BU DA NESİ? "TURİST DÖVİZ GETİREN TANRI MİSAFİRİDİR"

Hakan M. KİRİŞ*



Her defasında kendime söz veriyorum, tekrar turizm konulu bir şey yazmamak adına hele hele turizm algılaması üzerine ancak gelin görün ki, bu konu bende bir tür algıda seçiciliğe dönüşmüş duruma geldi. Pek tabii bu seçiciliğe malzeme bolluğunu da eklemek gerek.

İşte son malzeme, turizm haftası dolayısı ile sağa sola asılan pankartlardan biri: "Turist döviz getiren misafirdir". İlk bakışta bu müthiş özlü sözdeki mantıksal çelişki gözünüze çarpmamış olabilir. Onun için ufak bir açıklamaya gideceğim.

Bilindiği üzere toplum olarak biz misafirperverliğimizle övünür ve bunun en büyük göstergesi olarak "tanrı misafirliği"? kavramını kullanırız. Tanrı misafiri karşılığında hiçbir şey beklemeden kapımızı açtığımız, yemeğimizi paylaştığımız ve zordaysa yardımcı olduğumuz kişidir. Dolayısı ile tanrı misafirliği maddiyata dayanmaz.

"Döviz getiren" tamlaması ise uzun uzadıya açıklamaya gerek yok zira döviz, euro ve dolar cinslerinin gözde olduğu herkesin iştahını kabartan bir fani dünya nimeti malum.

Şimdi bu ikisini bir cümlede birleştirip başına da özne olarak turisti koyarsak büyük bir kurnazlıkla zihnimizde kalması gereken bu fikrimizi safça açıklamış olmuyor muyuz?

Bu pankartın altında ismi geçen ve muhtemelen de cümleyi türetmiş olan işletme yetkilileri tam olarak ne anlatmak istiyor? "Nasıl olsa turist dilimizi bilmez" denerek samimi bir açıklama mı yapılıyor? Benim anladığım şu: "Muhterem vatandaşlarımız, turistlere maneviyat verip maddiyat alalım ve yüzlerine gülüp ceplerini boşaltalım" Bu da, ekonomik yönüyle birlikte kültürel bir politika olsa gerek. Bir yandan bir liralık malı beşe - ona satıyoruz öte yandan güler yüzümüzle memnuniyetlerini sağlıyoruz. Bir yandan turistin dövizini alıyoruz öte yandan kendi kültürümüzü onlara empoze ediyoruz. Buna çok akıllıca! bir anti-misyonerlik hareketi bile denebilir ama bir de turistler açısından bakmak gerek. Acaba onların da "Türkiye'nin denizinden güneşinden bolca istifade edin ama otelinizden çıkmayın, otobüsünüzden inmeyin ve mümkün oldukça alışveriş etmeyin" tarzında geliştirdikleri mesajları var mı? Herhalde var ki, turist sayısını ne kadar arttırırsak arttıralım görünmeyen kalemler hanesinde önemli bir değişiklik olmuyor. Turizm sektöründe faaliyet gösterenler, gelen turistin cimriliğini anlatmak üzere "?neredeyse kendini sıkıp memleketinde s...cak, elin gavuru" kalıbını kullanıyorlar. Bir türlü "gavura gavur dememeyi" öğrenemediler yani!

Bu arada fasılalar ve kurumsal değişikliklerle de olsa elli yıla yakın süredir var olan bakanlığın da bu konuya yönelmesi gerek. Bakanlığın yurt dışı tanıtım faaliyetleri takdir edilmeli ancak işin yurt içi boyutunu da hesaba katmalılar. Bakanlığın turizm algılaması konusunda yönlendirici olması ve gerekli şartlar hazırlandığında altın yumurtlamaktan çekinmeyen tavuğu kestirmemesi gerek.

Neyse ki, turizm algılaması zamanla ekonomik yönünün ağır basması ile "elin cıbıl kadınlarının gelip ahlakımızı bozması" tanımından kurtuldu. Bugün bu sektör ülke kalkınmasında önemli bir can simidi olarak görülüyor ama malum algılama ile. Oysa turizmin yegane bir sektör olmadığının gerektiğinde uluslar arası ilişkileri bile etkileyebildiğinin bilincinde olmak gerekiyor.

Yazının sonunda her şeye rağmen neden varolduğuna bir türlü akıl erdiremediğim "turizm haftası" adet olduğu üzere hepinize kutlu olsun.
 

*S.Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü, Yüksel Lisans Öğrencisi