SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE BİZ
Menekşe Işık
Çevre Mühendisi
Dünyamız ne de küçükmüş meğer! Küçükmüş
de bizim haberimiz yokmuş.
Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg' da yaşanan gelişmeler ve olaylar
bir kez daha (bir kat daha) gözlerimizin faltaşı gibi açılmasına sebep
oldular. Bir taraftan boşyere yapıldığına dair öte taraftan fazlasıyla
abartıldığına dair, gazetelerde (medyada) çeşitli şekilde yer alan
haberler.
Kim hakkında mı? Seni, beni, hepimizi ve geleceğimizi ilgilendiren;
yaşadığımız, soluduğumuz, üzerinde coşup durduğumuz, hayran kaldığımız
ve
bir o kadar da hızla yok ettiğimiz dünya hakkında. Evet, insanlığın
dünyamıza dair yapmış ve yapmakta olduğu müdahaleler, BM'in öncülüğündeki
Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde ele alınmaya çalışıldı.
Ancak ne
kadar inandırıcıydı.
Çok değil bundan 30 yıl önce dünya ülkeleri bir araya geldiler.
1972'de Stockholm'de BM Dünya Çevre Zirvesinde ilk toplantıyı
gerçekleştirdiler ve bir bildiri yayınladılar. Bu bildiride yer alan bazı
ifadeler şöyleydi:
"Bu yüzyıl boyunca, beşeri dünya ile onu taşıyan gezegen arasındaki
ilişkiler köklü değişiklik geçirmiştir. Yüzyıl başladığı sıralarda,
insanların sayısında da , teknolojide de gezegenin sistemlerini önemli
ölçüde değiştirecek güç var olmakla kalmamakta, aynı zamanda,
atmosferde,
toprakta, sularda, bitki ve hayvanlar arasında ve bunların hepsinin
birbiriyle ilişkilerinde bir takım önemli, istenmeyen değişiklikler yer
almaya başlamış bulunmaktadır.
Değişikliğin hızı, bilimsel disiplinlerin ve bugün sahip olduğumuz
yeteneklerin, değerlendirilip yol gösterebilme hızını aşmaktadır. Bu hız,
siyasal ve ekonomik kuruluşları daha farklı, daha parçalara ayrılmış bir
dünyanın şartları doğrultusunda ortaya çıktığında uyum sağlama ve baş
edebilme açısından eksik kalmaktadır. Bu kaygıları siyasal gündeme sokma
yolları arayan pek çok kişi, kaygı içindedir."(1)
Aslına bakarsanız bu, Batının hemen her alanda 1970' lerden
itibaren postmodern kavramları içerisinde çevrecilik anlayışını ortaya
çıkarmasıyladır. Zira modernizm kavramı içinde Batı; insanlığın bilim,
teknoloji ve daha çok maddi güç ile bütün sorunların üstesinden geleceğine;
böylece her tür hastalığın tedavi edileceğine, fukaralık ve yoksulluğun
ortadan kalkacağına, doğal felaketlerin önleneceğine, insanların daha
mutlu
ve müreffeh olacağına inanmıştı.
Ancak tüm dünyanın kaynaklarını tüketenler büyük bir yanılgıya
düşmüşlerdi. Batı kendi yaşadığı mekanı tüketmiş ve şimdilerde suni
çevreler
oluşturup elindekinin değerini anlama gayreti içine girmişti.
Bütün bunlarla beraber bu toplantıları yapıyorlar ama alınan
kararları hiç de umursamıyorlardı. Pek çok bilim adamının ve uzmanların
tespitiyle bu toplantılar; boş vaadler ve yerine getirilemeyecek sözlerden
ibaretti.
Geleceğimizi düşünen, uzağı gören ilim adamları, düşünürler, sivil
toplum örgütleri dünyanın her yerinde uyarılarda bulunuyor; topyekün
insanlığı tehdit eden tehlikelere işaret ediyorlardı.
Bu tehlikeleri dile getirenler daha önce olmamış mıydı? Elbette ki
olmuştu. Ancak, çevre sorunları bu denli hissedilir boyutlara ulaşmadığından,
bu
endişeler duyulmamış, duymazlıktan gelinmişti.Alain Herve de bu
duyulmayan seslerden biri. Nouvel Observateur Dergisindeki "Dünyanın Son
Ümidi" başlıklı yazısında bakın neler diyordu:
Garip felaketler bekliyor bizi, garip çünkü kendi eserimiz. Fani
olduğumuzu, acı çektiğimizi ve birbirimize kötülük yaptığımızı
biliyorduk.
Yeni bir şey daha öğrendik şimdi:
SOYUMUZUN
KENDİ KENDİNİ YOK ETTİĞİNİ
İnsanlar yüzlerce asırdan beri dünyada yaşıyor. Ne var ki, bir
asırdan beri o kadar övündükleri ve kendilerine bir imtiyaz saydıkları
ilerleme ve kalkınma adına, hayatlarını destekleyen çevreyi ve hayatın
kendisini, görülmemiş bir hızla tahrip ediyorlar: Tam bir intihar... (2)
Yeryüzündeki doğal çevreye yönelik tartışılmaz ve çok yakın tehdit
karşısında toplanan dünya halkları çevre konferansında; dünyanın mevcut
kaynaklarının yaklaşık yarısını tüketen ve çevre kirlenmesinin yarısından
sorumlu olan dev bir ülke, bugünkü çıkarları nedeni ile makul bir
uluslararası antlaşmanın getireceği kısıtlamaların daraltılmasında
(sanki o
bu dünyada yaşamıyormuş gibi) direnebiliyor.
Bunun üzerine öteki başlıca ülkeler de, bu kısıtlamaları bile
yerine getirmekten kaçınıyor. Böylece ekonomik yarış içinde, kendi
kendimizi
zehirliyoruz.
Oysa arzu ve taleplerimizi sınırlandırmayı; çıkarlarımızı ahlaki
ölçülere tabi kılmayı öğrenemezsek, insanlık darmadağın olacak ve
insan
doğasının en kötü yönleri dişlerini gösterecek.(3)
İşte böyle bir tablodan sonra gelecek açısından bizi ümitlendiren
tek şey her gün daha çok insanın bu tablonun farkına varması ve bir şeyler
yapmaya çalışmasıdır. İnanıyoruz ki bu çabalar çoğaldığı ve güç
birliği
ettiği gün bir çok şeyde başarılmış olacaktır.
(1)B.M. Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, Ortak Geleceğimiz,Türkiye Çevre
Sorunları Vakfı Yayını Sayfa:449-450
(2)Alain Herve, Nouvel Observateur Dergisi,"Dünyanın Son Ümidi"
(3)Aleksander Soljenistin, İnternational Tribune,"Dünyanın Nasıl
Kurtulabileceği"