöküntü alanlarının yanısıra; özellikle 1980'lerden sonra ortaya çıkan globalleşme kavramının ortaya koyduğu yeni bir şehirsel doku formu ve sosyal yapı, şehirsel sistemlerin süreksizliğini meydana getirmektedir.

Şehirlerin gelişmesinde etken iç dinamiklerin (sanayileşme, ...) ve dış dinamiklerin (globalleşme, ...) denge durumunda olmaması hali ile ortaya çıkan şehirsel süreksizlik büyükşehirlerde farklı kimliklerin oluşmasına nedendir. Türkiye için yerel kimlikle örtüşen bir planlama anlayışının, dış dinamiklerin gerektirdiği plan politikaları ile örtüşmesi ve bu kapsamda, plan kararlarının üretildiği yeni bir planlama konseptinin ortaya konulması gerekliliği kaçınılmazdır.

Algıladıklarımızın sınırlandırdığı yaşam biçimlerinin, algılanan mekan örüntüleri ile ilişkisinin yaşanılan kentsel alanlar içinde sosyal yapı-mekan ilişkisini ortaya koyması, şehirciliğin yanısıra sosyoloji biliminin de üzerinde durduğu konulardan biridir. Değişen zaman, özellikle değişimin hızlı olduğu şehirsel yerleşmelerde mekansal dönüşümün hızlanmasında etkendir. Çünkü zaman faktörü şehirsel dinamiklerin rol oynadığı sosyal yapı üzerinde de bir etki unsurudur. Sosyal yapının değişimi kentlerin sosyal ve fiziksel morfolojisi üzerinde yeni değişkenler ortaya koymakta ve bu, kendi iç döngüsünü yaratan yeni şehirsel sistem parçalarının -yeni gettoların- meydana gelmesine neden olmaktadır.

 

2. Gecekondulaşmanın Gelişim Süreci

Gecekondu, Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı sonrasında hızlı şehirleşme ortamında kırdan şehre göçenler için, düşük gelir gruplarına yönelik meşru yöntemlerle konut sunumu yapılamaması sonucu ortaya çıkmış bir sunum biçimidir (Tekeli, 1994). Sanayileşme ile birlikte mekansal olarak gelişen şehirler, zaman içinde kenti alt bölgelerini oluşturarak bu alt bölgelere doğru göçün başlamasına neden olmuştur.

Şehirleşme süreçlerinin etkisiyle ortaya çıkan kırdan şehre göç kavramının mekansal izdüşümü olan gecekondulaşma, kendi evrimini geçirirken çeşitlenerek şehirsel mekana farklı biçimlerde yansımıştır. 1950’lerden sonra tarımda sanayileşmenin de etkisiyle kırsal alanda ortaya çıkan işgücü fazlası kırdan kente göçün en önemli nedenidir. Şehirleşme dinamiklerinin planlama politikalarıyla eş zamanlı olarak örtüşmesi sorunu nedeniyle gecekondulaşma, kırdan kente göçün tampon mekanizması olmaktan çıkmış, büyük şehirlerin planlı konut alanlarına alternatif bir yerleşme mekanizması haline gelmiştir. Bu bağlamda gecekondulaşmanın oluşum ve değişim süreci üç ayrı dönemde incelenebilir:

 

3. Gecekondulaşma, Toplumsal Çözülme ve Segregasyon

Her üretim biçiminin yaratmış olduğu kendine özgü yerleşim dokuları ve buna bağlı olarak gelişen kent ve kentli tipi şehirsel dönüşümün temelini oluşturmaktadır. Bu dönüşüm süreci içinde kentlerin yalnızca üretimle ilişkili olan fiziksel dokusu değil, kentsel yaşam ya da kent kültürü denilen kavramın tüm öğeleri de farklılaşarak yeni bir kentli tipi, davranış normları ve kentlilik bilincinin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yalnızca Türkiye’deki değil, dünyadaki tüm metropoliten şehirler için bu sosyal dönüşüm süreci, dikkatle ele alınması gereken ve yeni kentli tipinin kentteki varolma nedenini ortaya koyan bir konudur. Bu dönüşüm süreci noktasında planlamanın rolünün ne olması gerektiği sorusu, yeni yerleşim dokularının oluşumunda etken olan dinamiklerin hangi kurgu içinde çözüme kavuşturulacağı pratiği ile açıklığa kavuşacaktır. Sosyal dinamiklerin farklılaşmasına bağlı olarak çeşitlenen şehirsel oluşumların, yani gecekondulaşma sürecini yaşayan alanların doğru bir biçimde tayin edilmesi kadar, fiziksel dokunun meydana getirdiği sosyal dönüşüm biçimlerinin de doğru olarak belirlenmesi, bu türden kentsel alanlara –Karanfilköy örneğinde olduğu gibi- yapılacak müdahalelerin de gerçekçi ve uygulanabilir olmasına olanak sağlayacaktır.

Gecekondulaşma sürecinin doğal sonucu olan yeni kentli tanımının, tavrının ve davranış kalıplarının kent adına yarattığı sosyal çeşitlilik ve sosyal ilişkiler ağının şehrin bütününü etkilemesi durumu yeni tanımlamaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu konu özelinde süreklilik taşıyan sosyal dönüşümü, toplumsal çözülme kavramı ile ilişkilendirmek mümkündür. Toplumsal çözülme, toplumdaki kurumsal mekanizmaların fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlayan bağ ve denetimlerin çözülmesi anlamına gelmektedir (Kongar, 1995, sf.283). Toplumsal çözülmeyi meydana getiren faktörler:

·        Birey ve/veya sosyal grupların topluma dahil oldukları bilincine varamamaları,

·        Toplumda işbölümü ve sosyal farklılaşmanın gelişememesi,

·        Birey ve toplum çıkarlarının birbirine karşıt zannedilmesi,

·        Geleneksel yapı ile modern yapı arasında denge ve uyumun kurulamaması olarak tanımlanabilir.

Toplumsal çözülme kapsamında ele alınabilecek olan ve sosyal dokudaki kutuplaşma olarak da ifade edilen segregasyon olgusu, İngiltere’de 1970’lerin sonunda, kalifiye işçi sınıfının yeni şehirlere veya başka yerlere göçü ve gentrifikasyon sonucunda, yüksek yoğunluklu sınıfın yoğunluklu bölgeler oluşturması sonucunda ortaya çıkmıştır (Hamnett, C., 2001, sf 164).

Segregasyon, çoğunlukla olumsuz olarak lanse edilen ve bölücü, anlayış ve hoşgörüyü önleyen, sosyal etkileşimi azaltan bir olgu olarak tanımlanır. Bütüncül olarak düşünüldüğünde segregasyon, aslında farklılıklar üzerine yapılan araştırmalarda kullanılan yardımcı bir metottur. Segregasyon olgusunun hem pozitif hem de negatif yönleri vardır. Tanımın pozitif yönü, grupların kendi sosyal birliklerini korumalarında rol oynamasıdır. Böylelikle kültürel değerler korunur, sosyal ağ genişler. Negatif yönü ise etkin grupların konumlandığı yerlerde ayrıcalıklı sosyal grup bölgelerinin oluşmasıdır.

Farklı sosyal grupların segregasyonlarının davranış kalıplarına yansımalarını sosyo-ekonomik etkileşimin etkilenmesi ile daha iyi kavranabilir. Mekansal yakınlık aynı şehirsel mekanı paylaşan farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip gruplar arasındaki sosyal etkileşim potansiyelini artırmaktadır. Bu konu ile ilgili hipotez: “Şehirsel alan içindeki grupların mekansal dağılımdaki farklılık dereceleri yükseldikçe birbirlerine göre sosyal kopma düzeyleri (segregasyon) o derece yüksek olur.” yargısıdır.

Jacob ve Toscano ise, yakınlık kavramını politik bütünleşme bakımından sorgulamışlardır: “Coğrafi olarak birbirlerine yakın yaşayan sosyal gruplar, birbirleriyle daha bütünleşik ilişkiler kurarlar.” Jacob ve Toscano’nun hipotezi bu görüşün, mekansal anlamda yakın ilişkilerde homojenite, etkileşim ve karşılıklı bilgi alışverişi gibi değerlerle ortaya çıktığı doğrultusundadır (Falah, G., 1996, sf 852).

 

4. Karanfilköy  Gecekondu Yerleşmesinde Toplumsal Çözülme ve Çocuklarda Sosyal  

    Kopma Düzeylerinin İrdelenmesi

 

Karanfilköy, gecekondu oluşum sürecinin ilk örneklerinden biridir ve TEM otoyolunun güneyinde, ve İstanbul’un üst gelir grubu yerleşmelerinden Etiler  Akatlar bölgesinin kuzeyinde konumlanmıştır.

Resim 1: Karanfilköy Gecekondu Yerleşmesinin Konumu

 

Karanfilköy yerleşmesi, gecekondu olgusunun barınma amaçlı oluşma döneminde ortaya çıkmış bir gecekondu yerleşmesiyken, zaman içinde çevre arazilerin merkezilik ve planlı toplukonut ve sitelerin yapılmasıyla arazi değerlerinin artması neticesinde, yüksek gelir grubunun yaşadığı bir bölge olan “Akatlar Mahallesi” sınırları içinde kalmıştır.

 

 Resim 2 : Karanfilköy Gecekondu Yerleşmesi, Genel Görünüm.

Tüm bu gelişim süreci sonucu ortaya çıkan değişimler, Karanfilköy yerleşmesini iki farklı boyutta etkilemiştir:

·        Köyden kente göçen yeni kentli, sosyal ve ekonomik yapısına bağlı olarak, kırsal hayat strüktüründen çok da farklı olmayan bir mekansal doku ortaya koyacak şekilde bir yerleşim mekanı oluşturmuştur. Dolayısıyla, sosyal yapının, mekansal oluşum sürecine etkisi ile kırsal karakterli bir gecekondu yerleşmesi ortaya çıkmıştır.

 

 

 

 

 


                                   Resim 3: Organik-kırsal yerleşim dokusu karakteri.

 

·        Yerleşimin çevresindeki arazi değerlerinin artması ve yerleşim sınırını oluşturan konut alanlarına üst gelir grubu kentli nüfusun yerleşmesi ile birlikte, mekansal yapının Karanfilköy yerleşmesinde yaşayan alt gelir grubu üzerindeki sosyal etkileri ortaya çıkmıştır.

 

 

 

 

 

 


              Resim 4 : Akatlar Bölgesi konut alanları ile mekansal yakınlık.

Toplumun, farklı ekonomik ve sosyal statüye sahip, iki ayrı grubunun aynı sınırlar içinde birlikte yaşanılırlığından oluşan bu yansımalar, toplumsal çözülme ve sosyal kutuplaşma kavramlarının irdelenmesiyle açıklanabilir.

Çalışmanın amacı, Karanfilköy gecekondu yerleşmesini etkileyen toplumsal olguların, üçüncü kuşak üzerinde irdelenmesi yolu ile; yerleşmenin fiziksel yapısının etkileyen birinci boyutun oluşumuna tanıklık etmemiş, ancak ikinci boyutun sosyal etkileri içindeki bir ortamda yetişen çocuklar üzerindeki sosyal yansımaların sosyal kopma düzeyi kapsamında değerlendirilmesi ve çocuk ve mekan arasındaki ilişkide şehirlileşmenin rolünü ortaya koymaktır.

Bu bağlamda, araştırma aşağıdaki kuramsal çerçeve içinde geliştirilmiştir:

  1. Hipotez Oluşturma

  2. Sorunsalın Belirlenmesi

§         Birinci, ikinci ve üçüncü kuşaklarda segregasyon (toplumsal kopma)

  1. Sorunsalın Şehirsel Mekana Yansımaları

§         Üçüncü boyutta gelişme eğilimi

 

Çocuk ve mekan arasındaki ilişkinin şehirlileşme boyutundaki etkilerini ortaya koyabilmek amacıyla, öncelikle yerleşmenin oluşum sürecine tanıklık etmiş olan ebeveynlerin de şehirsel dönüşüm sürecindeki dinamiklerden ne ölçüde etkilenmiş ve bu dönüşüm sürecinde nasıl ve ne şekilde yer aldıkları sorgulanmış; bu doğrultuda üçüncü kuşak üzerindeki sosyal etkiler hem ebeveynleri ile oluşturdukları çekirdek aile yapısı hem de şehirsel ölçekteki toplumsal yapı içinde değerlendirilmiştir. Çocuklar üzerindeki sosyal segregasyon düzeylerinin ortaya konması amacıyla özellikle ebeveynler ile çocukların yanıtları çapraz ilişkilendirilerek, kuşaklar arasındaki sosyal segregasyon düzey farklılıkları ortaya konmuştur.

 

 

 

 

 

 


            Resim 5 : Karanfilköy ‘de yaşayan çocuklar.

Karanfilköy’de yaşayan ebeveynlerin tamamı İstanbul dışı doğumlu iken, çocukların % 75’i İstanbul doğumludur. Görüşülen çocukların yaş ortalamasının 10–13 olduğu göz önüne alındığında, 3. kuşağın İstanbul doğumlu olduğu ve İstanbul’da yetiştiği ortaya çıkmaktadır. 


Grafik 1, 2  Ebeveynlerin Doğum Yeri, Çocukların Doğum Yeri

 

Görüşülen ebeveynlerin % 70’inin anne olması, iş hayatı olmayan kadınlar üzerindeki sosyal ilişkiler sistemindeki çözülmelerin daha kolay ortaya konmasına yardımcı olmuştur. Nitekim görüşülen annelerin büyük çoğunluğunu ev hanımı, erkeklerin ise serbest meslek sahibi (işçi, taksi şoförü) olduğu görülmüştür.

Görüşülen kişilerin eğitim ve öğretime olan yaklaşımları irdelendiğinde ebeveyn eğitim durumlarının düşük olmasına rağmen çocuklarını eğitim konusunda bilinçli bir şekilde teşvik ettikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Çocukların büyük bir bölümünün doktor, mühendis, öğretmen olmak istedikleri, futbolcu ve benzeri gibi kolay ve çok para kazanılan mesleklerin gecekondu yerleşmelerinde genellikle beklenilen bir cevap olmasına rağmen Karanfilköy yerleşmesinde oldukça düşük oranda görülmüştür. Ebeveynlerinde çocukları için doktor, mühendis oranı yüksek olmakla birlikte, yaşadıkları yasal sorunlardan ötürü politikacı ve hukukçu olmalarını isteyenlerin oranı yadsınamayacak kadar çoktur.   

 



 



Grafik 3, 4 Ebeveynlerin Çocukları İçin İstediği Meslek ve Çocukların Gelecekte Sahip Olmak İstedikleri Meslek

 

İstanbul’un en eski gecekondu yerleşmelerinden biri olan Karanfilköy’de görüşülen kişilerin % 35’i 16 – 25, % 45’i 6 – 15 yıldır Karanfilköy’de yaşamaktadır. Diğer gecekondu alanlarına nazaran, gecekonduda yaşam süreci daha uzundur. Ayrıca görüşülenlerin % 90’ı ev sahibi, kalanı kiracıdır. Bu durum da, Karanfilköy’ün gecekondu oluşumunun ilk döneminde ortaya çıkan, barınma amaçlı gecekondulaşmanın bir örneği olduğu ve çeşitli nedenlerle bu özelliğini koruduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Ev sahipliliğinin ve ilk oluşumundaki fiziksel dokunun korunmasının nedeni, çevre arazi değerlerinin çok kısa zaman içerisinde çok fazla yükselmesi ve Karanfilköylülerin kırsal yeşil alan niteliğindeki yerleşme biçimlerini bir avantaj olarak görüp koruma yolunu seçmeleridir.

 

Grafik 4, 5 Karanfilköy’de Yaşama Süreleri, Konut Türleri

Karanfilköy’e yerleşme nedeni büyük oranda akrabalara yakınlık olması, aynı zamanda büyük çoğunluğu (%35) aynı yerde 15 yıldan fazla yaşıyor olması, komşuluk ilişkilerinin güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yerleşmenin kendi içinde oturmuş bir sosyal dokusu vardır. Şehirlileşme açısından değerlendirildiğinde, Karanfilköy’ün sosyal dönüşümü gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğu sonucuna varılabilir.

Anket yapılan Karanfilköylülerin tamamının yaşadığı çevreden memnun olduğu ve % 85’inin taşınmak istemediği, dolayısıyla sahiplenme duygusunun bir yerleşme kimliği ortaya koyduğu sonucu gözlenmektedir. Buna karşılık ebeveynlerin % 55’i taşındıkları takdirde yine Karanfilköy’de bir yere taşınmak istediklerini belirtmiş; çocukların ise tamamı yaşadıkları çevreden memnun oldukları halde taşınmaları durumunda yine büyük çoğunlukla Karanfilköy’ü tercih etmişler ancak az bir oranda olmakla birlikte Etiler, Tarabya, gibi lüks semtlerde ve villa tipi lüks evlerde oturmak istediklerini söylemişlerdir.



  Grafik 6, 7 Ebeveynlerin Taşınmak İstedikleri Yer, Çocukların Gelecekte Yaşamak İstedikleri Yer 

Nitekim, çocuklara İstanbul’da en çok sevdikleri semtler sorulduğunda sırasıyla Karanfilköy, Tarabya, Eminönü, Beşiktaş yanıtları alınmıştır. En sevmedikleri yerler sorulduğunda ise Büyük Armutlu, Sanayi Mahallesi gibi gecekondu mahallelerini sevmedikleri yanıtı alınmıştır. Karanfilköy’de yaşayan çocukların kendilerini diğer gecekondu bölgelerinde yaşayanlardan daha iyi durumda olduklarını düşünmekte ve daha iyi bir gelecek hayal etmektedirler. Bu durum, bölgede yaşayan çocukların hem yüksek hem de düşük gelir grubu ile sosyal etkileşim halinde olmalarının bir sonucudur. Nitekim, çocukların % 86’sı üniversite eğitimi almak istemekte ve daha önce de belirtildiği üzere ebeveynler de çocuklarını bu yönde teşvik etmektedirler.

İstanbul’daki tüm gecekondu yerleşmeleri gibi su, elektrik, kanalizasyon, toplu ulaşım gibi tüm altyapı donatılarına sahip olmasının yanı sıra bölgede yaşayanların hepsi buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın, TV, müzik setine sahip olmakla birlikte, cine 5, uydu anteni, DVD, bilgisayar gibi lüks tüketim ürünlerine sahip olan ailelerin de varlığı görüşmeler neticesinde tespit edilmiştir.

 

 

 

 

 

 


Resim 6 : Karanfilköy’de bir ev örneği

Bununla birlikte cep telefonu sahipliliği de oldukça yüksek bir oranda olduğu görülmüştür. Ayrıca; görüşülen ailelerin ikisinin yazlık sahibi olması, araç sahipliliğinin % 40 gibi yüksek bir oranda ve araçların bir gecekondu mahallesinden beklenilenin üzerinde bir kalitede olması, alış–verişlerini market ve süper marketlerden gerçekleştirmeleri, yukarıdaki ürünlerinde kullanım sıklığı ile değerlendirildiğinde; burada yaşayanların gecekonduda oturuyor olmalarının, yoksullukla çok yüksek düzeyde ilişkisinin olmadığını ortaya koymaktadır.


 

Grafik 8, 9 Çocukların Akmerkez’i Ziyarte Sıklığı, Çocukların Şehir Merkezi Tanımı 

Karanfilköy’de yaşayanların büyük çoğunluğu haftasonlarını evlerinde geçirmektedir. Bunun nedeni yaşadıkları yeri bir park ya da mesire yerine gitmeyi gerektirmeyecek kadar yeşil ve komşuluk ilişkilerinin de vakit geçirmek için başka bir yere gitmeyi gerektirmeyecek kadar yakın olmasıdır. Nitekim, görüşülen kişilerin yaşadıkları yer ile ilgili memnuniyet nedenleri sorulduğunda % 66 gibi önemli bir oranda doğal çevrenin varlığı neden gösterilmiştir. Aileler için yerleşmeye çok yakın konumda olmasına rağmen Akmerkez vakit geçirmek bağlamında uygun bir yer olarak değerlendirilmemektedir. Buna karşılık çocukların istek ve ısrarlarına bağlı bir Akmerkez ziyaret oranı ortaya çıkmaktadır. Nitekim, görüşülen çocukların % 60’ı haftada bir, % 20’si ayda bir ve % 5’inin her gün Akmerkez’e gittikleri gözlenmiştir. Bununla birlikte, çocukların %36’lık bir oranla Akmerkezi, şehir merkezi olarak algıladıkları ortaya çıkmıştır.

Gecekondu mahallesinde yaşayan ikinci kuşak yerleşimcileri sembolize eden ebeveynlerin, daha önce sözü edilen içine kapalı komşuluk ilişkileri, dışarıda vakit geçirmemeleri sonuçlarına bağlı olarak kendi içlerine kapalı oldukları halde, üçüncü kuşak jenerasyonu oluşturan çocukları daha iyi bir gelecek için derslerinde başarılı olmaları ve değişik sosyal faaliyetlerde bulunmaları konusunda teşvik etmektedirler. Bunun yanısıra, bazı sivil toplum kuruluşları sinema, tiyatro, sergi, vb çeşitli sosyal faaliyetlere ait ücretsiz bilet temin ederek, burada yaşayan çocukların toplumsal hayata adaptasyon süreçlerine katkıda bulunmaktadır.

Ankete katılan ailelerin yarısı düzenli olarak gazete almaktadırlar. Fakat alınan gazete türleri incelendiğinde, bunların tabloid yayınlar oldukları gözlenmiştir. Ankete katılan çocukların %74’ü düzenli olarak gazete okumakla beraber, bu türden tabloid yayınların sadece spor ve magazin bölümleri ile ilgilendikleri ortaya çıkmıştır. İzledikleri televizyon programları değerlendirildiğinde ise en çok çizgi film ve popüler yerli dizilere ilgi duydukları saptanmıştır.

Karanfilköy, Armutlu, Sanayi Mahallesi gibi gecekondu mahallelerinde yaşayan çocuklar Karanfilköy yakınında konumlanmış olan 600 öğrencisi olan ilköğretim okulunda eğitim almaktadırlar. Dolayısıyla öğrenciler arasında bir sosyal sınıf farklılaşması bulunmamaktadır.

5. Sonuç ve Değerlendirme

İstanbul gecekondu oluşumunun ilk döneminde ortaya çıkan Karanfilköy gecekondu yerleşmesi, bu dönemin karakteristiği olan yüksek evsahipliliği oranı, ayrık nizam, organik yapılaşma ve nitelikli çevre kalitesi özelliklerini taşımaktadır. Bu özelliklerini bugün de koruyor olması ve farklı bir yapılaşma eğilimine girmemesi ise, çevresindeki arazi değerlerinin çok kısa zaman içerisinde çok fazla yükselmesi, Karanfilköylülerin yükselen arazi değerleri karşısındaki savunma reflekslerini, kırsal yeşil alan niteliğindeki yerleşme biçimlerini bir avantaj olarak korumaları şeklinde geliştirmelerine neden olmuştur.

 

 

 

 

 

 


   Resim 7 : Karanfilköy yerleşim dokusu.

İlk dönem gecekondu yerleşmesinde yaşıyor olmalarının bir sonucu olarak Karanfilköylüler, bu alandaki ikametlerini uzun zamandır sürdürmenin yanısıra, İstanbul’daki yaşam düzeylerini belirli bir seviyeye getirmiş ve alanda sahip oldukları değerleri kaybetmemek adına, sosyal tavırlarını bu yöndeki çıkarları doğrultusunda netleştirmiş durumdadırlar.

Segregasyonun nedenlerinden biri olarak kabul edilebilecek olan iki yakın çevre arasındaki farklı yapılaşma biçimleri irdelendiğinde, çocukların çevredeki apartmanlaşmış kent dokusuna karşı olumlu bir bakışa sahip olmadıkları, aksine yaşadıkları yerleşim dokusundan memnun oldukları gözlenmiştir. Dolayısıyla gecekondu yerleşmesine üçüncü kuşağı temsil eden çocuklar için üçüncü boyutta yerleşme eğiliminin olmadığı gözlenmiştir.

Kendi aralarındaki bütünleşik ilişkilere karşın, Karanfilköy yerleşmesinde ikinci kuşağı temsil eden ebeveynlerin çalışma sırasında yapılan anketler sonucunda yakın çevre sosyal yapısı –üst gelir grubu- ile toplumsal bir ilişki içinde bulunmadığı, kendi içine kapalı bir sosyal ilişkiler dengesini kurmuş oldukları gözlenmiştir. Ancak aynı durum, üçüncü kuşağı temsil eden çocuklar için geçerli değildir. Bunun nedeni ise ebeveynlerin ve eğitim kurumlarıyla iletişim içinde olan sivil toplum kuruluşlarının, çocukları, şehirsel etkileşim ve ilişkiler bağlamında olumlu bir biçimde yönlendirmeleridir. Bu nedenle, üst gelir grubundaki çocuklarla bir arada vakit geçirmemelerine rağmen, çocukların kendilerini şehir yaşamından soyutlamadıkları, bire bir sosyal bütünleşme olmasa da, segregasyon düzeyinin de düşük olduğu sonucuna varılmıştır.

 

6. Kaynaklar

§         Balkanay, Ö., Erez, H., Özkul, Ç., Seyrek O.; Segregation Degree of Children in    Karanfilköy Squatter Area, İ.T.Ü Fen Bilimleri Enstitüsü, Culture and Urban Form Yüksek Lisans Dersi Seminer Çalışma Raporu, 2000, İstanbul.

§         Hamnett, C., Social Segregation and Social Polarization, Handbook of Urban Studies, sf. 162-176, Sage Pub., 2001, Londra.

§         Kongar, E., Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, Remzi Kitabevi, 1995, İstanbul.