Bilişimdeki gelişmelerin insanlığı, modernitenin soğuk, katı ve şekilci kalıplarından bir an önce kurtarması
gerek. İklimin bahara dönmeye başladığı bugünlerde söz konusu beklentim daha da artıyor. Zihnimde
hep aynı soru yanıp sönerek beni meşgul ediyor:
"İnsanlar çevrelerinde canlanacak hayatı yadsıyıp nasıl oluyor da kendilerini duvarlar arasına
hapsedebiliyorlar"
Fazla değil, çok yakın gelecekte bu sorunun izinde ilerledikçe kentinizin, ofisinizin, okulunuzun hatta
evinizin, algınızda somutlaştığı kavramların itici bir içerik almaya başladığını göreceğinizi iddia edebilirim.
Sadece iş yerinde ve mesai saatleri içinde mi çalışılır, sorusuna yaratıcılık açısından bakacak olursak,
hangi ortamsal şartların bu dürtüyü harekete geçirdiği konusunda da yanılmadığımı söyleyebilirim. Ben
halen insanoğlunun en iyi bilgiyi, en iyi ilhamı alabileceği ortamsal şartlarda üretebileceğini düşünüyor
ve en huzurlu zamanları önemsiyorum. Bunun için de biraz klişe de olsa elma ağaçlarının altını ya
da benzer ilkellikte bir başka mekanı tavsiye ediyorum. Yanınıza kalem kağıt hatta teknolojik nimetler
almayı unutmayın ama mecbur kalmadıkça kullanmayın. Ailecek piknikteyken aynı zamanda iş
toplantısına da katılmak, dünya üzerinde uzak bir noktada tatildeyken proje sunmak, web üzerinden
pek çok faaliyeti yürütmek veya bu şekilde yazıya dökülen bir fikri yayına verip paylaşmak bugünden
mümkün görünüyor. Ancak bu noktada engel teknolojiden değil, yaygın yönetim zihniyetlerinin insana
olan güvensizliğinden kaynaklanıyor.
Şu aralar dirilmeye başlayan doğanın bize teklif ettiği Vivaldi'nin Spring Allegro'su tadındaki hayattan
feragat edip yaptığımız her neyse ona konsantrasyon sağlamak zorunda olduğumuz gerçeğini şiddetle
reddediyorum ve reddederken de bilişim sektörüne olan güvenimi yineliyorum. Bu sektördeki gelişmelerin
sunduğu olanakların, modern insanı tercih zorunluluğuna iten "ya çalış ya eğlen" paradoksunu sona
erdirip "hem çalış hem eğlen" türü bir fanteziyi gerçek haline getirmesini bekliyorum. Bu da, -kabul edin-
böyle bir yazı için fena bir beklenti değil. Kentten kaçmak ama ölesiye de meşgul olmak, neden olmasın?
*Hakan M. Kiriş / S.Demirel Üniv.