TOPLUM SÖZLEŞMESİ'NE BİR İSTİSNA

Hakan M. KİRİŞ*

Aydınlanma Devri?nin (burada kasıt Avrupa Aydınlanması) o meşhur düşünürleri zamanında oturup cemiyet hayatının ne şekilde kurulduğunu düşünmüşler. Öyle ya, doğadaki yaşamlarında daha özgür ve başına buyruk olan insan neden bir kısım özgürlüğünü kısıtlayıp kendi yarattığı bir otoritenin buyruğu altına girsin? Tabii sonuçta muhtelif açıklamalar ortaya atılmış, toplum sözleşmeleri oluşturulmuş. Bizim yazımızda kullanacağımız referans noktası, bireyin toplum hayatı dahilinde bir kısım özgürlüğünden feragat etmesi ile sınırlı.
 

İşte günlük yaşantımızda pek çok kere şahit olduğumuz bazı bireylerin bazı davranışları bu soyut kuramlara istisna oluşturuyor veya biz anlıyoruz ki, bu kuramlar madden toplum içinde yaşayan bazı bireyleri kapsamıyor daha açık bir ifadeyle bunları bağlamıyor.


Evvela şu rahatlıkla söylenebilir ki, toplum içinde yaşayan bu sözkonusu bireyler, doğada serbestçe yaşarken edindikleri alışkanlıklardan taviz vermeye bir türlü yanaşmıyorlar. Bazıları ise toplum halinde yaşamaktan memnun değiller ancak bazı zaruri sebepler dolayısı ile diğer bireylerin varlığına tahammül ediyorlar fakat yine de içlerinde oluşan çelişkiyi gidermenin bir gereği olarak yine doğada tek başlarına yaşıyormuş gibi yapıyorlar. Bunlar, hep mazinin yani avcılık ve toplayıcılıktan bile önceki güzel günlerin hasreti içinde yaşarlar. Asıl hayret edilecek nokta ise, bunların evrime karşı durup varlıklarını birebir korumalarından ziyade giderek de çoğalmalarıdır.


Bilindiği gibi insan bedeni doğası gereği maddi ihtiyaçları olan bir varlık ve bireyin huzurlu olması için bu ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. İşte bu ihtiyaçlardan en belalıları dışarı atılması gereken fazla sıvılarla ilgili olanlardır. Günlük tempo içinde bireyler, bu ihtiyaçlarını bir an evvel karşılamak böylece rahata ermek yolunda hareket ederler. Böyle zamanlarda yukarıda sözü geçen bireyler için birarada yaşamanın ve başkalarına saygı gösterme fikrinin önemi bir anda ortadan kalkıverir.


Bu konuda pek çok örnek verilebilir, ben başlıcalarını sıralayayım:
 

İlk olarak, kalitesiz tütünden imal edilmiş ve fazlaca maddi değeri olmayan sigaralardan çok miktarda tüketmesine rağmen diş fırçalama ve diş hekimine uğrama gibi alışkanlıkları olmayanların bolca tükürük hatta tükürük ötesi veya tükürük kalıbı üretmelerini normal karşılamak gerekir. Zamanla bu kalıpları yutmakla baş edemeyen çağdaş birey, bunları bünyeden atma yoluna gitmektedir. Bu atma işlemini gerçekleştirmek için gizli bir mekan arayışına girmeyi de gerekli görmez, bu, o ve diğer pek çoğu için doğal bir süreçtir. Aynı zamanda sevilen de bir aksiyondur tükürmek, yarışları bile yapılır. Ancak, burada hemen şunu da hatırlatmam gerekir ki, bu tip bireyler sadece ağızları ile değil, her ne hikmetse burunları ile de tükürebilmekte ve bunun gizemini de kendi içlerinde muhafaza etmektedirler. Tükürmek, bir lama gibi kaygısız ve hür, güzel şeydir onlar için.


İkinci olarak, uzun bir süredir yolda olanların durumundan bahsetmek gerekir. Bu çeşit bireyler bir önceki kentli örneğin otobandaki versiyonudur. Bunlar takriben bir-iki saat önce yiyip içtiklerini sindirmiş bir halde yola devam ederlerken aniden bünyelerinde bir basınç hissederler. Vücutları bu sinyal ile -ben deminki yemeği minerallerine ayırdım, işime yarayacak olanları aldım, yaramayanları ne yapacağını biliyorsun- demektedir. Bu sinyali alan ehil birey derhal aracını sağa çeker ve gerekeni gizlenme gereği bile duymadan yapar. Bu, onun için hem bir görev hem de o topluluk halinde yaşanmayan eski güzel günleri hatırlatan bir seremonidir. Bu sırada yoldan geçmekte olan diğer bireyler de töreni ilgi ile izlerler. İnsanın doğaya dönüşünü, doğanın bir parçası olmasını ve onunla bütünleşmesini bu görüntüden daha güzel bir şekilde anlatmak herhalde mümkün olmayacaktır.
Kent içinde de otoyoldakilere benzer bireyler mevcuttur ya da kenttekiler, bizatihi kente varmış otoyoldakilerdir. Bunlar da özellikle hava kararmışsa gizlilik sınırı tanımaksızın aynı seremoniyi gerçekleştirmekten gocunmazlar. Bunlar için favori mekanlar; bakımsız parklar, alt geçitler, tarihi kalıntılar yahut okul ya da resmi dairelerin yüksek bahçe duvarlarıdır.


Bir diğer dışarı atılası sıvı özellikle sıcak mevsimlerde ortaya çıkar. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, burada sezarın hakkı sezaradır, bu sıvıyı kontrol etmek bir türlü mümkün olmaz. Sadece deodorant kullanımı hadi onu geçtim, çamaşır değişimi yahut daha sık banyo gibi önlemler alınabilir ama nedense bir türlü alınmaz. Hatta bu bireylerden bazılarının terlerinin tüm deodorantlardan daha güzel koktuğunu dahi iddaa ettiklerine rastlanır.


Konu dahilinde olan ama neyse ki hukuk kuralları ile genellikle kontrol edilebilen bir diğer sıvıdan bahsetmeden yazıyı bitiriyorum. Sonuç olarak, günümüz toplumunda yaşam felsefe ya da siyasal düşünce kitaplarında tasvir edildiği gibi değildir ve hiç olmamıştır belki de daha da kötüsü hiç olamayacaktır. Bunun pek çok göstergesinden biri de örnekleri çoğaltılabilecek sıvı atımı ile ilgili olanlardır. Günümüz insanı bazı oluşumları kontrol edebilirken bazılarını kontrol edememekte veya buna gerek duymamaktadır. Bu da toplumdaki diğer bireylerin yaşamlarına çirkin bir müdahale olmaktadır. Halbuki Rousseau, toplum sözleşmesi ile oluşan genel iradenin, bu iradeye uymayanları yola getireceğini rahatlıkla söyleyebilmiştir.


    Şimdi Rousseau yaşıyor olsaydı da bu örnekler üzerinde düşünüp bir kuram öne sürseydi ne vardı sanki...

*S.Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü, Yüksel Lisans Öğrencisi