|
Türkiye'de Tarihsel ve Kültürel Çevreleri Koruma Olgusu
Dr. Mehmet TUNÇER
Y. Şehir Plancısı / Kent ve Çevre Bilim Doktoru (SBF)
Türkiye, binlerce yıllık bir geçmişe dayanan zengin uygarlıkların yaşadığı
bir ülke olarak insanlığın kültürel mirasının korunması konusunda evrensel
sorumlulukları yüksek olan ülkelerin başında gelmektedir. Kültür mirasının
korunmasındaki önemi sadece geçmiş değerlerimizi gelecek kuşaklara
tanıtabilmek amacıyla sınırlandırılamaz. Geçmiş birikimin geleceğin
yaratılmasında en önemli kaynak olarak değerlendirilmesi yaşamsal bir
zorunluluktur. Kişilikli bir toplum olarak gelişebilmek için ulusların
kültürel kimliklerini yeni yaşam çevreleriyle entegre etmeleri önem
kazanmaktadır. Mimarlıkta ve şehircilikte ulusal ve tarihsel değerleri
dikkate almadan gerçekleştirilen modern oluşumlar toplumda yabancılaşmayı
süratlendirmektedir. Farklı kültürlerin kültürel mirasını, aynı dikkat ve
saygınlık içinde korumak, globalleşen dünyada barış ve kardeşlik duygularının
kökleşmesini sağlayacak , hem de farklı kültürlerin birbirlerine olan
etkileşimi ile zengin ve çok renkli bir kültür mozağinin gelişmesinde itici
bir güç oluşturacaktır. Ülkemizde bu güne kadar 2425 adet arkeolojik sit, 269
adet doğal sit, 146 adet kentsel sit, 17 adet tarihi sit olmak üzere 2857
adet sit alanı ile 44406 adet korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı
tescil edilmiştir. 1970'li yıllardan beri uluslararası platformlarda yoğunlaşarak
sürdürülen çabalarda ülkemiz de yerini almıştır. UNESCO' ya üye ülkelerle
birlikte ülkemizin de 1983 yılında benimsediği "Dünya Kültürel ve Doğal
Mirasının Korunması Sözleşmesi" hükümlerine göre taraf devletler
toprakları dahilindeki kültür ve doğa varlıklarının korunmasını taahhüt
etmiştir. Ülkemizden de Pamukkale, Göreme, Kapadokya, İstanbul, Boğazköy
Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Patara ve Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
kültürel miras olarak Dünya Kültürel Miras Listesine alınmıştır. Avrupa Konseyi
ülkeleri ile Ülkemizce 1985 yılında imzalanan "Avrupa Mimari Mirasının
Korunması Sözleşmesi" 13.04.1989 Gün ve 3534 Sayılı Kanun ile yürürlüğe
girmiştir. Akdeniz'in Kirletilmesine Karşı Korunması (Barselona) Sözleşmesi
gereğince Akdeniz'de ortak öneme sahip 100 tarihi sitin içinde ülkemizden de
17 adet sit korumaya alınmıştır. Türkiye'de günümüze kadar sürdürülen
tarihsel ve kültürel çevre koruma politikalarının başarılı olduğunu söylemek
olası değildir. Özellikle 1950 sonrası yaşanan kırsal alandan kentlere
yaşanan göç ve hızlı kentleşme, 1980 sonrası ikinci konut ve turizm amaçlı
kıyı yağması ile, 1990 sonrası Doğu ve Güney - Doğu Anadolu Bölgesinden
güvenlik ve ekonomik nedenlerle göç olgusu kentlerin yüzlerce yılda oluşmuş
dengelerini alt üst etmiştir. Kentlerin önce varoşlarında başlayan yasal
olmayan yapılaşma (gecekondu), giderek imar aflarıyla kentleri bir kanser
gibi sarmış ve günümüzdeki başlıca kentsel sorunlardan biri haline gelmiştir.
Kentlerin hızlı büyümesiyle, tarihsel kent dokularında ve tarihsel kent
merkezleri üzerinde aşağıda özetlenen olgular ortaya çıkmıştır;
- "İmar" adı altında geleneksel dokuya uyumsuz yol açma, imar
haklarını arttırma vb koruma hedefi olmayan, hatta tamamen yıkıp ortadan
kaldırmayı amaçlayan planlamalar yapılması,
- Bu planlar doğrultusunda, spekülasyon amaçlı olarak kentlerde geleneksel
kent dokularının yıkılarak yerine dokuya aykırı taban alanları ve
yükseklikler ile çevreye uyumsuz yeni yapılaşmalar oluşturulması,
- Sit kararı verilmesi ile eski plan uygulamalarının durdurulması, ancak
korumaya yönelik planlama ve uygulama çalışmalarının yetersizliği nedeniyle
geleneksel dokularda ve tarihsel kent merkezlerinde bakımsızlık, korunamama,
köhneleşme, terk edilme ve çöküntü bölgesine dönüşme olgusu,
- Giderek aşırı yapı ve nüfus yoğunlaşması nedeniyle oluşan ulaşım ve otopark
sorunları,
- Mülk sahiplerinin geleneksel dokuları terk etmesi ile bu alanlarda oluşan
sosyal dönüşüm, gecekondulaşma ve sosyal çöküntü bölgesi niteliği.
Yukarıda saptanan sorunlar yöreden yöreye nitelik değiştirmekle birlikte
genel sorunlar olarak gözlenmektedir. Kentlerin göç alma hızı, gelişme
potansiyelleri, geleneksel dokunun niteliği (yapı malzemesi ve dokunun yeni
gelişen kent kesimleri ile olan ilişkileri) turizm potansiyeli ve yerel
yönetimlerin yaklaşımları her kentte tarihsel ve kültürel çevrenin
korunmasını farklı kılmaktadır. 2863 sayılı yasa uyarınca "Koruma Amaçlı
Planların" Belediyeler tarafından yapılması gerekmektedir. Ancak,
gerekli görüldüğünde Belediyeler Kültür Bakanlığı'ndan teknik ve parasal
yardım alabilmektedir. Bazı kentlerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa,
Antalya vb) koruma amaçlı planlama çalışmaları, yerel yönetimlerin kendi
bünyelerinde oluşturdukları birimler aracılığı ile yapılmış ve halen
yapılmaktadır. Bu planlama çalışmaları esnasında, yerel yönetimler teknik
yönden yetersiz oldukları için ihale etme ya da proje yarışması açarak koruma
amaçlı planlar elde etmektedirler.
Bunlara örnek olarak;
Ankara / Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Geliştirme Proje Yarışması (Ankara
Büyük Şehir Belediyesi),
Ankara Kalesi Koruma Geliştirme İmar Planı Proje Yarışması (Altındağ
Belediyesi / Kültür Bakanlığı),
Antalya / Kale kapısı Düzenleme Yarışması,
Gaziantep Hanlar Bölgesi Kentsel Tasarım Yarışması. verilebilir.
Kültür Bakanlığı, 1970'lerin başından buyana (1710 Sayılı Eski Eserler Yasası
ve 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası) geleneksel
dokularda ve arkeolojik alanlarda saptama, belgeleme (tesbit ve tescil) ve
sit alanlarının sınırlarını belirlemek işlevini sürdürmektedir. Bu alanların
planlanmasına ilişkin çabalar bir iki özel örnek dışında (Kapadokya,
Pamukkale vb) 1980'lerin sonuna kadar etkin olamamıştır. 1980'lerin sonunda
Kültür Bakanlığı geç de olsa büyük bir atılım yapmış, yasa ile Yerel Yönetimlere
bırakılmış olan koruma amaçlı planlama çalışmalarını (ihale yöntemi ile)
başlatmıştır. Bu ihaleler ile yapımı tamamlanmış ve halen sürmekte olan
projeler bulunmaktadır. Ancak bu projelerin tamamlanması çok uzun sürmekte,
bazıları da Belediye ya da müellif tarafından dava konusu edilmektedir.
Tarihi çevre koruma alanlarının bir kısmı da Özel Çevre Koruma Alanı
sınırları içine alındığından (Patara, Xanthos, Pamukkale, Dalyan, Göcek vb)
çok başlı bir planlama ve uygulama yönetimi söz konusudur. Bu nedenle, bu
alanlarda planlama yapma ve yaptırma yetkisi Çevre Bakanlığına bağlı Özel
Çevre Koruma Kurumu'nda, bu alanlarda yer alan arkeolojik ve kentsel sit
alanlarında yapılacak uygulamaya ilişkin onama yetkisi de Kültür Bakanlığı
ile özerk olduğu varsayılan (!) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek
Kurulu ve Bölge Kurullarındadır. Bu iki kurum arasındaki çatışmaya yörenin
esas sahibi olan yerel yönetimler (valilik, belediyeler, köy tüzel
kişilikleri) de katılınca ortaya içinden çıkılması güç bir karmaşa çıkmaktadır.
Koruma amaçlı planın kimin tarafından yapılacağı, kimin tarafından onanacağı
ve hangi etabın kim tarafından uygulanacağı hakkında sonu gelmez yazışmalar
ve tartışmalar yapılmaktadır. Buna en güzel örnek Pamukkale ve Patara'daki
güncel uygulamalardır. Bu örneklerin her birinin detayda incelenmesi koruma
politikalarının günümüzdeki acıklı hatta trajik komik durumunu ortaya
koymaktadır. Sorunlar bununla da bitmemektedir. Bir kurumun yaptığını öbürü
beğenmemekte, koruma alanları yaz boz tahtasına dönmektedir. Böylece zaten
kısıtlı olan kaynaklar da heba edilmektedir.
I. ARKEOLOJİK SİT
ALANLARINDAKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
- Arkeolojik sit alanlarında sınırlar belirsizdir ve sürekli değişkenlik
göstermektedir, Koruma kurulu kararlarıyla I., II. ve III. Derece Arkeolojik
sit alanları arasında kaydırmalar ve değiştirmeler yapılmakta, bu da kişiler
arasında bu kararların değişebilir olduğu düşüncesini getirmektedir. Bu
nedenle, bilimsel çalışmalara dayalı sınır saptamalarının bir kez yapılması, yeni
bilgi ve belgelere, buluntulara dayalı olmadan bu sınırlarda değişiklik
yapılmaması gereklidir.
- Arkeolojik sit alanlarının bazılarında çevre denetimi tam değildir,
girişler kontrol altına alınmamıştır ve tam bir başıbozukluk hakimdir, bu
durum da kaçak kazıları ve eski eser hırsızlıklarına yol açmaktadır.
Arkeolojik sit alanlarının ve ören yerlerinin, höyük ve tümülüslerin çevre
denetiminin sağlanması, çit ile çevrilmesi ve önemli olanlarına bekçi
denetimi getirilmesi gereklidir.
- Arkeolojik alanların korunmasına yönelik planlama çalışmaları ya
yetersizdir, ya da hiç yoktur. Bergama, Perge, Pamukkale, Efes, Patara vb
antik kentlerin korunmasına yönelik koruma amaçlı planlama çalışmaları ancak
son yıllarda gündeme gelebilmiştir. Bu planlama çalışmalarının bir an önce
tamamlanması, politik ve kurumlar arası çekişmelerin bir tarafa bırakılarak
bilimsel çalışmalarla planlama ve projelendirmelerin yapılması gerekmektedir.
Ülke genelinde önceliklerin saptanması ve buna göre planlama ve yatırımların
yönlendirilmesi gerekmektedir.
- Yerel yönetimlere bırakılmış kontrol ve koruma mekanizmaları parasal ve
teknik olanaksızlıklar nedeniyle yetersizdir, Kültür Bakanlığı yeterli
denetimi yapamamakta ve yeterli desteği sağlayamamaktadır. Merkezden tüm
alanların denetimi, bakımı ve onarımı olanaksızdır. Bu nedenle, önemli
alanlarda yerel bürolar oluşturulması, teknik ve parasal olanaklarla
donatılacak bu büroların etkin planlama, projelendirme ve uygulama yapmasının
sağlanması gereklidir.
- Arkeolojik alanlara ve ören yerlerine giriş düzenlemeleri, tur güzergahı
düzenlemeleri, dinlenme ve servis noktaları düzenlemeleri genellikle çok
yetersiz, ilkel ve bilimsellikten uzaktır. Turizme açılan birçok ören yerinde
bu yetersizlikler gözlenmektedir. Bu nedenle, öncelikle tip projelerle (wc,
giriş yeri, dinlenme noktası, hediyelik eşya satış üniteleri vb), daha sonra
da yöreye özgü mimari tasarımlarla uygulamaya girecek tasarımlar elde
edilmelidir. Bu tasarımlar için yarışmalar yolu ile proje elde edilmesi de
önemli sonuçlar verebilecektir.
- Kaçak kazıların önlenmesi, yurt dışına kaçırılan eski eserlerin geri
getirilmesi, kazıların denetimi ve bulunan eserlerin sergilenmesi her biri
başlı başına zorlu ve uğraş gerektiren konulardır. Var olan müzelerin
geliştirilmesi, antik kentlerin açık hava müzeleri olarak sergilenmesine
yönelik çalışmalar Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığının ortaklaşa
çalışmalarını gerektiren konulardır.
II. KENTSEL SİT
ALANLARINDAKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
- Arkeolojik sit alanlarında gözlenen, sınır değişmeleri, tescile
alınma/tescilden düşme, plansızlık, denetimsizlik vb sorunlara kentsel sit
alanlarında da rastlanmaktadır.
- Bütün bunların yanı sıra; ülkemizdeki hızlı nüfus artışı ve kentleşme,
kırdan kente göç olgusu, kentlerin plansız büyümesi, arsa spekülasyonu kentin
korunması gerekli konut dokusu üzerinde büyük ölçüde olumsuz etkiler
yapmaktadır. Kent merkezlerinde yer alan tarihsel kent merkezleri ve
geleneksel kent dokuları, kentin hızlı büyümesi, yoğunluk artışı ve çok katlı
olarak yıkılıp yapılaşmalardan etkilenmekte, geleneksel kent dokuları tüm
çabalara ve yasal sınırlamalara rağmen yer yer yok olmaktadır.
- Kentsel ölçekte (doku ölçeğinde) koruma olgusunun ülkemizde gecikerek ele
alınması, İstanbul, Bursa, Edirne, İzmir, Kayseri gibi pek çok kentimizin
pitoresk görünümlerini kaybetmesine neden olmuştur. Gecikerek de olsa
1980'lerden sonra korumaya yönelik planlama ve projelendirme çalışmaları
yaygınlaşmıştır. Yetkilerin yerel yönetimlere verilmesi sonrasında ise bir
çok yerel yönetim kendi kentlerine sahip çıkmaya başlamış, koruma amaçlı
planlama çalışmalarına girişmişlerdir.
- Bu çalışmaların yeterli olduğunu söylemek olası değildir. Ancak, turizmin
de etkisi ile belirli bir tarihi çevre bilincini oluştuğu söylenebilir.
Kültür Bakanlığı'nın 1990'ların başından itibaren koruma amaçlı planlama
çalışmalarını ihale yöntemi ile başlatması ne kadar gecikmiş olunduğunun bir
göstergesidir. Önemli olan Koruma planı yapmak değil onun uygulanmasına
yönelik bir takım organizasyonel ve parasal önlemleri almak ve uygulamaktır.
- Kültür Bakanlığı'nın sürekli değişken politik kararlara sürekli bağımlı bu
günkü yapısı ile bunun olabileceğini düşünmek pek olası değildir. Ne yazık
ki, Koruma Kurul üyelerini görevden alarak, başka yerlere sürerek ya da
sürekli olarak yerlerine "Bilimsel Koruma" konusunda bilgisiz ve
uzmanlaşmamış kişileri atayarak oluşturulmakta olan bir "KAOS"
ortamında, yakıp yıkmak isteyenleri, spekülatörleri koruyan kararların
yaygınlaştığı gözlenmektedir.
"Sürdürülebilir Koruma Politikaları" olarak nitelendirebileceğim
aşağıdaki önerileri sunuyorum:
1. Tarihsel çevreler, geleneksel konut dokuları, "Sürdürülebilir
Kalkınma" kavramı doğrultusunda sadece kültürel varlıklarımız olarak
değil, birer konut stoğu olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir.
2. Bu doğrultuda, sadece koruma değil, sağlıklaştırma ve yenilemeyi de içeren
planlama ve projelendirme çalışmaları yapılmalıdır.
3. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nın 1997 yılına kadar geliştirdiği ve
geleneksel kent dokularını birer konut dokusu / stoğu olarak gören yaklaşımı
ile hazırlanan "Yönetmelik" bir an önce gerçekleştirilmelidir.
4. Kültür Bakanlığı'nın günümüzdeki hantal, bürokratik, ağır işleyen, sorun
çıkaran, iş yapmayan, teknik olarak zayıf niteliği mutlaka iyileştirilmelidir.
Politikalara (Bakan'a, Müsteşar'a ya da Genel Müdür'e) göre günden güne
değişen politikalar yerine uzun vadeli, ülke kaynaklarını ve önceliklerine
göre saptanan politikalar oluşturulup uygulamaya konmalıdır. Kültür
Bakanlığı'nın yerel birimleri olan Koruma Kurulları ve Büro Müdürlükleri
günümüzdeki edilgen, hantal, sorunları çözemeyen, korumayı geciktiren
yapılarından kurtarılarak, etkin, teknik ve parasal donanımlı, aktif
mekanizmalar haline getirilmelidir.
5. Koruma konusunda yasalardaki ve örgütsel yapıdaki çok başlılık mutlaka
önlenmelidir. Yetki ve sorumluluk dağılımı yeniden gözden geçirilerek tek bir
"Kent ve Çevre Koruma Yasası" oluşturulmalıdır.
6. Yerel Yönetimlere (Belediyeler) teknik ve parasal destek arttırılarak ve
yaptıkları hizmetler denetlenerek yerinde koruma ve geliştirme politikaları
uygulanmalıdır.
7. Yörede yaşayan halkı tarihsel çevre konusunda bilgilendirmek ve
bilinçlendirmek, onların koruma konusuna olumlu katkı ve katılımlarının
sağlanması en önemli uygulama aracı olarak görülmektedir. Çocuk yaştan
başlayarak ülkedeki kültür çeşitliliğinin ve kültür varlıklarının
öğretilmesi, tanıtılması ve sevdirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak; ülkemizde binlerce yılda oluşmuş tarihsel ve kültürel
varlıkların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda on yıllardır
süregelen ihmal ve yağmanın sonucunda gelinen nokta bu varlıkları tümüyle
olmasa bile büyük kısmını kaybetme noktasıdır. Buna önlem alması gerekli
yerel ve merkezi yönetimin bugün bu konularda yetersizlikleri gözlenmektedir.
Her aydına düşen çaba da kültürel ve tarihsel değerlerin korunması
çabalarında aktif yer almaktır kanısındayım.
Doç. Dr. Mehmet TUNÇER
utta@ada.net.tr

|