ANKARA...ANKARA, GÜZEL ANKARA
Orçun İMGA*
Kentler, tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan mekansal fonksiyonlar ya da alınan siyasal-yönetsel kararlar sonucunda şekillenen kültür ve kimlikleri ile varlık kazanan yerleşim birimleridir. Bugün dünyadaki pek çok kent, kendine özgü kimliği ile anlam taşıyan ve ismi zikredildiğinde insanın zihninde o kentle ilgili belli bir işlevi, görünümü ve silueti canlandıran bir yapıya, kentsel bir kültüre, kimliğe sahiptir. Paris, St. Petersbug, Londra, New York, Viyana ve her şeye rağmen İstanbul. Peki ya kendine has özellikleri nedeniyle alınan politik bir kararın yarattığı Ankara şehri? Türkiye Cumhuriyeti'nin 13 Ekim 1923 tarihinden bu yana "makarrı idaresi" olan bu kent? Ankara ismi, insanın aklında nasıl bir görünümü, hangi silueti ya da hangi kentsel kültürü ve kimliği canlandırmaktadır? Hangi simgesel yapıları ve özellikleridir bugün bu şehri Ankara yapan? Ankara Kalesi? Ankara Keçisi ve sof üretimi? Milli Mücadele? Bir tarihi şehir mi? Kocatepe Camii? Atakule? Bir kültür-sanat şehri mi? Yoksa "kamu sarayları" mı? Ya da çevresindeki yapıların içine sıkışıp kalmış ve gün geçtikçe de bu yapılar arasında kaybolan Anıtkabir mi? Yakın tarihsel işlevi bir tarafa bırakılırsa, yönetim merkezi olması dışında, günümüz için, Ankara'yı Ankara yapan -ya da yapacak olan- unsur nedir? Tarihsel geçmişi çok eski olmayan "Yeni Ankara", kentsel kimlik yönüyle günümüzde nerede yer almakta ve yetkililer bu yapıyı oluşturabilmek için ne kadar çaba ortaya koymaktalar? Yapılacak olan yerel seçimler sonrasında göreve gelme yönünde bir istek ortaya koyan mevcut her yerel yönetici adayı, öncelikle bu konuda bir tercih yapmak durumunda.
Büyük ümitlerle kurulan ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerçekleştirilen dev yatırımlarla, kendine has bir kimlik, kültür ve fiziksel yapı kazandırılmaya çalışılan Ankara şehri, bugün kültürel yönden hızlı bir erozyon sürecini yaşayan ve bu alanda üretim yapabilmek şöyle dursun, elde olanı dahi çoktan tüketmiş olan kimliksiz bir büyükşehir -büyük bir köy- halini aldı. Ve üzücü ki, bu süreç olabildiğince süratle devam etmekte. Kent kültürü ve kimliği gibi derinliği olan konularda yol almış olmak şöyle dursun, Türkiye'nin başkenti en ilkel kentsel hizmetlerin yürütülmesinde dahi tökezleyen bir görünüm arz etmekte. Toplu ulaşımda yaşanan kalitesizlik bir yana, yaya olarak katedilen yollar dahi insanı bu güzel şehirden soğutabilmek için her türlü gerekçeyi sağlıyor. Kaldırım -taşıtlardan fırsat bulup da kullanabilirseniz kendinizi şanslı addedebilirsiniz- ve benzeri fiziksel yapılardaki düşük kalite ile 28 Mart Mahalli Seçimleri'nin coşkusunu yaşayan seyyar satıcılar, insanın yürüme melekesini ortadan kaldırabilmek için adeta emsalsiz bir uyum sergilemekte. Tabii bu listeye, kentsel nüfusun yarısını çoktan geçmiş orandaki gecekondu tarlaları ile bunun sonucu yaşanan kent yoksulluğunu da eklemek mümkün.
Bununla beraber, gündelik hayatta karşılaşılan olumsuzluklar, her ne kadar, yaşanılan kentte bir kimlik ve kültür ortaya koyabilme isteğini ikinci plana itmiş olsa da, bu atmosfer içinde dahi insanın içini kıpır kıpır eden, onu yaşadığı kentle barıştıran projeler de ilgililerce ortaya konulmuyor değil. Bu yöndeki çabalar, yaklaşan yerel seçimlerle beraber sürat kazanarak, birbirinden etkileyici projeleri kamuoyu ile buluşturmakta ve başkent insanının yıllardır özlemini çektiği kent kimliği ve kültürüne kavuşma konusundaki umudunu tazelemekte. Evet, Ankara en sonunda kimliğini buluyor ve bozkırın ortasındaki bu başşehirde artık bir turizm kenti doğuyor. Nasıl mı? Şehrin beş girişine dikilecek olan çok fonksiyonlu beş adet devasa heykelle. Bu kadar mı? Hayır, değil. Yıllardır beklenen uçak maketi biçimindeki eğlence kompleksi de en sonunda Hıdırlık Tepesi'ne konduruluyor. Ankara Kalesi'nin hemen bitişiğine. Sayısız havaalanı bulunan ve bütün dünyanın havaalanları ile tanıdığı (!) bir şehre de bu yakışırdı zaten. Yetti mi? Ne mümkün. Ankaralı artık yurtdışından getirilen pek çok hayvanın bulunduğu bir mekanda "safari" yapma ayrıcalığına da kavuşuyor. Sadece Ankaralı olsa iyi. Tüm dünyadan gelecek konuklar da. Bittiğini zannedenler yanılır, en büyük bomba en sona. Rüyalar gerçek oluyor ve Ankaralı'nın sadece gerçekleri ile yetinmesine gönlü el vermeyenler, başkentliyi mekanik aksamlı "pelüş hayvanlar" ile buluşturma sözünü de veriyor. Böylesi bir başkente yürek mi dayanır. Adeta bir cümbüş, bir panayır, bir kentsel tasarım, bir yaratıcılık harikası. Kimlikse kimlik, kültürse kültür...İşte bu! Gerçekten de "Ankara bir başka güzel şimdi". Varsın miadını çoktan doldurmuş, çevre düşmanı toplu taşıma araçlarında insanlar çuval gibi taşınsın, varsın kentin merkezinde seyyar satıcıdan adım atamayan yayalar azınlıkta kalsın. Sonunda pelüş hayvanlarımız geliyor ya, ben çoktan geçmişim kent kültüründen, kimliğinden, kentsel hizmetten.
*Gazi Üniversitesi
Kentleşme ve Çevre Sorunları, Yüksek Lisans Öğrencisi