KORUMA AMAÇLI İMAR PLANLARININ ONAYLANMA SÜRECİNDEKİ ÇELİŞKİLER *

 

  * Bu yazı Mali Yönetim ve Denetim adlı derginin Ocak-Şubat 2003 tarihli 18. sayısında yayınlanmıştır.

 

Ö. Faruk Cebeci-Y. Kent Plancısı

Mehmet Çakılcıoğlu-Dr. Kent Plancısı

 

        Türkiye’de imar hareketleri çeşitli yasa ve yönetmeliklerle yönlendirilmektedir ve Planların ölçek hiyerarşileri, yapım yöntemleri gibi benzeri uygulama konuları yasalarla uyumlu olmak durumunda olan yönetmeliklerle belirlenmiştir. Ancak, uygulamada İmar ile ilgili yasa ve yönetmelikler arasında boşluklar ve çelişkili durumlar ortaya çıkmaktadır.

 

        3194 sayılı İmar Yasası’nın 8b Maddesi’nde;

“İmar Planları, Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer.” denilmektedir. Yasa maddesinde açıkça görüldüğü gibi İmar Planı yapım yetkisi kesin olarak belediyelerdedir.

 

        Ülkemizde çeşitli sektörlerce genel plan çerçevesi içinde değişik amaç ve içeriğe sahip fiziksel planlamalar yapılmaktadır. Ancak, tüm ülke düzeyinde arazi kullanım çalışmasının yapılmamış olması ve sektörler arasındaki eşgüdüm yetersizliği, özellikle doğal ve kültürel değerlerin zarar görmesine ya da yok olması sonucunu doğurmaktadır. Değişkenliğin dinamiği ile korumanın kalıcılığı arasındaki dengenin ve uyumun sağlanması gerekmektedir.

 

        Ülkemizdeki kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili koruma kararları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları tarafından oluşturulmaktadır. Bu kararlar sit bölgeleri ve objeler ölçeğinde geliştirilmektedir. “Koruma planlaması bu anlamda uygulayıcı kamu kurum ve kuruluşları ile koruma kurulları arasında kalan yetki ve sorumlulukların paylaşılması açısından önemli çalışmaların ortaya çıktığı bir olgu olarak ülkemiz planlama gündeminin ilk sıralarında yer almaktadır.”[1]

 

        Koruma Amaçlı İmar Planları, hızla değişen yaşam koşulları, hızlı kentleşme, nüfus artışı, sanayileşme ve teknik gelişmelerle doğal ve kültürel varlıkların yok olmadan korunması, bakımı ve günümüz yaşamı ile bütünleştirilerek kullanılabilmesi amacı ile yapılan planlardır.

           

        “Tüm planlama çalışmalarında olduğu gibi, korunacak alanların planlanması plan hazırlama kararından uygulamaya kadar uzanan geniş kapsamlı bir planlama sürecini içerir. Koruma Amaçlı İmar planı detaylı analizlere dayanan ve detaylı kararlar üreten uygulama imar planı olarak da tanımlanabilir.[2]

 

        Ülkemizde Sit alanı ilan edilen alanlarda yapılan planlarda plan onama sürecinde çeşitli yanlış uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Bu yanlış uygulamaları ve çelişkileri şu şekilde özetlemek olasıdır;

 

        21.07.1983  onay tarihli 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17. Maddesi;

         “Bir alanın koruma kurulunca sit olarak ilanı, bu alandaki imar planı uygulanmasını durdurur. Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma kurulu tarafından bir ay içinde geçiş dönemi yapı şartları belirlenir. İlgili valilikler ve belediyeler anılan koruma amaçlı imar planını en geç bir yıl içinde koruma kuruluna değerlendirmek üzere vermek zorundadırlar” demektedir.

                                                                               

          Yasanın ilgili maddesi, Koruma Kurulları Koruma Amaçlı İmar Planlarını “Değerlendirir” demesine karşın, 30.01.1989 tarihi Resmi Gazete’de yayınlanan “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ile Koruma Kurulları Yönetmeliği”nin 9. Maddesinde  Koruma Kurulları’nın görevler arasında;

 

          “Koruma Amaçlı İmar Planları ile bunların her türlü değişikliklerini inceleyip onamak.” İfadesi yer almaktadır.

 

        Kültür Bakanlığının 02.09.1992 tarihli ve 2396 sayılı olurları ile yürürlüğe giren “Koruma Planlarının İzlenmesi ve Denetlenmesine İlişkin Çalışma Esaslarını Belirleyen Yönerge”de ise;

“Konuyla ilgili kurum ve kuruluşlardan incelenmek üzere Genel Müdürlüğe gönderilen her ölçekteki planların” ifadesi yer almaktadır.

 

        Kültür Bakanlığının 02.09.1992 tarihli ve 2396 sayılı olurları ile yürürlüğe giren “Koruma Planlarının İzlenmesi ve Denetlenmesine İlişkin Çalışma Esaslarını Belirleyen Yönerge”de ayrıca;

 

        “Kurulda son şekliyle uygun görülen planlar onaylanmak üzere Kurul tarafından Belediye Meclisine gönderilir” denilerek asıl onama makamının “Belediye” olduğu vurgulanmaktadır.

           

        Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 14.07.1998 tarihli “İlke Kararı”nda;

           

        “Koruma Amaçlı İmar Planlarının hazırlanmasında planlamadan sorumlu ilgili kuruluşlar ile planlama ekiplerini yönlendirmek amacı ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce ilgili kuruluşlarla gerekli koordinasyon sağlanarak Koruma Amaçlı İmar Planı Yönetmeliği ile ilgili bir taslağın hazırlanarak değerlendirilmek üzere Kurulumuza getirilmesine, karar verilmesine karşın bugüne kadar söz konusu yönetmelik hazırlanmamıştır.

 

        “Değerlendirmek üzere”, “inceleyip onamak” ve incelenmek üzere”;

 

        Bu tanımlar,  sonuçları birbirinden tamamen farklı olan kavramlardır ve aynı konu ile ilgili olarak kullanılmaları konu hakkında çelişkilerin doğmasına neden olmaktadır.

 

        En büyük çelişki ise bu kavramların, aynı Bakanlık tarafından çıkartılan yasa, yönetmelik ve yönergelerde yer almasıdır.

 

        Kurul görüşü alınan ancak belediye meclislerince kurul görüşü dışında farklı biçimlerde onaylanan planlarda her iki kurumunda kararında ısrar etmesi sonucunu doğuran olaylarla da karşılaşılmaktadır. Bu gibi durumlara ilişkin  Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın 3194 sayılı imar yasasının 4. maddesine göre 2863 sayılı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu kapsamında kalan alanlarda İmar Yasasının 2863 sayılı kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı bu nedenle  KTVKK’nca alınan bir kararın uygulamasının yasal bir zorunluluk olduğu görüşü ve Kültür Bakanlığı’nın da kurul kararı dışında yapılan değişikliklerin onanamayacağı yönünde görüşleri bulunmaktadır.

 

        Bu durumda da plan onama süreci uzamakta plan birkaç kez kurula ve belediye meclislerine gitmektedir.

 

        Bu kez de bu gibi durumlara engel olmak amacı ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nce 1998 yılında alınan ilke kararında “...ilgili koruma kurullarında karar oluşturulması, bakanlığımız dışında belediye başkanlıklarınca ve ilgililerince hazırlanan nazım planı, mevzi imar planlarının öncelikle belediye meclisi uygun görüş kararının alındıktan sonra koruma kuruluna sunularak değerlendirilmesi, uygun görüş verilerek tekrar belediye meclisi onayına sunulması” demektedir. Ancak Belediye meclislerince uygun görüş verilmesi değil ancak planın onanması olabilir .Bu da planın önce belediye meclisince onanması sonra kurula gönderilmesi sonra da tekrar belediye meclisinin onayına sunulması sonucunu getirecektir ki bu da yasadaki tanımlamasına aykırı bir durum oluşturmaktadır.

 

        Koruma Planlaması sürecindeki çelişkiler ve anlam karmaşası mahkeme kararlarına kadar yansımıştır. Danıştay 6. dairesinin verdiği bozma kararlarından birinde “2863 sayılı yasanın 17.maddesine göre koruma kurullarının koruma amaçlı planları değerlendirmek, uygun görüp görmemek yetkisi tartışmasız bulunduğuna göre, koruma amaçlı planların belediye tarafından yapılması  sırasında koruma kurulu kararları çerçevesinde bağlı yetkilerin bulunduğu açık olup, dava konusu olayda koruma kurulunun tetkik ve değerlendirilmesine sunulan planı uygun bulduğu ve bu iradesini  onama sözcüğü ile ifade ettiği anlaşıldığından bu ifadenin mahkemece, belediyenin onama yetkisini ortadan kaldırdığı şeklinde değerlendirmesi sonucu verdiği kararında isabet görülmediği, açıklanan nedenlerle temyize konu idare mahkemesi kararının bozulmasına” denmektedir.

 

        Yasa ve yönetmeliklerde sit alanları ve koruma amaçlı imar planları olarak tanımlamaların yapılmasına karşın sit alanı olmayan ancak imar planı sınırların içinde kalan tescilli binalar da bulunabilmektedir. Bunlara ilişkin kurul görüşlerinin alınması ve imar planlarına yansıtılması sırasında da benzer sorunlar ve aksaklıklar yaşanabilmektedir.

 

        Sonuç olarak, ülkemizde koruma planlaması kuramsal olduğu kadar teorik düzeyde de kurumsal yapı eksikliğinden ve farklı bölgelerde farklı kararlar ve yöntemler benimsenmesinden ötürü subjektif karar ve uygulamalara zorlanmakta ve baskı gruplarının ve politik yapıların yoğun baskısı altında kalmaktadır.

 



[1] Yüksel DİNÇER, Ülkemizde Koruma ile İlgili Kararlara Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yaklaşımı, 1. Kentsel Koruma ve Yenileme Uygulamalar Kolokyumu, İstanbul, 1993.

[2] Zeren NURAN, Koruma Amaçlı İmar Planları, Yapım Süreci, İlkeler, Yöntemler, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurultayı, Ankara, 1990