İSTANBUL MERKEZİ İŞ ALANININ GELİŞİMİ/DEĞİŞİMİ*
*Bu Bildiri 8-9-10 Kasım 2004 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde gerçekleştirilen “Değişen-Dönüşen Kent ve Bölge" konulu "Dünya Şehircilik Günü, 28.Kolokyumu'nda sunulmuştur.
İstanbul tarihi boyunca uygun coğrafyası nedeniyle ticaret kontrol ve koordinasyon merkezi olmuştur. Önce Avrupa, Ön Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı denetim altında tutan ve Akdeniz’i bir iç deniz ve yüksek teknoloji içeren ulaşım ortamı olarak kullanan Roma İmparatorluğu sisteminin devamı Doğu Roma’nın Başkenti, sonra aynı sistemi devralan ve işleten, geliştiren bir Osmanlı İmparatorluğu başkentidir. Geliştirdikleri kurumlarla, tüm bu alanı denetim altında tutan, Nil Vadisi’nden ürün fazlasını, ipek yolundan Çin’in ipek ve baharatını, Kuzey Akdeniz’in zeytinyağını, şarabını toplayıp, Akdeniz’den gemilerle, karadan kervan yolları, kervansaraylar gibi dönemin üstün ulaşım teknolojisi ve örgütlenmesini oluşturarak tüm eski dünyaya dağıtan ticaret kanalları oluşturarak ve etkin bir askeri ve jandarma karışımı sistemle bu ticaret ağını ve sistemini koruyan-sürdüren iki imparatorluk başkenti İstanbul, bu niteliği ile 2500 yıldan daha eski metropol sıfatını taşımaktadır. Tarımsal üretimin değişimine dayanan eski dünya ticaretinde İstanbul 1. derecedeki metropoldür.
İstanbul geleneği, tarihi işlevi budur. Dolayısıyla kültürü de metropol kültürüdür. Eski dünyanın ticaret merkezi ve dolaylı denetimine sahip, Doğu Akdeniz havzasının direkt kontrolüne sahip İstanbul bu ticareti yürütmek için dünyanın her milletinden tüccarı da içinde barındırmıştır. Çok dinli, çok tapınaklı, çok dilli, kozmopolitan İstanbul Metropolünün kökü de budur. [1]
Roma-Bizans Dönemi
İstanbul’un ilk yerleşme yapısının temelleri, Milattan önce 7. y.y.’da Megaralı Gerekler tarafından önce Kadıköy (Chalceodon) ve sonra şimdiki Sarayburnu civarında (Bizomtion) koloni şehirleri olarak kurulmuştur. Bu yerleşmelerden Bizantion, topografik avantajlarından ötürü önemini arttırmış ve bağımsız bir kent olmuştur.
M.S. 196 yılında Septimus Severus kenti işgal etmiş ve surları batıya doğru genişletmiştir. Bu dönemde yapılan hipodrdom, anıtsal yapılar, ana arterler ve meydanlar yerleşme içini, surlar ise yerleşmenin makroformunu tayin etmektedir. Bu devirde surdışı gelişimi oldukça sınırlıdır.
Konstantinle beraber İstanbul’da Roma imparatorluğu dönemi başlamış, şehrin adı Konstantinopolis olarak değişmiştir. Bu devirde Severus surları yıktırılmış ve yeni surlar daha batıda inşaa edilerek kent genişletilmiştir. Çevre gelişmelerden Galata ortaya çıkmış ve çevresi duvarlarla sınırlandırılmıştır. Sur kapılarına yönelen sur aksları, Ayasofya kilisesi, Çemberlitaş, Fatih’de Havariyyun Kilisesi, Sirkeci’de Neoriyon limanı ve tersanesi, Longa tarafında Elefterion limanı gibi şehrin odak noktaları oluşmuş, kent 14 fiziki bölgeye ayrılmıştır. Bu ayrıma temel teşkil eden faktörler, kent topografyasından doğan ana yollar ve kentin güney doğusundaki merkezden yayılan konsantrik eğrilerdir. Bu konsantrik yayılmada Grek şehri surları ve Severus devri surları esas alınmıştır.
I. Teodosyus zamanında bugüne kadar gelen iç surların inşasına başlanmış (413), Haliç ve Marmara surları 439’da tamamlanmıştır.
Kentin bu devirden sonra geçirdiği aşama 552 yılında Jüstinyenin idaresi sırasındadır. Jüstinyen zamanında Galata surlar ile çevrilmiş, bugünkü Ayasofyanın inşaatı başlamıştır. Haliç’e yapılan ilk köprü bu döneme rastlamaktadır. Bu devirde sonra kent Osmanlıların eline geçene kadar bir çok yönden gerilemiş, fakat genel yapısında önemli bir değişiklik olmamıştır.
Osmanlı Dönemi
İstanbul’un 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethi sonrasında kent yeniden imar edilmeye başlanmıştır. Osmanlı toplum yapısı, toplumun şehir ve şehirciliğe bakış açısı, kentin belediye ve idari yapısının zaman içindeki değişimi İstanbul’un Osmanlı dönemindeki yapılanma ve imar faaliyetlerinin temelini teşkil etmiştir.
1453 yıllarında 50.000 olan şehir nüfusu Anadolu ve Rumeli’den getirilen çeşitli etnik gruplarla 120.000’e ulaşmıştır. Suriçi, Eyüp ve Üsküdar’da ilk Türk mahalleleri oluşmuştur. Şehrin en büyük mabedi Ayasofya, camiye çevrilmiş, başta Topkapı Sarayı, Eyüp Sultan Cami ve türbesi olmak üzere birçok cami, medrese, hamam ve çarşı gibi yapılar inşaa edilmiştir. Fatih devrinde genel olarak Bizans fiziki strüktürü devam etmekle beraber İstanbul kısa bir sürede çehre değiştirmiş ve bir islam kenti görünümüne bürünmüştür.
15. yy. sonlarına doğru II. Beyazıd zamanında kent nüfusunun 200.000 olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde en büyük yapılanma Fatih külliyesi çevresindedir. Üsküdar önemini arttırmaya devam etmiş, yeni mahalleler kurulmuştur. 16. yy. başında şehrin silüetini etkileyen en önemli yapılanma, Beyazıt külliyesinin inşasıdır. Kent silüetine, Bizans strüktürünün değiştiğini kanıtlayan anıtsal İslam yapıları egemen olmuştur. Ulaşım ana yapısında da önemli değişim olmuş, Bizans’daki Beyazıt’tan sonra Marmara’ya paralel uzanan aks yerine, bu devirde Haliç’e paralel ve Edirnekapı’ya yönelik, batıya uzanan aks hakim duruma geçmiştir. Kentin dış bağlantılarında kara ulaşımı önem kazanmış, İstanbul’un Trakya ile karayolu ilişkisi oldukça güçlenmiş, kent karayolu ile de beslenmeye başlamıştır. Edirnekapı ve Topkapı çevresinde pazar yerleri, han ve hamam gibi yapılanmalar başlamış, şehrin ticaret bölgesi ise bu dönemde Sirkeci ile Unkapanı arasında gelişmiştir.
Kent nüfusu Kanuni Sultan Süleyman zamanında 500.000’e kadar yükselmiştir. Sultan Selim ve Süleymaniye Camii bu dönemin anıt yapılarıdır. Kanuni zamanında Eyüp yöresine birçok cami ve medrese yapılmış, sahiller saraylarla donatılmıştır. Galata surları dışında yabancı elçilikler konumlanmaya başlamış, Kasımpaşa’da yoğun tersane faaliyetine paralel olarak nüfus gelişmiştir. Üsküdar kentin önemli yerleşim birimlerinden biri haline gelmiştir. Boğaz sahillerinin kentsel yerleşmelerle bezenmesi Kanuni zamanında başlamıştır. Bu dönemde Sur içinde Aksaray ve çevresi önemli bir yerleşim alanıdır.
17.yy.’da şehir nüfusunun 700-800.000’e ulaştığı tahmin edilmektedir. Haliç’in büyük bir kısmı dolmuş, Eyüp yerleşimi oldukça gelişmiştir. Beyoğlu gelişiminin henüz başlangıcındadır. Karşı yakada Üsküdar yayılmaktan daha fazla yoğunluğun artması şeklinde gelişmekte, depolama ve konaklama faaliyetleri artmaktadır. Beşiktaş’ta yüzyılın sonlarına doğru kentin gelişme yapısı belirlenmiş ve fonksiyonel bölünmeleri tamamlanmış durumdadır.
18.asırda şehrin makroformunu belirleyen en önemli yapılanma, Boğaziçi ve Haliç’in kentin organik bünyesiyle bütünleşmesidir. Kent sınırları çok gelişmemişse de Suriçi yerleşmesi göreceli olarak önemini yitirmiştir. Sur içinde meydana gelen büyük yangınlar, bu alandaki yerleşme dengesini sarsmıştır.
İstanbul’a kentin gelişimine yönelik ilk planlı girişim ve imar planlama çalışmaları 1836-37 yıllarında başlamıştır. Moltke tarafından bir imar planı çizilmiş, bu plandaki kararlar 1839 yılında bir ilmuhaber haline getirilmiştir. Kentin makroformunu etkileyen askeri tesislerin planlama ve uygulaması bu devirde olmuştur. Bu ilmühabere göre, İstanbul’da yeni yapılacak binalar kagir olacaktır. Geniş meydanlar bırakılıp geometrik form ve kurallara ağırlık verilecektir. Yapılacak yollar, 10-12-15-20 zira genişlikte olmak üzere dört kademeye ayrılmıştır (1 Zira=80cm).
Moltke’nin planında yer alan askeri tesisler büyük oranda uygulanmıştır. Moltke’nin planına göre, büyük askeri kışlalar ve çevresinde mahalleler inşa edilmiştir. Bu tür yapılaşma için en güzel örnek Selimiye mahallesidir. Bu devirlerde gelişen alanlar Boğaziçinde Beylerbeyi’dir. Üsküdar, Haydarpaşa aksına doğru gelişmiştir. Kentin gelişmekte olduğu bir diğer önemli bölgesi Beyoğlu olmuştur. Bu alandaki gelişim bir yönde Kasımpaşa’ya, öbür yönde Boğaz tarafında Tophane’ye kadar uzanmıştır. Beşiktaş, Boğaziçi boyunca yayılmasının yanısıra kuzeye doğruda gelişmiştir. 18.yy.’da Osmanlı Devletinin İstanbul’a yaptığı hizmet, vakıflar yoluyla imar ve bayındırlık işlerinden ibarettir.
Osmanlı Devleti zamanında İstanbul’daki toplumsal ihtiyaçlar vakıf yoluyla karşılandığından devlet bünyesinde kentsel sorunlara eğilmek üzere bir örgütleşmeye gerek duyulmamıştır. Osmanlı toplumunda 19 yy.’ a kadar hizmetlerin bir bütün olarak mekanla ilişkisi ve arazi kullanışının düzenlenmesi vakıflar yoluyla gerçekleştirilmiştir.
19.yy.’da kentin batıya doğru surların dışında gelişimi çok kısıtlıdır. Kentin fiziki yapısındaki en önemli değişiklik ıslahat hareketleri paralelinde yapılmış olan kışlalar ve askeri tesislerdir. 19.yy.’ın ilk yarısında Pangaltı ve Nişantaşı henüz tam oluşmamıştır. Boğazda Kabataş ile Taksim arasında kalan hattın güneyi tamamen yapılanmıştır. Boğaz yer yer gelişen yerleşme merkezleri dışında ince bir hat şeklinde iskan ile dolmuştur. Maçka sırtları henüz dolmamış, Pangaltı, Nişantaşı, Akaretler’de büyük çapta gelişmeler olmuştur. 1913 yılında Şişli’ye kadar gelen elektrikli tramvay, bu yönde gelişimin hızlanması sonucunu doğurmuştur.
19.yy. boyunca, Anadolu yakasında gelişme, Batı yakasına göre daha az olmuştur. Bu yüzyıl sonlarındaki demiryolu, gar, liman tesislerinin katkısıyla gelişimin hızlandığı görülmektedir. Üsküdar 19.yy. sonuna doğru Bağlarbaşı’na doğru yoğunlaşma olmuştur. Üsküdar ile Kadıköy arasında kalan kısımlar en yoğun yerleşme alanı olmuştur. Kadıköy 1860 yılında geçirdiği büyük yangından sonra, yeni ulaşım şebekesi ile gelişimini hızlandırmıştır. Moda ve Bahariye 1. Dünya Savaşında yoğun bir yerleşme haline gelmiştir. Kalamış, Fener, Kızıltoprak ve Erenköy mevkilerinde mahalleler gelişmiştir. Boğazın Anadolu boyları, Batı yakasınına göre daha az gelişmiş durumdadır. Cumhuriyet devrinde sayfiye yeri olarak önem kazanan adalar 19.yy.’da hemen hemen bakir bir halde idi.
1826 yılında, İstanbul kadılığı kaldırılarak yerine İhtisap Nezareti kurulmuştur. Şehreminilik kurumu 1832 tarihine kadar devam etmiş ve bu tarihte lağvedilerek görevi Ebniye-i Hassa Müdüriyeti’ne devredilmiştir. 1848 yılında kentin planlama çalışmalarına yönelik “Ebniye Nizamnamesi” çıkarılmıştır. Bu nizamnamede kamulaştırma, binalara ruhsat verilmesi, yol genişlikleri, inşaatların denetimi ve bina yükseklikleri üzerine kurallar getirilmiştir. Bu dönemde, şehirdeki büyük yangınlardan sonra uygulanacak imar hareketlerini düzenlemek için mevzii plan yaptırılmaya başlanmıştır. Bir çeşit imar komisyonu olan, “Islahat-ı Turuk” komisyonu kurulmuştur. 1882 yılında çıkartılan Osmanlılar’ın ilk imar kanunu olan “Ebniya Kanunnamesi” ile, belediyelerin yapacakları imar uygulamalarının plan ve haritalara dayandırılması öngörülüyordu.
1855 tarihinde İhtisas Nazırlığı kaldırılarak şehremaneti yeniden kuruldu. Şehremaneti İstanbul’u 12 bölgeye ayırmış ve bu bölgelerden Beyoğlu ve Galata’yı daire kabul ederek ve bu bölgenin gerek akarları, gerek binaları ve gerekse bölgede oturanların istekleri dikkate alınarak belediye teşkilatının kurulmasına buradan başlamıştır. 1876’da (20), 1878’de (10), 1908’de tekrar (20) belediye dairesi kurulmuş, 1912 yılında ise daireler iptal edilerek, kent şehremaneti şeklinde bir yönetim başlamıştır. Bu yüzyıl merkezi kararların egemen olduğu bir dönem olmuştur.
Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet Dönemi İstanbul’a tarihsel dönüşümün etkenleri yanında, iki önemli belirleyici daha getirdi. Birincisi ,başkentin Ankara’ya taşınması, ikincisi ise, ard arda bir çok kent planlarının yapılmasıdır. Cumhuriyet sonrası İstanbul’un gelişiminde belirleyici olan en önemli etken, ülke ekonomisinde 1950’lerde ortaya çıkan dönüşümün, eski bir ticaret ve sanayi merkezi olarak İstanbul’a başka yerlerden daha önce ve daha şiddetli biçimde yansımasıdır.
Cumhuriyet’ten sonra 1923-1950 yıllarını kapsayan ilk dönem, ülke fiziksel yapısında önemli atılım kararlarını içeriyordu. Bu dönemde İstanbul bir çözülme süreci yaşamış, yüzyılın başında 1 milyonu aşmış olan kent nüfusu 1927’de 690.000’e düşmüş, 1935’te 740.000’e ve 1945’te 900.000’e varabilmiştir. Bu dönemde İstanbul’un nüfus artış hızı diğer kentlerin altındadır.
19.yüzyılda İstanbul’un sanayi bölgelerinin belirlenmesi, şehrin tarihi gelişiminin bir sonucudur. Eminönü ve Fatih’te bulunan sanayi, İstanbul limanının Sirkeci ile Balat arasındaki yerleşmesine paralel olarak gelişmiş; Fatih’in Kasımpaşa’da kurduğu tersane ile Haliç’te sanayi yerleşmeye başlamıştır. 1828’de Eyüp’te bir halat fabrikası ve feshane kurulmuştur. II.Mahmud döneminde tersanede buharlı gemiler inşa edilmiştir.
Cumhuriyet’ten sonra şehrin planlı olarak büyümesinin gerekliliği daha iyi anlaşıldığı için, 1937’de önce Prost tarafından yapılan nazım planda, şehrin 19.yy. gösterdiği gelişme eğilimleri bir düzene sokulmaya çalışılmış ve tarihi çekirdeğin bazı sınırlandırılmalara tabi tutulmasına ve sıhhileştirilmesine çalışılmıştır. Bu planda sanayi için bir alan ayrılmamış, ancak raporlarda sanayinin surlardan 500m.lik bir tecrit sahasından sonra kurulabileceğinin belirtilmesi üzerine 1937’den 1954’e kadar surlar ve tecrit sahası dışında sanayi yerleşmiştir. 1937’de tamamlanan planda “Haliç boyunca uzanan sanayi, yolun güney dilimidir” şeklinde bir ifade vardır. Buradan Haliç çevresindeki sanayinin Haliç kenarında yerleşebileceği ifadesi çıkmaktadır.[2]
1950-1960 Dönemi
İstanbul, her dönemde göç için cazibe merkezi olmuştur. İlk göç dalgasıyla gelenler, Haliç çevresiyle sur dışındaki sanayi kuruluşlarının çevresinde yerleşmiş, Kağıthane ve Zeytinburnu’nda, ilk gecekondu mahallelerinin çekirdekleri oluşmuştur. Anadolu yakasında da Ankara Asfaltı (E5 Karayolu ) üzerindeki sanayi kuruluşları çevresinde gecekondulaşma başlamıştır. 1951’de İstanbul’da gecekondu sayısı 8500 iken, 1957’de sadece Zeytinburnu 26 bin konutta 60 bin nüfusun yaşadığı bir mahalle haline gelmiş ve nüfusu hızla artarak ilçe olmuştur. Zeytinburnu’nun ardından Eyüp-Rami bölgesinin yakınlarında, şehre ikinci büyük gecekondu mahallesi olan Taşlıtarla ortaya çıkmıştır. İlk kez 1950’lerde Bulgaristan ve Yugoslavya’dan gelen göçmenlerin yerleştirilmesiyle oluşan Taşlıtarla, daha sonra Anadolu’dan gelen göç akınlarıyla da büyümüştür.
1950’lerin üçüncü büyük gecekondu alanı Kağıthane çevresinde gelişmiş, yeni sanayi alanları açılması Halkalı, Maltepe gibi denetim dışı alanların parsellenerek gecekondulaşmasına neden olmuştur.
1950’lerin ortasına gelindiğinde İstanbul, batıda Yeşilköy, kuzeyde Levent, doğuda da Bostancı’ya uzanan bir alana yayılmıştır. Zeytinburnu, Bakırköy ve Yeşilköy birbirinden yeşil alanlarla ayrılmış yerleşmeler durumunda iken, şehrin Bostancı uzantısı bahçeli konutlardan oluşan seyrek bir yerleşme dokusuna sahipti.
1950 ve öncesinde sanayi geniş ölçüde küçük sanayi tarafından temsil edilmekteydi. Sanayileşme hareketinin ilk defa bir plana bağlanması, 1954 senesinde yürürlüğe giren Beyoğlu Nazım Planı ile olmuştur. Bu planda Haliç’in Beyoğlu sahilleri birinci sınıf gayri sıhhi müesseseler ile antrepolara tahsis edilmiş, Bomonti, Levent ve Abide-i Hürriyet ikinci ve üçüncü sınıf müesseselere tahsis edilen alanlar olarak belirtilmiştir. Kasımpaşa ve Kağıthane Deresi arası ile Kağıthane Atış poligonu arası ise 1.sınıf sanayilere ayrılmıştır.
1955 Planı ile Topkapı, Haznedar, İstinye sanayi alanlarına ilave yapılmış; Paşabahçe Şişe Cam, Beykoz deri fabrikalarının kuruluşları planla onaylanmıştır. 1955-1959 arasında mevzii planlar ve sanayi planları ile sanayi bölgeleri belirtilmiştir. 1957’de Bakanlar Kurulu’nun kararı ile, İstanbul İmar ve Planlama Müdürlüğü kurulmuştur.
1961’de Belediye, İstanbul planlaması için geniş ölçüde faaliyete girişmiş 1963’te Milli Güvenlik Kurulu, sanayi potansiyelini rasyonel bir işletme ve gelişme zeminine oturtabilmek için İstanbul Nazım Planı’nın yapılmasını ve sanayi bölgelerinin tesbitini istemiştir. Bunun üzerine 7.5.1965’de (İstanbul Sanayi Nazım Planı ve Uygulama Mevzuatı Raporu) hazırlanmış ve kabul edilmiştir. 1966 Sanayi Nazım Planı olarak geçen bu planda kabul edilmiş sanayi alanları toplam 1140 ha.’dır. Bu planla, İstinye ve Haliç kıyıları sanayi sahaları iptal edilmiştir.
1960’larda bütün hızıyla süren gecekondulaşmanın yanında, kentsel mekanın biçimlenişini değiştiren ikinci olgu da, imarlı arsalar üzerinde apartmanlaşma olmuştur. Önce boş alanlar, daha sonra yeşil alanlar, parklar ve oyun alanları apartmanlarla dolmuştur.
Kentsel rantın ve maliyetlerin yükselmesi, büyük sanayinin, kent çevresine yayılma eğilimini pekiştirmiş, çeşitli özendirme önlemleriyle desteklenen, Yakacık-Tuzla-Çayrova-Gebze eksenine, Kartal-Maltepe sanayi alanları eklenmiştir.
Asıl gelişme kentin Anadolu yakasında görülürken, Avrupa yakasında da Zeytinburnu ve Bakırköy arasını doldurmuş olan sanayi alanları bir yandan Sefaköy, Halkalı ve Firuzköy’e ulaşmış, diğer yönden Eyüp-Rami-Gaziosmanpaşa bölgesinden kuzeye kayarak, Küçükköy-Alibeyköy ve Kağıthane’ye ulaşmıştır. Bu arada Şişli’den Maslak’a uzanan Büyükdere Caddesi’nin batısında da bir sanayi alanı oluşmuştur.
Sanayileşmenin hız kazanması gecekondulaşmayı etkilemiş, 1960-65 yılında Türkiye’deki iç göçün %22’si İstanbul’a yönelik gerçekleşirken, 1962’de 78.000 olan gecekondu sayısı, 10 yıl sonra 195.000’e çıkmıştır.
1970 Dönemi
1970’lerde İstanbul büyük bir nüfus yığılmasını etkisiyle konut ve ulaşım gibi temel altyapı gereksinmelerinde büyük boyutlara varan sorunlarla karşılaşmıştır. Bu yıllarda mekansal yapı açısından en önemli olgu Boğaz’ın iki yakasının bir köprü ile bağlanması olmuştur. Şehrin transit taşımacılık işlevini güçlendiren Boğaziçi köprüsü ve çevre yolları, hızlı büyüme sonucunda kısa sürede kentiçi ulaşım ağının omurgası haline gelmiştir.
1970’de, 1966 planı ile yeni önerilen sanayi alanları yeterli olmadığı ve gelişmelerin planlama sınırları dışındaki bölgelere kaydığı görülmüştür. Bu tarihte, küçük sanayi siteler halinde bir araya gelmeye başlamıştır.
1970’lerin bir başka olgusu olan otomobil üretiminin başlaması ise giderek özel oto sahipliğinin artmasını ve neticede Boğaziçi Köprüsü’nün yapımını getirmiş ve sonunda da, kenttin iki yakası arasındaki nüfus dengesini etkilemiş, İstanbul doğuda Bostancı-Maltepe-Kartal-Pendik-Gebze yönünde hızla yayılmış, batıda ise E-5 karayolu boyunca Silivri’ye dayanmıştır. 1970’lerde hız kazanan bir başka olgu da kentin iki yakası boyunca Marmara kıyılarında ortaya çıkan ikinci konut sahipliği olmuştur. Eskiden yazlığa gidilen alanlar batıda Yeşilköy, kuzeyde Sarıyer ve Büyükdere, doğuda Suadiye, Bostancı ve Adalar’la sınırlıyken, bu yıllarda, batıda Kumburgaz ve Silivri, doğuda Dragos ve Bayramoğlu ile Yalova ve Çınarcık’a kadar uzanan alanlar yazlık konut, site, motel ve çeşitli dinlenme tesisleriyle dolmuştur.
20.7.1969’da bir kararname ile kurulan İstanbul Nazım Plan Bürosunun, 1973, 1978, 1980 yıllarında yaptığı planlar İmar ve İskan Bakanlığı’na sunulmuştur. Ancak plan Bakanlıkça 1980 yılında onaylanabilmiştir.
1980 Dönemi
İstanbul Metropoliten alanı 1970-75 döneminde Silivri ve Gebze sınırları arasında, merkezde 50 km. yarıçaplı bir alandaki yerleşim iken, bu sınırlar 1980’de 60 km.’lik yarıçaplı bir alanı kapsar hale gelmiştir. Sınırlar batıda Tekirdağ ili Kınalıköprü ile doğuda Hereke sınırına dayanmaktadır.[3]
Nüfusu İstanbul metropoliten nüfusundan daha hızlı büyüme gösteren ilçelere bakıldığında, ya sanayi ya da sanayi dışı etkinliklerin yığılma gösterdiği ve bu yerleşimlerin, İstanbul Metropoliten Alanı’nın gelişme doğrultularında yer aldığı saptanmaktadır. Eyüp’ün merkeze göre dış kesimleri, Ümraniye ve benzeri yerleşmeler, bu doğrultuda yer almaktadır. Bunların yanısıra sanayi ve sanayi dışı sektörlerde yığılma gösteren Fatih, Eminönü ve Beyoğlu gibi geleneksel yerleşmelerin nüfus kaybına uğradığı görülmektedir. Sanayi dışı yığılma batıda Bakırköy’ün gelişme alanları Beşiktaş, Şişli’de, doğuda Kadıköy, Üsküdar ve gelişme alanlarında etkilerini göstermektedir. Bu dönemde İstanbul Metropoliten Alanı’nın biçimlenmesinde, önemli ulaşım aksları dışında, açılan Boğazköprüsü ve çevre yolları da etkili olmuştur. Üsküdar, Çamlıca, Kısıklı, Ümraniye alt alanlarında hisseli ifrazlı konut alanı gelişmelerininbu dönemde ortaya çıktığı görülmektedir.[4]
29.7.1980’de onanan İstanbul Metropoliten Alan Nazım İmar Planı’nda “planlı sanayi alanları içinde büyük ve küçük sanayi alanları için 5.6.1966 tasdik tarihli sanayi alanları Nazım Planı’nın ve 1966’dan sonra onanan sanayi alanları hükümlerinin geçerli olduğu” belirtilmiştir. 1980’de sanayi sektöründe 455.149 kişinin çalıştığı, bu sayının 1995’de 1.100.000 işçiye ulaşmasının beklenmekte olduğu, buna alan olarak imkan vermek için ilave 1100 ha. sanayi alanının daha ayrılması gerektiği raporda ifade edilmiştir. Küçük ve Büyükçekmece gölleri arasında Firuzköy-Esenyurt’ta, Halkalı, Kirazlı, Güneşli, İkitelli köyleri çevresinde, sınırlı olarak Kemerburgaz vadisinde, Ümraniye, Kurtköy, Şeyhli, Dolayoba, Gebze, Şekerpınar, Dilovası mevkiilerinde yeni sanayi alanları tesbit edilmiştir. Bu bölgelerde genel özellik, İstanbul içme suyu havzalarının dışında kalmalarıdır.
1990 Dönemi
İstanbul Metropoliten Alanı, son yıllarda gözlenen nüfus ve dolaylı olarak yerleşme eğilimleri makroformunu belirleyen konut alanlarının dışa doğru yayılma-saçaklanmasında, başlangıçta var olan ulaşım ağı yol gösterici olmuştur. İETT ve çevre belediyelerinin otobüse dayalı toplu taşımacılıkta yetersiz kalması sonucu, dolmuş-minibüs bu açığı kapatır duruma gelmiştir. Giderek bu durum, gecekondulaşma, hisseli ifrazlı yasa dışı oluşumların gelişmesinde özendirici rol oynamıştır.
Eski İstanbul nüfusunun yaşadığı ve eski yerleşimlerin bulunduğu bölgeler, bu yeni ve dinamik yapı içinde yıkılıp yoğunlaşarak göreli olarak daha yavaş büyürken, çevre alanlar, altyapı ve planları olmadan hızla gelişmiştir. Yatırım kararları, şehirlerin gelişme yönünü, hızını ve nüfusun dağılımını önemli ölçüde etkilemiştir.
Bakırköy’de, göçlerle gelen nüfusun yerleşebileceği kırsal alanların çokluğu, ulaşım ağının ve bununla birlikte gelişen sanayi ve iş alanlarının yoğunluğu, büyümeyi hızlandırmıştır. Doğu-batı yönünde geçen E-5 karayolunun kuzeyinde kalan alanlardaki sanayi ve konut alanları, nüfusun büyük kısmını barındırmaktadır. Gaziosmanpaşa, Sarıyer İlçelerinde de büyük nüfus gelişmesi olmuştur. Eminönü nüfus kaybetmiş, Beyoğlu düzenli konut bölgesi olmaktan çıkmış, çöküntü alanlarına dönüşmüştür. Doğu yakasında Kartal ve Üsküdar gelişimini sürdürmüştür. E-5 boyunca hızla gelişen sanayi, çevresinde yasadışı yerleşmelerin oluşmasına yol açmış, yapılan imar planları ile sürekli arttırılan imar hakları bölgede nüfusun hızla artması sonucunu doğurmuştur.[5]
Nazım Plan Bürosu 1985 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlanmıştır.
Nazım Plan Bürosu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlandıktan sonra 1989 yılında yeni bir yapılanmaya girmiş ve 1994 Mart ayında 1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planı Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır. İstanbul’un geleceğine ilişkin temel tercihler çerçevesinde ve 2010 yılını hedefleyen bir perspektif içinde nasıl gelişeceğini ve şekilleneceğini gösteren söz konusu planın temel amacı; İstanbul’un evrensel kültürel, doğal özdeğerlerinin ve tarihi kimliğinin korunarak ülke ve bölge kalkınması ile uyumlu büyüme ve gelişmesi sağlanırken, küresel ekonomik gelişme süreci ve metropoller kademelenmesi içinde yerini alması olarak belirtilmiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1994 yılındaki yerel seçimlerden sonra 1/50.000 ölçekli Nazım Planın revizyonu için yeni bir yapılanmaya girmiş ve bu çalışmaların sonucunda hazırlanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planının Nazım Plan 1995 Kasımında Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır.
Söz konusu planın amacı; 2010 yılına kadar olan süreçte İstanbul’un; evrensel düzeyde taşıdığı tarihi, kültürel, doğal özdeğerlerine sahip çıkılarak; tarihi kültürel kimliği ile özdeş, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bir dünya kenti statüsü kazandırmak üzere; ülke ve bölge kalkınması ile uyumlu büyümesi ve gelişmesi sağlanırken; dünyadaki ekonomik gelişme sürecinde dünya metropoller kademelenmesi içinde yerini alarak; dünya ve bölge ülkelerinin (Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa ve İslam Ülkeleri) ekonomik yapıları ile bütünleşen, bölgesel fırsatları iyi kullanan ve bu yapılanmada öncü rol üstlenen tarih, kültür, bilim, sanat, siyaset, ticaret, hizmet, ağırlıklı bir metropoliten kent olarak koruma ve gelişme dengesinin kurulmasıdır.
Bu planın 3 temel stratejisi bulunmaktadır;
“-İhtisaslaşma Kuralı
Metropoliten alan alt bölge bütünününde özellikle yeni yerleşmelerin konut-iş ilişkilerinin rasyonel bir biçimde çözülerek planlanması ve eski dokuda sağlıklı olmayan bu ilişkilerin bir proğram çerçevesinde iyileştirilmesi.
-Merkezler Kademelenmesi Kuralı
Bu kapsamda Metropoliten alan alt bölge bütününde nüfus desantralizasyonunun sağlanabilmesi için kanat çekim merkezleri önerilerek, bunların 1. derece merkezler olarak gelişmelerinin sağlanması. Kent makroformunun lineer ve belli bir kademelenme çok merkezli gelişiminin oluşturulması.
-Yoğunluk Kademelenmesi Kuralı
İstanbul bütünü içinde yapılan analizler doğrultusunda yaşanabilir yoğunlukların merkezden dışa doğru tedricen azaltılması ve ortalama mutlaka düşürülmesi” dir.
İstanbul tarihi boyunca uygun coğrafyası nedeniyle ticaret kontrol ve koordinasyon merkezi olmuştur ve bu kavramlara yönelik fonksiyonlar bugün için Merkezi İş Alanı olarak adlandırdığımız alanlarda kendini göstermiştir.
İstanbul’un planlama tarihçesi Merkezi İş Alanı kavramı açısından çok kısa bir şekilde incelendiğinde,
Merkezi İş Alanı bölgesinin tarihsel süreç içinde farklı karakterde oluşmuş alt bölgelerden meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Tarihi M.İ.A. bölgesi, kuruluşu Bizans Dönemi’ne kadar inen Eminönü-Fatih uzantısı, 19. yüzyılda gelişen Beyoğlu-Galata ve 1913’de tünel ve tramvayın gelmesiyle oluşan Şişli ve sonraki Beşiktaş uzantısı, son yıllarda gelişen, Levent-Maslak aksı M.İ.A.’nın bu alt bölgelerini içermektedir.
İstanbul için yapılan üst ölçekli planlarda MİA hep öncelikle alınan bir kavram olmuştur. 1980, 1994 ve 1995 planlarında MİA kavramı üzerinde durulmuş ve MİA’nın niteliksel ve niceliksel ne olması gerektiğine dair saptamalar yapılmıştır.
1995 onay tarihli 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı’nda Merkezi İş Alanı; ulaşım ve iletişimin yoğun olduğu; Metropoliten Alan, Metropoliten Bölge, ülke ve uluslararası boyutta yönetim, kontrol, koordinasyon fonksiyonları, finans kuruluşları, özelleşmiş, ihtisaslaşmış hizmet ve ticaret fonksiyonlarının bulunduğu alanlar olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu planda mevcut MİA alanının sınırları tespit edilmiş ve buna ek olarak da Merkezi İş Alanı (M.İ.A.) olarak Potansiyel Taşıyan Alanların Sınır Tesbiti Çalışması yapılmıştır.
Çalışmalar sonucunda, MİA sınırlarının belirlenmesine ek olarak Kadıköy’ün I. derece alt merkez olarak geliştiği ve tüm Doğu yakasını, hinterlandı altında bulundurduğu anlaşılmakta, Üsküdar’ın ise, II. derece alt merkez olarak belirli bir hinterlandı olduğu gözlenmektedir. Bunların dışında Kartal, Maltepe, Pendik (Pendik daha alt sıralarda yer almaktadır) Ümraniye bazı kriterler açısından bakıldığında III. derece alt merkez niteliği taşıdıkları görünse de tüm III. derece merkezlerde ilçesine ve komşu ilçelere hizmet verebilecek nitelikte fonksiyonel gelişme, sosyal ve teknik alt yapı oluşmamıştır. Örneğin Ümraniye; nüfus yığılması yüksek, sanayi ile içiçe bir alt merkez niteliği taşımakta, ancak yerleşik nüfusa hizmet verecek standartta merkez ihtiyacı göstermektedir.
Kozyatağı’nda ise mevcut bir merkez olmamakla birlikte ulaşılabilirliği ve kolaylığı, çevresinde oluşmuş nitelikli konut yapısı, Carefour ve Metro gibi birer alış-veriş merkezinin bulunması bu noktanın bir III. derece alt merkez potansiyeli taşıdığını göstermektedir.
Batı yakasında ise tüm İstanbul Metropoliten Alanı’nı etkisi altına alan M.İ.A.’nın bulunması nedeni ile, I. derecede merkez olan Bakırköy’den sonra II. derecede bir alt merkez gelişememiştir.
Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa, Bağcılar III. derece alt merkez niteliği taşımaktadır. Ancak, doğu yakası için söylenen fonksiyonel nitelik ve sosyal ve teknik alt yapı yetersizliğini, bu merkezler için de söylemek mümkündür. Örneğin Bağcılar, nüfus yığılması şeklinde gelişmiş, yoğun bir yapılaşma sergilemekte ve Güngören ile birlikte kendi nüfusuna hizmet edebilecek sağlıklı bir merkez alanından yoksun bulunmaktadır. Bakırköy’ün hinterlandında bulunması da böyle bir yerleşmeyi engellemiş olabilir. Bugün Bakırköy’den ayrılmış olan Bağcılar’ın, bu noktada kendi ilçesi ve aynı karakterde gelişen komşu ilçesi Güngören’e hizmet verebilecek bir merkez ihtiyacı bulunmaktadır.
III. derece merkez niteliğinde olan Zeytinburnu, M.İ.A. ve Bakırköy’ün; Eyüp, M.İ.A.’nın; Kağıthane, M.İ.A. ve Şişli’nin hemen yanında ve hinterlandında bulunduğundan alt merkez kademelenmesinde değerlendirilmemiştir. Küçükçekmece bazı kriterler ile kuvvetli bir merkez gibi görülmekle birlikte Büyükçekmece ve Avcılar alt merkezlerin hinterlandında yeralmaktadır.
Kentin lineer gelişmesi nedeni ile Batı yakasının ulaşılabilirliği, 30 km. bir mesafeden sonra rasyonalitesini kaybetmektedir. Yaklaşık Büyükçekmece’den itibaren, M.İ.A.’ya olan baskının azaltılması ve kentin merkezinden desantralize edilecek, nüfusa hizmet etmek üzere Metropolün uç noktasında kuvvetli bir alt merkez ihtiyacı doğmaktadır. Aynı gereksinim kentin Doğu yakasındaki uç noktada da ortaya çıkmaktadır.
İstanbul geneli için yapılan üst ölçekli plan çalışmaları göstermektedir ki, MİA içerisinde hangi fonksiyonların var olduğu ve nelerin var olması gerektiğine dair düşüncelerde çok farklılıklar bulunmamaktadır. Ancak, MİA sınırının tespiti konusunda çelişkiler yaşanmaktadır. MİA tanımına uyan fonksiyonları içeren fonksiyonları bünyesinde barındıran örnek olarak Altunizade bölgesi MİA alanı içerisnde sayılmamaktadır. Bu alanda MİA’nın tanımına uygun olarak Metropoliten Alan, Metropoliten Bölge, ülke ve uluslararası boyutta yönetim, kontrol, koordinasyon fonksiyonları, finans kuruluşları, özelleşmiş, ihtisaslaşmış hizmet ve ticaret fonksiyonları bulunmasına karşın İstanbul MİA’nın geleneksel bir anlayışla hala Avrupa yakasında tanımlanmasının bir nedeni yoktur.
Eski MİA’nın ekonomik ve fiziksel zorluklarının yanısıra, yani alanların sunduğu altyapı olanaklarının elverişliliği ile birlikte MİA’nın varolan plan kararlarının dışında spontane bir biçimde kendi fiziksel kabuğunu yırtarak kendine yeni alanlar yarattığı görülmektedir. Kamunun öngürdüğü plan kararları dışında gelişmeler salt bu konuda değil hemen hemen tüm fonksiyonlarda kendini göstermektedir. Kamu planlama konusunda yönlendirici olamamaktadır. Makro ölçekte yapılan planlar olmasına karşın bu planlarda yer alan stratejik karaların uygulamaya geçmesi konusunda yeterli politikalar üretilememektedir.
MİA kavramı planlama ile direkt uğraşan grupların dışında da tanımlanmaya çalışılmaktadır. Ör: Sanayi ve Ofis Emlakçıları Derneği standartlarına göre[6], “MİA” : Ofis alanı ve iş hizmetlerinin en yoğunluklu olduğu alan olarak tanımlanmaktadır ve İstanbul MİA’sı, Beşiktaş – Maslak aksıdır. Bu alan, Beşiktaş, Fulya, Balmumcu, Zincirlikuyu, Esentepe, Şişli, Etiler, Akatlar, Levent ve Maslak’ı kapsamaktadır. “MİA Dışı Alan” ise, Kozyatağı, Altunizade, Kavacık, Merter ve havaalanı alanını kapsayan ve ofis alanlarının ikincil olarak yoğun olduğu alandır.
A sınıfı ofis binaları[7], İstanbul’un Merkezi İş Alanı olarak bilinen Levent-Zincirlikuyu-Maslak Bölgesinde yoğunlaşmaktadır. Başlıca ofis banliyö alanları, Avrupa yakasında Güneşli-İkitelli ve Merter Bölgeleri, Asya yakasında ise Altunizade, Kozyatağı ve Kavacık’tır.
İstanbul MİA’sında yaklaşık 40 bina, banliyöde ise 108 bina A ve B sınıfı olarak tanımlanmıştır
İstanbul A sınıfı ofis stoğu 1.370.000 m² olup ofis binalarının yaklaşık %52’si MİA içinde yeralmaktadır.
İstanbul MİA’sında yaklaşık 40 bina, banliyöde ise 108 A ve B sınıfı binasının olması ofis binalarının da m2 olarak %48’nin MİA dışında yer alması MİA’nın kendi kabuğunu kırdığının bir göstergesidir.
Mart 2002 tarihi itibarıyla, MİA’da yeralan A sınıfı ofislerdeki boşluk oranı %19 civarındadır.
Gayrimenkul piyasasında ortaya çıkan rekabet ortamı ve tüm dünyada kendini gösteren ekonomik durgunluk birçok uluslararası firmayi etkilemektedir. Bazı firmalar daha uygun oranlarda daha küçük alanlar aramaya başlamışlardır. MİA dışında yeralan A sınıfı ofislerde boşluk oranı %59 oranındadır.
MİA içinde yer alan B sınıfı ofislerde ise boşluk oranları %46 oranlarına yükselmiştir.
Bunun nedeni büyük ölçüde, MİA içinde yeralan A sınıfı ofislerde boşluk oranların yükselmesi
ile bağlantılı olarak fiyatların düşmesi ile birlikte rekabetin artmasıdır. MİA dışında yeralan
B sınıfı ofisler ise, genellikle fizibilite çalışmaları yapılmadan gelişigüzel inşa edilmiş olup,
%60’ın üzerindeki boşluk oranları ile piyasadaki en yüksek boşluk oranlarına sahiptirler.
İstanbul’un uluslararası küresel bir merkez olma hedefine bağlı olarak İstanbul’un
bu rolü sürdürmesini gerekli kılacak, sağlayacak işlevlerin oluşmasına olanak tanıyacak bir
mekanın, diğer bir değişle Merkezi İş Alanının düzenlenmesin gerekli olduğu hem kamusal
planlama otoriteleri hem de özel sektör tarafından dile getirilmektedir. Bu mekan hem
uluslararası ilişkilerin yer almasına olanak tanıyacak hem de bu nitelikte prestij binalarının
yapılmasına da olanak verecek bir alan olmalıdır. Kamu, Merkezi İş Alanının gelişeceği
alanları öngörerek özel sektöre bir anlamda yol göstermelidir.
MİA için gereksinim duyulan alanların kamu tarafından arzı gerçekleşmediği sürece
talep kendi alanını kendi yaratmaktadır. Merkezi İş Alanları başta olmak üzere, günümüz
planlamasında yıllardır süregelen olay kamunun rolü yol gösterici olamaktan uzak, söz
konusu bölgede, söz konusu işlev yerleştikten, bölgenin sosyo-ekonomik ve fiziksel
yapısını değiştirdikten sonra söz konusu bölgeyi söz konusu işlevle tanımlamaktan öteye
geçememektedir.
İstanbul için öncelikle yapılması gereken, bilgi üretiminin, örgütlenme ve eşgüdüm becerilerinin hangi alanlarda bulunduğunun, yoğunlaştığının ve büyüklüğünün saptanmasıdır. Gelişme potansiyeli ve dinamiklerinin yanı sıra, denetim ve etki alanı içine girmesi beklenen bölgelerin de yapı ve potansiyellerinin araştırılması gelişme yönlerini belirleyecektir. Mekansal ve yönetsel düzenlemeler bu gelişmenin uygun ortamını yaratmaya yönelik olmak zorundadır.
Yukarıda sözünü geçen ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı bugün için yürürlükte değildir. Konu ile ilgili çeşitli davalar sonucunda 1/50.000 ölçekli plan yapma yetkisinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na ait olduğu hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı işlerliğini yitirmiş durumdadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 02.10.2004 tarihinde Çevre ve Orman Bakanlığı ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı yapımı için bir protokol imzalamıştır. Çalışmalar bugün için devam etmektedir. Buradaki büyük çelişki; Bayındırlık ve İskan Bakanlığının yayınladığı çeşitli genelgeler ile 1/50.000 ölçekli plan yapma yetkisinin kendisinde olduğunu defalarca belirtilmesidir. Plan yapma yetkisinde son durum şu şekildedir; 1/100.000 ölçekli planların yapım yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığı’nda, 1/50.000 ölçekli planların yapım yetkisi Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda, 1/25.000 ve daha alt ölçekli planların yapım yetkisi ise Büyükşehir Belediyelerindedir. Bu son cümle bile ülkemizde üst ölçekli planların yapımı konusunda yaşanan ve yaşanması ne yazık ki devam edecek kaosun net bir göstergesidir.
[1] Keskin A., Diren M., “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Planlama Çalışmaları”, Türkiye’de 16. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu, İstanbul, 1992
[2] İstanbul Nazım Plan Bürosu, Büyük İstanbul Nazım Plan Raporu, 1980
[3] İstanbul Nazım Plan Bürosu, a.g.e.
[4] AYSU, E., İstanbul Anakent Alanında Kentiçi Devingenlik Ölçüsü, İstanbul: Y.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, 1990
[5] AYSU, E., a.g.e.
[6] Pazar Raporu Mart 2002, NAI Pega Commercial Real Estate Services
[7] A Sınıfı : Mümkün olan en yüksek teknik standart ve konforun olduğu ofis kullanımı için inşa edilmiş binalar. Profesyonel güvenlik, açık ofis alanı, kapalı park alanı, merkezi HVAC sistemi, sprinklerlar ve jenarator, A sınıfı ofislerde olması gereken unsurlardır. Uluslararası standartlarda A sınıfı ofisler için minimum kat alanı 500 m² olmasına rağmen, Türkiye’de bulunan bazı binalar daha düşük kat alanına sahip olmasına rağmen diğer kriterlerin karşılanması nedeniyle A sınıfında değerlendirilmiştir.