ÜLKEMİZDE ŞEHİR PLANCILARININ TOPLUMSAL ROLÜ

 

 

Bizler şehir plancıları olarak bu ülkedeki birçok meslek insanından bir parça daha garip bir konumdayız.   Çünkü, yaşamının her alanıyla, düşünüşü, işleyişi ve kelimenin tam anlamı ile “plansız” bir ülkenin, bir de üstelik “fiziksel” plancılarıyız.  

 

Ülkemiz biz kendimizi bildik bileli ve bizden öncelerden bugüne,  birtakım süreçleri hem de çoğunlukla “kendine özgü” olarak yaşıyor.  Yani yaşadığımız toplumsal şeylerin çoğunu biz dünyada belki de ilk kez yaşıyoruz. Bazı ülkelerle ve önceden yaşanmış süreçlerle elbette benzerliklerimiz var. Ama, demek istediğim; ortada aslında kurgusu, asıl bileşenleri ustaca kontrol edilip yönlendirilen bir süreç var ve bizler çoğunlukla o süreçte bizlere “verilen” rolleri yerine getirmekten başka hiçbir işlevi olmayan piyonlardan fazla da farklı değiliz. Yaşananlar  “ülkemize özgü” ve biz de akıntıya kürek çekenler konumunda olunca,  soruna bütüncül olarak bakmak, onu tanımlamak, ondan sonra da oturup yaşanan süreci “daha kaliteli bir toplumsal yaşam” adına hızlandırmak ya da en azından birazcık etkilemek üzere bir takım çözümler üretip hayata geçirmeye çalışmak gibi uğraşlar bireysel veya tekil çıkışlar olarak kalıyor gibi geliyor bana.

 

Şehir plancılarının bu ülkedeki “garip konumu”  dediğim şey;  planlama kavramının/ olgusunun sindirilmemiş olduğu bir toplumun,  böyle bir bir ülkenin şehir plancıları olmamızdır. Yani bizler plansız bir ülkenin ebediyen bedbaht kalacak şehir plancılarıyız korkarım. Çünkü, ülkemizde “planlama”nın bir gündelik anlayış, bir yaşam tarzı, köklü bir devlet ve yerel yönetim anlayışı haline geldiğini görebilecek bir nesil olmayacağız sanıyorum. Çünkü, en fazla ve en iyi olasılıkla 50 yılımız kaldı.  Öyleyse şimdi hayata boş verip ıssız ormanlara mı yerleşeceğiz ? 

 

Bize öğretilen planlamanın pratikte bizim gibi zamana ve koşullara uyum göstermek zorunda olan insan tipiyle ve planlamanın devlet/ yerel yönetim/ toplum düzeyinde bugünkü algılanış biçimiyle “daha güzel bir yaşam”ı sağlamaya hiç de yardımcı olmadığını düşünüyorum. Hatta tam tersine planlama adı verilen bir söylem ve pratik olmasa bu ülkede bugün bazı şeylerin çok daha sağlıklı gelişebileceğini bile düşünmeye başladım. Çünkü, şu haliyle planlama bir söylem olarak, bir pratik olarak gerçek “planlama” değil, bunu hepimiz biliyoruz. Planlama bugüne kadarki söylemi ve pratiğiyle bizim kıvrak zekalı insanlarımızca “istismar edilmiş ve edilmekte olan ve adaletsizliği/ toplumsal dengesizliği körükleyen bir rant aracıdır”. Biz de bu oyunun aktörleri bile değil, figüranlarıyız.

 

Kendimizi neden suçluyorum?  Çünkü, o geniş ufku kazanmış/ aydın ve sıradan vatandaştan hiç değilse yarım adım önde ve onlara doğru ve iyi önderler olabilecek kapasitedeki bizler bu kapasitemizi tıpkı bu oyunun ucuz aktörlerinin çok büyük çapta yaptıkları gibi kendi kişisel çıkarlarımız yönünde kullanıyoruz.  Yanılıyor muyum ?

 

Yarın sabah kalktığımızda bunlar değişmeyeceğine göre ne yapacağız?   Gerçekten bunun yanıtını ben de pek bilmiyorum. Sizlerle paylaşmak istiyorum. Bence hiç değilse bizim gibi düşünenler tıpkı “kentli org” da olduğu gibi ve onu daha daha büyüterek birlikte küçük ve güzel şeyler yaparak başlayabilir ya da başlanmış şeylere devam edebiliriz. 

 

Yapabileceklerimizden bir tanesi, bence en önemlilerinden biri; şehir plancılarının ülkemizin bugünkü koşullarında üstlenmesi gereken tarihi rolün yeniden tanımlanması işidir.             Yıllardan beri süregelen ve kokuşmuş olan planlama pratiğinin çirkinliklerini  tümüyle baştan aşağı tanımlamalıyız. Bizim Türkiye’de yaşayan şehir plancıları olarak herhangi bir gelişmiş/ az gelişmiş ya da gelişmemiş ülkenin şehir plancılarınınkinden farklı, bize özgü, bizim kendimizin tanımlamış olduğu ve cesaretle yerine getireceğimiz, yol gösterici, birazcık sürükleyici, toplumsal sürece müdahele edici, hatta belirleyici bir rolümüz olmalıdır.

 

Rolümüz hakkında ülkemizin düşünen, teorik ve pratik alanda üretici olan insanlarının önereceği çözümlerin var olduğunu da sanıyorum. Ama, bunlar hiç ortaya konulup tartışılmış mı bilmiyorum.

 

Günümüzü kurtarmak, gözünü onurlu yaşamak değil ama para ve itibar hırsı bürümüş meslekdaşlarımıza içerlemek,   bu yüzden küsüp köşelere çekilmek,  oda ve şubelerimizi yönetiminden hoşlanmadığımız gerekçesiyle bazı dönemlerde bazı arkadaşlarımızın tekeline vermek, belediyelerde olan herşeye ama herşeye “ekmek parası” gerekçesiyle göz yummak, benim burada yaptığım gibi orada burada boş boş yazmak ve yazdıklarını her nedense bir türlü eyleme döküp onlara süreklilik kazandırmamak ve benzeri gibi etkinlik ve pasifliklerden  bambaşka, daha geniş perspektifli, daha bir geleceğe yönelik, daha iz bırakıcı, özeleştirel bir anlayışla kendini sürekli yenileyen ve bunu topluma anında yansıtan   bir rolümüz olmalıdır. Bunu hem kamu kuruluşlarında, hem üniversitelerde, hem belediyelerde, hem de özel sektörde yapmaya gereksinimimiz var. 

 

Yanıtını bulmaya çalışmamız gereken soru şudur : Bu meslekte onurlu kalarak nasıl yaşanabilir ve (bundan bir adım sonra da) toplumsal roller nasıl yerine getirilebilir ?

 

Tıpkı bizim meslek alanımızda olduğu gibi her meslek alanında da mevcut düzene gönüllülükle entegre olmuş olanlar, düzene pek gönüllü olmasa da bir şekilde uymayı başarmış olanlar, düzene uymamış ama yinede kendi ara çözümünü geliştirmiş olanlar,  düzene uymamış/ uyamamış ama kendi çözümünü de üretemeyip arada kalmış olanlar, bir de belki benim gibi bunlardan hiç birinin kapsamına girmemiş ve hiçbir yere tutanamamış olanlar vardır.   Sorun şudur : Bizler toplumda şu andaki rolümüzden memnun muyuz ? Memnun değilsek onu yeterince sorguluyor muyuz? Sorgulayıp alternatifler üzerine kafa yoruyor ve birşeyler üretebiliyor muyuz? Yoksa olduğumuz yerde aynen, hiç birşeyi değiştirmeyi düşlemeden ve hiç birşeyi bozmayı istemeden/ denemeden hatta yeni birşeye enerjimizin olup olmadığına bile bakmadan durmak mı istiyoruz ?

 

Biz bu yukardaki genel toplumsal rollerin süregelmesini değiştirecek konumda bir meslek dalında bulunmuyoruz. Sanırım hiçbir meslek dalı camiası tek başına bu konumda olacak güçte değildir ülkemizde. Belki bir tek aktif siyasetçileri ayırabiliriz bir nebze. Ama, şimdi oturup bu toplumsal rollerden hangisinde bulunduğumuza tekrar bakıp, o bulunduğumuz konumu yeniden sorgulayabiliriz. Değiştirmek istiyorsak değiştirmenin koşullarını araştırabiliriz. Bunlardan bambaşka bir rol tanımı düşlüyorsak onu yaratmanın ilk adımlarını atmak için şöyle bir durup buna gönül vermiş / verecek meslekdaşlarımızın ne kadar sayıda olduğuna bakabiliriz. Sonra yolumuza belki de bu yepyeni role doğru gitmeye adanmış yaşamlarımızla ve daha bir taze enerjiyle devam edebiliriz.

 

Siz de öyle düşünmüyor musunuz  ya da ne düşünüyorsunuz ?