GELENEKSEL YERLEŞMELERDEKİ DUYGUSAL ANLAMLAR VE DÖNÜŞÜM[1]

      

Ramazan ÖZBEK

Y. Kent Plancısı

 

Sanayileşmeye koşut olarak gelişen modernizasyonla birlikte geleneksel yerleşim dokusu ile bu doku içindeki kullanıcı ilişkileri ve ihtiyaçları farklılaşmış, ister istemez modernizmin gerekli kıldığı yaşam tarzı ve yapılanmaları bünyesine taşımıştır.    

 

Geleneksel yerleşimlerde kentte yaşayan her bireyin belleğinde yer etmiş, geçmişlerinde yaşamları içine girmiş mekansal yapı ve mekansal yapı içindeki yaşam örgüsü modernleşmeyle baş gösteren kar elde etme ve daha fazla rant kazanma kaygısıyla ya tümüyle yıkılarak yeni bir yapılanmaya girmiş ya da o mekanı anlamlı hale getiren geleneksel yaşam örgüsü terk edilerek yeni düzenlemelere boyun eğilmiştir.

 

Geleneksel yerleşimlerde yaşanılan yer sadece oturulan mahalle anlamı taşımaz. Yaşamın tüm alanlarıyla (iş, okul, arkadaşlık, komşuluk, adetler vb.) ilişkiye girilen bir mekan özelliği taşır ve bu şekilde yaşatılmaya çalışılır. Yaşayanların kollektif bir kültürü ve geçmişi bulunur ve bu geçmişi kaybetmemek için törelere ve geleneklere sıkı sıkıya sahip çıkılır.

 

Mahalle kavramı komşuluk kavramıyla özdeşleştirilmiş olan geleneksel yerleşimlerde, komşu, ‘komşuluk’ çevresinde tanışılıp konuşulan kişi olmakla birlikte, konut değiştirmeyle birlikte, fiziki olarak komşu niteliği değişse bile, ilişkisi devam eden ahbap durumuna gelir. Eski bağlantılar yeni semte ve yeni komşulara rağmen sürdürülmeye çalışılır. Oysa modern yerleşimlerde konut bölgesi değiştiğinde genellikle komşularda değişir ve zaten eski komşularla ahbaplık düzeyinde bir iletişim olmadığından yeni yerleşime ilişkiler taşınmaz.

 

Geleneksel yerleşimlerde ev bir yandan sıcaklık, kalıcılık ve güven anlamı taşırken yani yuva iken diğer yandan uğursuz, büyülü, perili bir yapıdır da. Modernizmle birlikte evin iyi ya da kötü yanları gitmiş, ev kavramı nötrleşmiştir. Evler belirli bir yaşam tarzına koşullandırılmış tüketicilere sunulan, standardize edilmiş değişim değerlerine dönüşmüştür.

 

Geleneksel yerleşimlerdeki evdeki eşyalar ağır, oturaklı, tarihleri içinde bulundukları evin tarihleriyle doğrudan bağlantılı, kalıcı ve güvenilir eşyalardı. İnsanın ev içi anıları eşyalardan bağımsız anlatılamazdı. Modern yerleşimlerde ev eşyaları hafif, kaygan, her an eskiyip yenilenebilir, kalıcı olmayan sessiz objeler haline gelmiştir.

 

Geleneksel yerleşimlerde mahalle otoritenin adıdır. Çocuğun evinden, mahallesinden uzaklaşması mahalle disiplinine aykırıdır. Mahalle eninde sonunda geri dönülecek bir yuvadır. Geleneksellik insan ufkunun belli yerellikle sınırlanmasını gerektirmekteydi. Kişi yaşadığı yerden bağımsız hayallere ve beklentilere giremez, toplumdan dışlanmayı göze alamazdı. Evden ve mahalleden ayrılmak gözü arkada kalmak demektir. Kiracılar modern yerleşimlerdeki gibi sadece ev sahibinin konutunu geçici olarak kullanan gelir kaynağı değil, ev sahibinin otoritesini göstereceği, gerek sevip gerekse yereceği ve evdeki zamanı boyunca en çok vakit geçireceği kişilerdir.[2]

 

Modernizm insanla insan, insanla eşya arasındaki titreşimi ortadan kaldırıp bu ilişkileri nötrleştirmek, sahicilikten arındırmak pahasına bireyi özgür kılmıştır. Buna karşı duyarsızlığı özgürlük olarak kabul etmeyenler yaşadıkları alanlarla aralarındaki suni barışı, nötrlüğü bozmaya yönelirlerr. Bu da ister istemez çevreye karşı bir şiddeti doğurmaktadır.[3]

 

Gelişmekte olan ülkelerdeki ana şehirlere gelen yoğun göç, yerleşim ile kullanıcının duygusal iletişimini ekonomik sebeplerden ötürü ortadan kaldırır. Bu da yerleşme yerseçiminde gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olanlar arasında farklılığa yol açar. Batılı ülkelerde merkez etrafında yüksek sınıf tarafından yer seçim tercih edilmezken gelişmekte olan ülkelerde durum tam tersidir: Şehrin saçakları genelde göçer nüfusu barındırır, orta ve yüksek gelir grubunun konut ihtiyacını da kent merkezi giderir. Ancak vasıflı olan göçer nüfus merkezde yer alan konutlarda yaşayabilir.[4]

 

Bugün geleneksel yapım sistemiyle oluşmuş çevreler, modern yapılaşma ve geleneksel değerlerin arasına sıkışmış, çoğunlukla göçer nüfusa hizmet eden, altyapı yatırımları yetersiz, konut gabarileri ve kullanım malzemeleri açısından çifte standartlı bir yapıdadır. Bu yerleşimlerdeki kullanıcıların beklentilerinde ekonomik kaygılar en temel belirleyicidir. İkinci belirleyici unsur ise akraba veya hemşehrilere olan yakınlıktır.



[1] ÖZBEK, R. (1998) “Modern ve Geleneksel Yerleşimlerde Konut ve Kullanıcı Memnuniyetinin Ataşehir ve Kuzguncuk Örnekleminde Değerlendirilmesi” Y.Lisans Tezi, İ.T.Ü.

[2] ÇUBUKLU, Y., (1992) ‘Sokak ve Ev’ Beyaz, S.18

[3] JAMESON, F., LYOTARD, J.F., HABERMAS, J., ZEKA, N., (1990) ‘Postmonernizm’ Kıyı Yayınları

[4] Yİ, Chin-chun, (1985) ‘Urban Housing Satisfaction in a Transitional Society: A Case Study in Taichung, Taiwan’ Urban Studıes, Vol.22