Turizmde Son Nokta!
Hakan M Kiris*
Troya, kalıntılarının bulunduğu Türkiye dururken yarattığı turizm potansiyeli
ile filmin bir kısmının çekildiği Malta'yı ihya ediyormuş. Sitemkar olmanın
ötesinde ben bunun nedenini de düşündüm ve bir sonuca vardım. Şimdi, kendinizi
tarihe ve tarihin bize bıraktıklarına merakı olan bir turist farzedin. "Troya"yı
izlediniz ve o müthiş medeniyetler çatışmasını hissetmek istiyorsunuz.
Gidebileceğiniz iki destinasyon var: Türkiye veya Malta.
Çanakkale'ye giderseniz şehrin gerçek kalıntılarına ulaşırsınız ama dikkat edin
kalıntılarına yani üç bin yıllık bir aşınmadan arta kalanlara. Rüzgarlı bir
höyük üzerindeki bu mahalde yerde uzanmakta olan taş yığınlarına bakıp onların
yanlarında terimsel bir dille yazılmış levhaları okuyup bir de bunların üzerine
hayal gücünüzü ekleyecek ve oluşturduğunuz tablodan bir anlam çıkarıp
etkilenmeye çalışacaksınız. Elbette ki, dimağınızdaki o efsanevi hikayenin
kahramanlarıyla aynı toprağa basmak ve aynı havayı solumak heyecan verici ama
bir turist için yeterli değil!
Malta'ya gittiğinizde ise filmin çekildiği setleri görecek ve görselliğin
etkisiyle dimağınızdaki büyülü aleme girivereceksiniz. Hiçbir levha da size
"işte burası şehrin giriş kapısı" demeyecek zaten film boyunca izlediniz.
Şimdi belirttiğim özelliklere sahip turistin tercihine bir anlam verebiliriz.
Çıkarılacak ders ise şu: Bir turist gideceği yerde somut ve doyurucu ürüne
ulaşmak, onu görmek ve onunla yaşamak istiyor. Bu doğrultuda düşünüldüğünde
"Anadolu: Medeniyetlerin Beşiği" ifadesi çok çekici ama aynı zamanda da soyut
bir kavram oluyor.
Eldekiyle yetinmemek ve yaratıcılıkta sınır tanımamak adına Türk Turizmi'ne
katkımı da şimdi sunuyorum. Buna göre antik şehir kalıntılarının bulunduğu yerin
yakınındaki bir uygun noktaya bu şehrin kendi dönemindeki hali inşaa edilebilir.
Burada tamamen o devrin gereklerine göre bir yaşam düzeni kurulup etkileyici bir
atmosfer yaratılabilir. Tüm bunlar, yan ürünlerle de desteklenebilir, örneğin
günümüz parası yahut kredi kartı ile alınmış sikkelerle agoraya gidip testide
şarap veya zeytinyağı almak kulağa hoş geliyor... Böylece ziyaretçi asıl
kalıntılarla birlikte günümüzdeki kurgusunu da görme fırsatını bir arada bulacak
ve adeta izlediği filmin, okuduğu kitabın ya da düşlediği tarihin içine
girecektir ki, zamandan soyutlanmak insanoğlunun ilgisini her daim çekmiştir.
Sadece antik şehirler için değil, tarihteki her dönem için böyle bir proje
uygulanabilir ya da varolan işletilebilir. Örneğin, Safranbolu'da odaklanan
gerek yurt içi gerekse yurt dışı ilginin kaynağı insan yaşamını sarmalayan
tarihi konaklarıdır. Bu da benim Türk Turizmine armağanım olsun. İşte Efes, işte
Troya, benden de söylemesi.
*S.Demirel Üniv. Kamu Yönetimi, Yüksek Lisans Öğrencisi