“TÜRKİYE’NİN TURİZM MERKEZLERİNDE EKOTURİZM YAKLAŞIMLARI”  

 

Y. Şehir Plancısı, Sibel AKPINAR (ODTÜ)

Turizm Bakanlığı, Yatırımlar Genel Müdürlüğü

Planlama Dairesi

Emek/ANKARA 

 

ÖZET 

Günümüzde sanayileşmenin gelişmesi ile birlikte oluşan aşırı kentleşme, yaşam koşullarının güçleşmesi ve diğer olumsuz etkenler, özellikle kentsel alanlarda yaşayan insanlar üzerinde büyük baskılar oluşturmaktadır. Bu baskılardan kaçış, turizm hareketlerine yansımakta ve klasik Turizm anlayışının yerini doğal ortamlarda dinlence arayışları almaktadır.

 

Son yıllarda dünya nüfusunun hızlı artışı, gereksinimlerin ve zevklerin değişimi ile turizm oldukça önem kazanmaya başlamıştır.

 

Ancak dünyada çok hızlı bir biçimde artan ve gelecekte de devam edeceği bilinen turizm faaliyetlerinin kültürel, doğal ve fiziksel çevre üzerine olumsuz etkileri vardır. Uluslararası alanda turizmde doğal alanlara yönelik talebin artması, değişik turistik yörelerde gerekli altyapı ve donanımları oluşturmadan turizme açarak betonlaşmaya yol açmakta, doğal ve fiziksel çevre tahrip olmaktadır. Hızlı nüfus artışı, büyüyen endüstrileşme, yenilenmesi mümkün olmayan doğal kaynakların tükenmesi, çevrenin kirlenmesi ve bozuluşu dünyamızın ortak geleceğini, her geçen gün daha büyük boyutlarda tehdit etmektedir.

 

Çevrenin korunmasında turizmin fiziksel planlamasının önemi çok büyüktür. Çevre kirliliğinin önemli sebebi çevreye duyarlı turizm planlamasının yapılmamasıdır. Turizm fiziksel planlamasında sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi için mekanın en rasyonel şekilde kullanılması gerekmektedir.

 

Önüne sürdürülebilir, yumuşak, biyolojik, kırsal ya da ekolojik gibi tanımlayıcı sözcükler de getirsek turizm özünde insana hizmet veren, insan merkezli bir iş türüdür. Bu nedenle ekolojik tabanlı turizm planlaması farklı konumlardaki insan kavramını irdeleyerek uzlaştırıcı bir çözüm üretmek durumundadır.   

 

1-EKOTURİZM  

Son on yıl içerisinde giderek artan şekilde sözü edilmeye başlanan ekoturizm, doğal bölgelere yapılan, doğal çevreyi korumayı, doğal çevre ile etkileşim içerisinde yaşayarak kendine has bir kültür yaratmış olan yöre insanını ve kültürünü tanımayı amaçlayan sorumlu bir seyahat olarak tarif edilmektedir[1].

 

Ekoturizm kavramı son yıllardaki sürdürülebilirlik tartışmaları bağlamındaki gündemin popüler konularından biridir. Western’in (1993) tanımlaması ile ekoturizm kelime anlamı ile doğa severlerin turistik hareketlerinden daha geniş kapsamlı bir konudur. Gerçekte bu olgu çevresel, ekonomik,sosyal ilgilerin bir alaşımıdır.

 

Ekoturizm zamanla daha da belirginleşen yeni tip turistin beklentileri, “deniz, kum ve güneş” üçgeninden uzak, doğa ile iç içe abartılı olmayan tesislerde iyi bir oda, iyi hizmet ve tüm bunların başında bozulmamış ve temiz bir çevrede aktif bir tatil olarak özetlenebilir[2].

 

Ekoturizm kavramı güçlü bir doğa bağlantısını ve sosyal sorumluluk sağduyusunu birlikte ele almaktadır. Ekoturizm Society’nin tanımı ile “ekoturizm doğal ve kültürel çevreye, çevreyi koruyarak ve fakat yerel halkın refahını gözeterek/sağlayarak yapılan sorumluluk, yoğun bir seyahattir”. Ekoturizm oldukça kompleks ve disiplinler arası ekoloji ve ekonomi evliliğinin bir ürünüdür[3].

 

Turizm gelişim modellerinden olan “ekoturizm-ecotourism” ya da “yumuşak turizm-soft tourism” ve “kitle turizmi-mass tourism” ya da “sert turizm-hard tourism” bazı özellikleri ile birbirinden kesin olarak ayrılmaktadır.

 

Sert turizm prensiplerine göre; kısa dönem kararlar, ani müdahale, yıkıcı etkiler, hızlı işlemler, kontrolsüz gelişim, düzensizlik, maksimum kar, kısa dönem, belirli gruba yönelik, sektörel, fiyatlı, nicel, büyüme eğiliminde, değişime dirençsiz, dışsal kontrolle etkilenen turizm modeli olarak tanımlanır. Yumuşak turizm ise prensiplerine göre önceden planı müdahale, koruyucu etkiler, yavaş işlemler, kontrollü gelişim, düzenlilik, optimal kar, uzun dönem, genel maksatlı, integre sistem, değerli, nitel, gelişme eğiliminde, değişime dirençli,  kendini kontrol eden turizm modeli olarak tanımlanır[4].

 

Starateji ve planlama yaklaşımına göre de sert turizm plansız mekansal organizasyonlar, proje kapsamlı, düzensiz yapılaşma, boş mekan tüketimi, yeni yapılaşma, ekonomik kar, özel ulaşım, uluslar arası mimari; yumuşak turizm planı mekansal planlama, kavrama dayalı, düzenli yapılaşma, açık alanlarla düzenlenmiş, eski yapıların rehabilitesi, kar dengesi yaratımı, toplu ulaşım, geleneksel mimari öğelerini içermektedir.

 

Turist davranışlarına göre sert turizm, kitle turizmi, hızlı ulaşım, belirli program, kozmopolitan yaklaşım, komfor ve pasifize edilmiş turist , gezilen bölge için yetersiz bilgilendirme, uluslar arası restaurantlar, standart konaklama gibi özelliklere sahipken, yumuşak turizm, kişisel turizm, yavaş ulaşım, belirli program içermeyen, lokal yaklaşım, dinamik ve aktif turist, gezilen bölgenin hakkında bilgilendirme lokal ve yerel yemek ve konaklama hizmetlerine sahip turizm modelidir[5].

 

2- TURİZMİN SOSYAL VE FİZİKSEL ÇEVRE İLE İLİŞKİSİ

 

Turizmin Çevre Üzerinde Etkisi:

 

Turizm ve fiziksel çevre, birbirinden ayrılmaz bir ilişki içerisindedir. Turizm, fiziksel çevrenin çekim ögeleri üzerinde kesin bir etkiye sahiptir.

 

Turizmin çevre üzerindeki etkilerinin büyük kısmı doğanın sunduğu verilerin sergilenmesi veya sunulması ile gerçekleşmektedir. Buna karşın gerçekleşen turizm faaliyetleri fiziksel çevre üzerinde çeşitli şekillerde etki göstermektedir. Bu etkiler doğal ve tarihi çevrenin tahribatı şeklinde olabileceği gibi, onların kazanılmasına yönelik ciddi önlemlerin alınması şeklinde olumlu yönde de olabilmektedir[6].

 

Turizm çevre değerlerini, kıyıları, ormanları, diğer kentsel ve arkeolojik sit alanlarını amaçlarına uygun tüketeceği bir ürün haline getirmiştir.

 

Ekonomik değeri olan bir sektör olarak turizm endüstrisinin gelişmeye katkısı yadsınamayacak boyuttadır. Ancak  çevreye olan etkisi düşünüldüğünde ekonomi ve ekoloji dengesinin kurulması gerektiği ortaya çıkmaktadır[7].

 

Turizm sektörü etkinlik sürecinde çevre ile etkileşim açısından yedi aşamalı özellikler göstermektedir. Bu aşamalar keşfetme, girişimde bulunma, geliştirme, olgunlaşma, doyuma ulaşma, inişe geçme ve yenilenme süreçlerini içermektedir[8].

 

Turizmin Fiziksel Çevre Üzerinde Olumlu Etkileri

 

Turizmin çevrenin korunması yönündeki bilinçlenmeye olan katkıları başlıca dört alanda gerçekleşmektedir.

 

1.       Turizm mevcut tarihi yöre, anıt ve yapıların restorasyonu ya da iyileştirilmesi yönünde itici bir güçtür. Turizm bu yönüyle tarihi öneme sahip alanların korunmasına olumlu yönde katkıda bulunmaktadır. Turizm bu yöreleri çekim ögesi olarak kullanmaktadır. Örneğin, Türkiye’de Efes Antik kenti vb., eski mimari yapıların restorasyonu, geleneksel ev tiplerinin korunması turizmin olumlu etkileri olarak sayılabilir.

 

2.       Turizm eski yapıların yeni kimlikleriyle bugün de yaşamalarını sağlayacak düzenlemeleri özendirir. Eski hanlar, kışlalar, sarnıçlar, kaleler restore edilerek otel, restoran vb. tesislere dönüştürülmektedir. Ülkemizde Turing ve Otomobil Kurumu’nun İstanbul’da restore ederek kullanıma açtığı Soğukçeşme Sokağı, Yerebatan Sarayı, Malta Köşkü, Sarı Köşk, Pembe Köşk, Hidiv Kasrı ile Antalya Kaleiçi yapıları turizmin bu yöndeki olumlu etkileri sayılabilir.

 

3.       Turizm çevrenin korunmasına hız verilmesini sağlar. Turizmin para kazandığı en önemli meta çevre olduğundan turizmin hizmetine sunmak amacıyla pek çok ülkede ulusal parklar, koruma alanları, doğal ve tarihi değerler bulunmaktadır.

 

4.       Turizm çevrenin korunmasına ilişkin önlemlere planlama ve yönetsel bir boyut eklenmesini sağlar. Çünkü uluslararası turizm talebinin arttırılabilmesi ve bu talebin sürekli kılınabilmesi, çevresel değerlerin varlıklarını sürdürmelerine bağlıdır. Bu amaçla alınan önlemlerin boyutları ve nitelikleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir[9].

 

Turizmin Fiziksel Çevre Üzerinde Olumsuz Etkileri

 

Turizm etkileri, tüm önlemlere rağmen fiziksel çevreyi tahrip etmektedir. Bunun başlıca nedeni kitle turizmi nedeniyle çevresel değerlerin bozulmasıdır. Örneğin, ülkemizin turizm çekim bölgelerinin başında gelen Kapadokya’da bulunan kiliseler kitle turizmine açılmalardan dolayı her geçen gün orjinalliğini yitirmektedir. Bu bozulma insanların konuşmaları, fotoğraf makinalarının flaşları, aşırı yük binmesi gibi pek çok olumsuz nedenden kaynaklanmaktadır.

 

Turizmin çevre üzerindeki olumsuz etkileri şu şekilde sıralanabilir:

 

1.       Turistik yerleşim doğal çevreyi tahrip etmekte ve fiziksel dengeyi bozmaktadır. 

2.       Turizm doğal manzaranın bayağılaşmasına neden olmaktadır. Yağma edilen kıyılar doğaya uymayan anarşik yapılar gibi. Kıyılardaki konaklama tesisleri, yüzme havuzları, yat limanları, dağ yolları, teleferik, telesiyej vb. tesisler hem doğal görünümü değiştirmekte, hem de tarihi ve arkeolojik değerlerle uyumsuzluk yaratmaktadır.  

3.       Turizm tarihi SİT alanlarının maddesel olarak kirlenmesine neden olmaktadır. Piknik artıkları gibi. 

4.       Turistik mal ve hizmetlerin üretim ve tüketimden kalan zararlı artıklar çoğu kez doğayı kirlettiği kadar, kişilerin sağlığı için de tehlike oluşturmaktadır. Altyapısı yeterli olmayan turistik yörelerde yoğunlaşma nedeniyle ortaya çıkan çöplerin toplanamaması, kanalizasyon sularının denize boşaltılması gibi. Turizmin plansız olarak gelişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan nüfus artışı ve aşırı yapılaşmalar, başta kıyılar olmak üzere bütün su kaynaklarını kirletmektedir. Altyapı eksikliği nedeniyle kirlenmiş olan içme ve kullanma sularının işletmelerde kullanılması ile salgın hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Su kaynaklarının kirlenmesine ek olarak verimli tarım arazileri ve bölgesel flora (bitki örtüsü) ve fauna (hayvan topluluğu) yapısı da tahrip olmaktadır. Ormanların tahribi, ormanlık alanlarda avlanma, inşaat ve ulaştırma yatırımları faaliyetleri bitki örtüsüne ve yabani hayvan nesline zarar vermektedir. Kıyılardaki deniz araçları barınakları, gezinti yolları deniz hayvanları neslinin tükenmesine yol açmaktadır. Bazı göl ve akarsu kıyılarındaki sazlık alanların kaldırılması da buralardaki canlı yaşamın yok olmasına neden olmaktadır. Sonuçta da bölge turistik çekiciliğini yitirmektedir. 

5.       Turizmin fiziksel çevre üzerindeki diğer bir olumsuz etkisi de, çevreyi rahatsız eden bir unsur olarak ele alınması gereken gürültü kirliliğidir. Ses kirlenmesi, uçakların inip kalkması, taşıt araçlarının çıkardığı sesler ve inşaat çalışmaları buna örnek verilebilir. Ayrıca bölgesel yoğunlaşma nedeniyle artan taşıt araçlarından çıkan egzoz gazları ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. 

6.       Turizm yalnızca sahil kıyısında değil, yoğunlaşmanın olduğu tüm yörelerde düzensiz kentleşmeye neden olmaktadır. Antalya, Mersin, Bodrum, Marmaris, Alanya, Kuşadası gibi turizm merkezlerinin beton kentler görünümü almaları gibi. 

7.       Uluslararası düzeyde iyi korunmuş çevre, tüm ülkelerin en büyük turizm kaynağını oluşturmaktadır. Ancak bunun korunması ile ilgili önlemlerin geç alınması veya yeterince alınmaması turist çeken ülkelerde çevre kirliliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır[10]. 

 

Turistik Gelişme ve Çevresel Bozulma:

 

Turizm ve çevresel kalite birbirine doğrudan bağımlıdırlar. Doğal ve beşeri çevre, artan turist sayısıyla, önceden görülmemiş bir bozulma baskısı altında kalmakta ve sektörün gelişmesini tehdit etmektedir[11].

 

Turistik gelişme ve çevresel bozulma kriterleri;

 

·         Doğal Alanların Erozyonu: Doğal çevrede en önemli bozulma erozyonla olmaktadır. Flora ve faunada belirli türlerin kaybolması sıkça rastlanan bir durumdur. Fethiye’de deniz kaplumbağalarının soyunun tükenmesi bu doğal erozyonun bir sonucudur. Kullanım farklılıklarından yada aşırı kullanımdan doğan erozyon ya da değerlerin tümden yok oluşuna örnek olarak da Pamukkale’de yeşilleşen traverten ve her yıl tahrip olan Göreme Mağaraları gösterilebilir.

 

·         Kentleşme, Yaygın Yapılaşma: Gelişmekte olan ülkelerin turistik bölgelerinde en yaygın bozulma etkeni kentleşmedir.kontrol edilmeyen yasadışı yerleşmeler, kıyıların gelişigüzel işgal edilmesi, çevre kalitesini bozan en önemli etmendir. Doğal karekteri ve yeşili zengin vadiler boyunca veya manzarası olan doğal korniş alanlar boyunca görülen yapılaşma turistik değerleri yok etmektedir.

 

·         Görsel Kirlilik: Estetik değerden yoksun bayındırlık yapıları, reklam panoları, yol üstü işaretleri ve doğa içinde yerleşen ve mimari tasarım ürünü olmayan acele yapılmış lokanta, motel gibi bireysel binaların görüntüyü bozması

 

·         Altyapının fazla yüklenmesi: Turistik mevsim boyunca nüfus sayısı ve yoğunluğu taşıma kapasitelerini aştığından su ve elektrik gibi altyapı hizmetlerinde kesinti olması kaçınılmaz olmaktadır. Bunun yanında su kaynaklarının kirlenmesi ve susuzluk bölgeyi yaşanılır olmaktan çıkarmaktadır. Trafik tıkanıklıkları kimi zaman kentsel ve bölgesel trafik sıkışıklığına ve kazalara neden olmaktadır.

 

·         Yerel Yaşam Tarzının sınırlanması: Turist topluluğu ile yerel halkın kültürel bütünlüğü olmadığından, bölgede çeşitli eylemlerin oluşması yerel halka yabancılaşmaya yol açmaktadır. Turistik eylemlerin yerel yaşama olumsuz etkileri bazı doğal parçaların özel kullanıma geçerek halka kapatılması yoluyla da olmaktadır.

 

·         Turistlerin Sorumsuz Davranışları: Geçici süreyle bir bölgeye gelen turistin o yeri benimsemesi beklenemez ancak eğitilmiş ve göreli olarak yüksek gelirli olan turistin çevreye karşı sorumlu olarak davranması beklenir. Ancak yangın çıkarma, aşırı gürültü üretici faaliyetler, çöple kirletim, yasak avlanma ve tarihi eser kaçakçılığı gibi birçok zararlı etkenin kaynağı olmaktadırlar[12].

 

Turizm Planlaması ve Çevre İlişkisi:

 

Birbirlerinin karşıtı gibi görünen turizm ve çevre, sürdürülebilir turizm anlayışıyla ele alındığında, karşılıklı olumsuz etkiler en aza indirilebilecek, hatta sürdürülebilir turizm planlaması ile çevrenin değerleri arttırılabilecektir. Çevre ve turizm etkileşiminde çevre turizm için önemli bir girdidir. Aynı biçimde sürdürülebilir kalkınma bağlamında ele alınan turizm; sosyal, kültürel, doğal ve fiziksel çevrenin varolan değerlerini koruyup geliştirecektir[13].

 

Turizm ve çevre bugün çevre ağırlıklı planlama ve sürdürülebilir turizm planlaması çerçevesinde ele alınmaktadır.

 

Doğal kaynakların korunmasının geniş kapsamlı ekonomik ve sosyal stratejiler ile bütünleştirilmesi için yapılan evrensel ölçekteki girişimler, 1972 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Stokholm’de yapılan bir konferans (Human Environment) ile başlamış, 1980’de hazırlanan Dünya Koruma Stratejisi ve Brundtland Raporu (1987) ile geliştirilmiştir. Bu girişimlerde çevre korumasının kalkınmaya bir engel teşkil etmediği, tersine doğal çevrenin korunmasının kalkınma için önemli olduğu kabul edilmiştir.

 

Çevre korunmasında turizmin rolü, Dünya Turizm Organizasyonu’nun Manila Bildirgesi (WTO, 1980) ile, ortaya konmuştur. Bu bildirgede;

·         “turizm kaynaklarının kontrolsüz bırakılmamasına, turizm gereksinmeleri karşılanırken turizm alanlarında yaşayan nüfusun sosyal ve ekonomik yaşantısına, turist çeken tarihi ve kültürel alanlarda doğal kaynaklara zararlı olacak faaliyetlerde bulunulmamasına, bütün turizm kaynaklarının insanoğlunun mirası olduğuna” değinilmiş ve uluslararası ölçekte doğal ve kültürel kaynakların korunmasının geniş kapsamlı turizm planlamasının amacı olduğu belirtilmiştir.

 

Manila bildirgesinden sonra Dünya Turizm Organizasyonu (WTO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ortaklaşa bir bildirge yayınlamışlardır (WTO-UNEP,1982). Bu bildirgede;

·         Turizm gelişmesinin sağlanması için insanoğlunun çevresini oluşturan elemanların korunması, geliştirilmesi, kalitesinin arttırılmasının temel koşul olduğu; bunun karşılığında turizmin rasyonel yönetimi ile kültürel ve fiziksel çevrenin gelişmesine, yaşam kalitesinin yükselmesine katkıda bulunabileceği” görüşü ileri sürülmüştür.

 

Ulusal ve bölgesel ölçekte turizm planlamasında salt koruma yerine, sürdürülebilir kalkınma teknikleri, WTO ve UNEP’in 1983 yılında düzenlediği “çevre atölye” çalışmasında şu şekilde ifade edilmiştir:

·         Bölge planlaması, bölgeleme (zoning) stratejileri kullanarak çevresel amaçlarını elde etmek için en iyi araçtır. Bölgeleme stratejileri ve düzenlemeler, turizm faaliyetlerinin tek bir alan içinde yoğunlaşmasını veya farklı alanlara yayılmasını sağlamak için kullanılabilirler. Bunun sonucunda sıkı koruma ölçütleri ile karar verilmiş aşırı baskılar ortadan kalkabileceği gibi, doğayı koruyan, doğal önceliklere saygılı arazi kullanımı kararları alınabilir.

 

Turizm faaliyetlerinde, doğal ve sosyokültürel çevrenin uyumlu ilişkiler içinde olması gerekir. Bir yandan turist kabul eden ülkeler, diğer yandan turistlerin sorumluluğunda olan alanlar, WTO 1985 toplantısında şu şekilde ele alınmıştır[14]:

·         “insanoğlunun mirası olan doğal, sosyal ve kültürel özellikleri içeren “turizm çevresi” bugün ve gelecek nesiller için korunmalıdır”

·         “günübirlik veya uzun süreli turizmin gerçekleştiği alanlarda o yöre halkının kendi turizm kaynaklarından kolayca yararlanması sağlanmalıdır”

·         “yerli halkın kendi kültürüne, dinine, gelenek ve göreneklerine uygun davranış biçimlerini turistlerden beklemek hakkı olabilir”

·         “böyle bir anlayışın ve saygının sağlanabilmesi için turistlerin;

-yöre halkının dinsel ve geleneksel davranış biçimleri, yerel tabuları, kutsal yerleri

-korunması gereken sanatsal, arkeolojik ve kültürel değerleri,

-korunması gereken doğal yaşam ve kaynaklar hakkında, bilgilendirilmeleri gerekir”

·         “turistlerin davranış biçimleriyle ve iyi ilişkileri sayesinde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde barışın devamına katkıda bulunacağı bilinmelidir.

·         “günübirlik veya uzun süreli turizm faaliyetlerinde turistler mevcut politik, sosyal, ahlaki, dini kurallara ve yönetmeliklere uymak durumundadırlar. Turistler,

-sosyal, kültürel, doğal hayata saygı göstermek ve

-başkalarını rahatsız etmekten çekinmek zorundadırlar.”

 

Turizmin gelişmesi için ilkelerin oluşturulduğu ve “turizm planlaması” üzerinde önemle durulduğu Hugue Bildirgesi (WTO) 1989 yılında yayınlanmıştır. Turizm ve çevre arasındaki temel ilişkilerin ortaya konduğu bu bildirgede:

·         “Bozulmamış doğal, kültürel ve fiziksel çevrenin, turizmin gelişimi için temel koşul olduğu, bunun karşılığında rasyonel bir turizm yönetimi ile yaşam kalitesinin gelişmesine olduğu kadar kültürel ve fiziksel çevrenin korunması ve geliştirilmesine önemli katkıda bulunacağı”, görüşü benimsenmiştir.

 

1989 yılında yayınlanan Hugue bildirgesinden sonra, sürdürülebilir kalkınmada turizm planlaması uluslararası platformda gittikçe önem kazanmaktadır. Globe (İş ve Çevre İçin Küresel Olanaklar) konferanslar serisinin 1990 yılında Kanada Vancouver’de gerçekleştirdiği “Tourism Stream of Globe’90” başlıklı toplantısında Sürdürülebilir Turizm Kalkınmasının Stratejileri belirlenmiştir. Belirlenen çerçevede, hükümetler, turizm sanayisi, örgütler ve turistler tarafından ele alınacak özel eylemlerin neler olması gerektiği, ortaya konmuştur (Inskeep,1991)

 

Globe’92’de ise çevre sorunlarının çözümüne pratik çözüm yolları aranarak, küresel sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması konusu gündeme getirilmiştir (Wight,1994).

 

Bugün başta Dünya Turizm Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)olmak üzere, dünyada ve Türkiye’de değişik kuruluşlar ve akademik çevreler konuyu farklı açılardan ele alarak incelemekte, çevre ve turizm konularını sürekli gündemde tutmaktadırlar[15].

 

Dünyada Ekoturizm Kavramı:

 

Ekoturizm kavramı sürdürülebilir kalkınma ile beraber ele alınmaktadır. Ekoturizm anlayışı Habitat II’de kabul edilen sürdürülebilir bir çevre sağlanması kararı ile belirginleşmeye başlamıştır.

 

Sürdürülebilir kalkınma kavramı, çevre, ekonomi ve politikalarla yakından ilişkilidir. Sürdürülebilir kalkınma çevresel değerlerin arttırılması, insan ihtiyaçlarının karşılanması, bugün ve gelecekteki nesillerin refahının arttırılması ve tüm insanların yaşam standartlarının yükseltilmesini amaçlar.

 

Ekoturizm (turizmde sürdürülebilirlik), turizme kaynak olan bölgesel ve yerel özelliklerin korunup, geliştirilerek devamının sağlanması olarak ifade edilebilir.

 

Sürdürülebilir kalkınmada turizm gelişimi, bölge halkının ve turistlerin bugünkü gereksinimlerini karşılarken, geleceği korumak ve değerini arttırmaktır. Bu maca ulaşmada, kültürel bütünlüğü sağlayan, biyolojik çeşitliliği arttıran ve canlıların yaşamını destekleyen, ekonomik, sosyal ve estetik ihtiyaçları karşılayan kaynakların yönetiminin planlanması önem kazanmaktadır.

 

Ulusal ve uluslararası ve yerel düzeyde sosyal, fiziksel ve ekolojik çevreye saygılı turizm gelişimi için araç olan turizm planlaması;

“turizm yoluyla çevre ve ekonomiye katkıda bulunmayı”

“gelişmede eşitlik sağlamayı, sektörler ve bireyler arasında eşit gelişme sağlarken, kültürel, doğal ve fiziksel çevreye saygılı olmayı”

“yerel halkın yaşam standartını geliştirmeyi”,

“turistlere en üst düzeyde hizmet sunmayı, ziyaret ettikleri ülke hakkında bilgilendirmeyi, görgülerini arttırmayı”,

“daha önce belirlenmiş olan turizm, çevre ve diğer hedeflere bağlı olarak, çevresel kaliteyi elde etmeyi amaçlar”.

 

Sürdürülebilir turizmde kültürel ve doğal çevrenin tüm değerlerini yansıtan gelişme karalarının alınması sağlanırken; gelir ve isdihdam için fırsatlar yaratılacağı ve gelişmiş bir yerel ekonominin oluşturulması amaçlanmıştır[16].

 

3- TÜRKİYE’DE TURİZM-ÇEVRE İLİŞKİSİ

 

Türkiye’de gerçekleştirilen turizm aktiviteleri özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında ağırlık kazanmış sert turizm doğrultusunda gelişmiştir. Türkiye’de turizm sektörünün çevreye etkisini inceleyecek olursak[17] :

 

1.       Türkiye’de kıyı ve ören ağırlıklı turizm alanlarında, geçtiğimiz 10-15 yıl içerisinde yaşanan sorunlardan ve bunların temel iki nedeninden söze dilebilir:

·         Planlama ve plan uygulama çalışmalarında istenen etkililik düzeyine ulaşılamaması, kıyı ve ören ağırlıklı toplu turizmde doğa ve çevre bakımından koruma/kullanma dengesinin istenen ölçüde gerçekleştirilmesini önlemiştir.

·         Toplu turizmde, turist kendi ülkesindeki istek ve beklentilerini gittiği yere taşır, dolayısı ile yeni çevrede değişikliklere neden olmaktadır. Bu nedenle de toplu turizm “sert turizm-hard tourism” olarak anılmaktadır[18].

 

2.       Kıyı ve ören ağırlıklı toplu turizmin, son 10-15 yıl içinde yapılmış olan yatırımların ekonomiye geri dönüşü ve yeni kaynak yaratma amaçları bakımından örneğin, Akdeniz kıyılarındaki öteki Avrupa ülkeleri düzeyine ulaşamamış olduğu, dolayısıyla beklentileri karşılayamama sorunu bulunmaktadır. Bunun nedeni olarak, toplu turizmde, niteliği gereği, özellikle gelişmiş ülkeler pazarına hitap etmesi, turların organizasyonu gibi konularda, anılan ülkeler lehine faktörlerin ağırlık kazanmakta olması gösterilmektedir.

 

3.       Kıyı ve ören ağırlıklı toplu turizmin bir başka sorunsalı, yılın belli ayları ile sınırlı bir aktivite olmasıdır. Türkiye koşullarında bu süre maksimum 5-6 ay dolaylarındadır.

 

4.       Turizm tüketim kalıplarında son yıllarda önemli bir değişim gözlenmektedir. Giderek lüks turizm hareketlerine katılım azalmakta, bu tür doyum sınırına gelen alışılmış turizm merkezlerinden uzaklaşma yönünde bir eğilim yaşanmaktadır. Giderek belirginleşen yeni tip turistin beklentileri, “deniz, kum ve güneş üçgeninden uzak, doğa ile iç-içe abartılı olmayan tesislerde iyi bir oda, iyi hizmet ve tüm bunların başında bozulmamış ve temiz bir çevrede aktif bir tatil” olarak özetlenmektedir.

 

5.       Turizm, birçok toplumsal, siyasal ve ekonomik olgulara ve kültürel değerlere duyarlı bir sektördür. Ayrıca turizm tüketim kalıplarında esneklik oranı oldukça düşüktür. Bir başka deyişle belli tüketim alışkanlıkları bir anda moda olabilmekte, bunun tam tersi de kolaylıkla ve hızla yaşanabilmektedir. Bu olgunun bir ölçüde deniz, kum, güneş ağırlıklı toplu turizm açısından günümüzde yaşanmaya başlandığı söylenebilir[19].

  

Türkiye’de turizmin çevre üzerinde etkisini sınıflandıracak olursak:

 

İleri düzeyde çevre etkisine uğramış ve kaynaklarını tüketme noktasına gelmiş yerler olarak;Pamukkale, Bodrum, Marmaris, Side,Antalya, Kuşadası, Dalyan, Side, Antalya, İstanbul

 

Orta derecede fiziki etkinin oluştuğu ve bozulmanın yeni görüldüğü yerler olarak Fethiye, Köyceğiz, Didim, İçmeler, Alanya, Belek

 

Henüz gelişmenin erken aşamalarında ve minimal etki görülen yerler olarak; Kayaköy, Hisarönü, Ovacık, Selçuk, Dalaman, Sarıgerme, Çıralı[20].

 

TÜRKİYE’DE  EKOTURİZM

 

Ekoturizm anlayışı, maksimum kar sağlamak isteyen kitle turizmi yerine, bireysel veya daha küçük gruplar halinde gelecek turistleri çekmeyi, turizm aktivitesini daha uzun bir alana yaymayı, farklı mekanlara yaygınlaştırmayı tercih eder. Bu şekilde turizm alanlarında, kısa bir zaman diliminde çevreye büyük bir baskının yaratılmasını ve kalabalıklaşmayı da önleyecek niteliktedir.

 

Kaynakların korunarak-kullanılması amaçlanırken yeni kaynakların kullanıma açılması yerine, öncelikle kullanılmış alanların tekrar değerlendirilmesi ve yeni kaynak kullanımının en aza indirilmesi esastır.

 

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri, işsizlik, altyapısızlık ve sosyal donatımsızlık nedeniyle kırdan kente yoğun nüfus akımıdır. Bu akım bir yandan kırsal alanı ıssızlaştırırken bir yandan da kentlerde aşırı nüfus yığılmalarına ve buna bağlı olarak gecekondulaşmaya, orman alanları da dahil, kamu mülkiyetindeki taşınmazların yağmalanmasına, altyapı yetersizliğine, işsiz genç nüfusun ve suçluluk oranının artmasına neden olmaktadır. Kırsal alanda ek iş yaratılması, bu işin turizm sektörü gibi sosyal yönü zengin bir alanda olması, gelişmiş kentsel yörelerde az gelişmiş kırsal alana hem ekonomik hem de sosyal katkı sağlayacaktır[21].

 

Türkiye arkeolojik ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra doğal değerler açısından da büyük zenginlik göstermektedir. İlgi çekici jeolojik yapısı, iklim özellikleri ile binlerce bitki ve hayvan türleri ile Türkiye çok yönlü bir potansiyel sergilemektedir.

 

Türkiye’de Bakanlık destekli çevre korumaya yönelik turizm projeleri bulunmaktadır[22].

 

ATAK Projesi

 

1989 yılında başlayan ve Ege ve Akdeniz kıyılarındaki ilçelerin ve köylerin yer aldığı 2000 Km. kıyı şeridini kapsayan bir projedir. Proje ile ilk önce altyapı eksikliklerini düzeltmek, daha sonra yeni kıyı yönetim yöntemlerini tanımlamak amacı ile tasarlanmıştır. Projenin 2020 yılına tamamlanması planlanmaktadır.

 

Mavi Bayrak Projesi:

 

Türkiye, yeterli su kalitesi hizmetler ile plajlar ve marinalar da genel çevre standartlarının izlenmesini sağlamak amacıyla uluslararası “Mavi Bayrak” kampanyasına katılmaktadır.

 

Belek Yönetim Planı

 

1996 yılında uluslararası teşkilatların girişimi (Dünya Doğayı Koruma Birliği, Dünya Bankası) üzerine kurulan Belek Yönetim Planı, doğal ve kültürel çevrenin korunması ve geliştirilmesini hedeflemektedir.

 

Yayla Turizmi Projesi:

 

Doğu Karadeniz, Akdeniz (Toros Yaylaları) yaylalarından başlatılmış olup, ülke genelinde devam etmekte olan bir çalışma söz konusudur. Çalışma bütünü içinde bugüne kadar 26 adet yayla “Yayla Turizm Merkezi” ilan edilmiştir.

 

Dağ-Doğa Yürüyüşü Projesi(Trekking):

 

Proje kapsamında, dağ-doğa potansiyelinin planlı bir yaklaşımla turizm olgusu içerisinde değerlendirilmesi, böylece turizmin tür ve aktivitelerinin zenginleştirilerek arz kapasitesinin geliştirilmesi alternatif turizm alanlarının koruma-kullanma dengesi içerisinde hizmete sunulması, tanıtılması, farklı yörelerin turizmin ekonomik ve sosyal katkılarından yararlandırılması amaçlanmaktadır.

 

Akarsu Turizmi (Kano-Rafting) Projesi:

 

Akarsuların önemli bir bölümü, özellikle Çoruh Nehri, Köprüçay, Manavgat Çayı, Dim Çayı, Alara Çayı, Adana Feke Göksu, Zamantı, Fırat Nehri, rafting, kano ve nehir kayağı için çok elverişlidir[23].

 

Bisiklet Tur Güzergahlarının Geliştirilmesi Projesi:

 

Çeşitlendirme politikamızın bir gereği olarak ve yumuşak turizm yaklaşımı ile ele alınan trekking, rafting vb... turizm aktivitelerinin yanında yine cazip bir doğa sporu olarak giderek daha çok ilgi görmektedir.

  

Atlı-Doğa Yürüyüşü Projesi:

 

Atlı Doğa Yürüyüşü Kapadokya, Kastamonu, Antalya, Muğla gibi yörelerde Seyahat Acentaları tarafından düzenlenmektedir.

 

Mağara Turizmi Projesi:

 

Turizm çeşitliliği açısından ülkemizdeki mağaralar, önemli bir potansiyel arz etmektedir. Mağara oluşumları açısından önemli bir nitelik olan karstlaşma özellikle Toroslar, Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Trakya ve Kuzeybatı Anadolu bölgelerinde büyüklü küçüklü yüzlerce mağara oluşumuna neden olmuştur. Önceleri bilimsel ve sportif amaçlı etkinlerin konusu olan mağaralar, günümüzde mağara içinde ve çevresinde yapılan gerekli düzenlemelerle turizmin hizmetine sunulmaktadır.

 

Sportif Olta Balıkçılığı:

 

Sportif, rekreasyonel ve animatif faaliyetler, bu yöndeki ihtiyaçları karşılayarak, konaklama süresini uzatan, dolayısıyla turizmin ekonomik katkısını arttıran faaliyetler olarak ülkemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak yapılan araştırmalar sonucu, Türkiye’ye gelen turistlerin kalış sürelerinin, diğer Akdeniz ülkelerine oranla düşük olması ülkemizdeki rekreasyonel faaliyetlerin sınırlı kalmasına bağlanmaktadır.

   

Kuş Gözlemciliği (Ornitoloji):

 

Özellikle kıtalar arasında, güney-kuzey ve kuzey-güney bazen doğu-batı ve batı-doğu yönünde göç eden kuşların kullandıkları köprülerden en önemlilerinden biri belki de en önemlisi Türkiye’dir. Türkiye RAMSAR sözleşmesine taraf olmuş ve uluslararası öneme sahip pek çok Ramsar siti (sulak alanı) bulunmakta ve bu bölgelerde pek çok kuş türü kışlayıp, üremektedir.

 

Botanik (Bitki İnceleme) Turizmi:

 

Türkiye oldukça zengin bitki örtüsüne sahiptir. Avrupa’nın bir çok ülkesi yanında komşu ülkeler arasında da oldukça zengindir. Avrupa’nın tamamında tür sayısı 12.000 civarında iken Türkiye’de bu sayı 9.000 civarındadır.

 

Av Turizmi:

 

Türkiye coğrafi yapısı, bitki örtüsü ve av kaynakları açısından bir potansiyele sahip olmasına karşın, tüm dünyada önemli gelişmeler kaydetmiş, neredeyse bir sanayi haline gelmiş av turizminden yeterli pay alamamaktadır[24].

 

  KAYNAKÇA

 ÖZHAN, Erdal; Türkiye Kıyıları 97; “Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları I. Ulusal Konferansı”; ODTÜ, TÜBİTAK, KAY; Ankara; 1997

ÇUBUK, Mehmet; Türkiye’de 19. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu; “Sürdürülebilir Turizm”; Mimar Sinan Üniversitesi; İstanbul; 1996

Dr. YALÇINDAĞ, Selçuk; “Alternatif Turizmin Yönetsel Boyutu”; TODAİE; Ankara; 1994

Yıldız Üniversitesi; “International Symposium on Architecture of Tourism in the Mediterranean”; Policies, Planning, Design; İstanbul; 1991

DHKD, Dünya Bankası;Belek Kıyı Yönetim Planı”; Antalya; 1996

DHKD, Dünya Bankası;Çıralı Kıyı Yönetim Planı”; Antalya; 2001

AKDOĞAN, M., KOZAK, N.; “Genel Turizm İlkeler-Kavramlar”; Ankara, 1996

T.C. Turizm Bakanlığı; Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Planlama Dai. Bşk., Turizm 2001

T.C. Turizm Bakanlığı; Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Yatırımları Yönlendirme Dai. Bşk Turizm 2001

Kelaynak; Doğal Hayatı Koruma Derneği Yayını; Mayıs-Haziran 2000; sayı:27

GUNN, Clare A.; Tourism Planning, Basics, Concepts, Cases; Taylor&Francis; 1994

BUTLER, R.W. “The concept of a Tourism Area Cycle of Evalution Implications for Management of Resources”; Canadian Geographer; v 24; 1980

Sayısal Grafik; “Ulaşılabilir GIS”; GIS Uygulamaları Semineri; Peysaj Planlama ve Koruma Çalışmalarında Coğrafi Bilgi Sistemlerinden Yararlanma-Belek Turizm Bölgesi; Ankara; 1998

Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı Habitat II., “Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı”; İstanbul; 1996

YERLİ S. V.;Batı Akdeniz Bölgesindeki Deniz Kaplumbağalarının Korunmasına Yönelik Yönetim Planı İlkeleri”; Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Genel Müdürlüğü; 2000

Internet; www.world-tourism.org, www.dhkd.org, www.world-tourism.org, www.tourism.com, www.ecotourism.org, www.eucc.nl, www.turizm.gov.tr

 

 


[1] ÖZHAN, Erdal; Türkiye Kıyıları 97; “Kıyılarımızda Ekoturizmin Geliştirilmesinde Kentsel Tasarımın Rolü”; “Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları I. Ulusal Konferansı”; ODTÜ, TÜBİTAK, KAY; Ankara; 1997

[2] Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Yatırımları Yönlendirme Dai. Bşk.

[3] ÖZHAN, Erdal; Türkiye Kıyıları 97; “Kıyılarımızda Ekoturizmin Geliştirilmesinde Kentsel Tasarımın Rolü”; “Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları I. Ulusal Konferansı”; ODTÜ, TÜBİTAK, KAY; Ankara; 1997

[4] Yıldız Üniversitesi; “International Symposium on Architecture of Tourism in the Mediterranean”; Policies, Planning, Design; İstanbul; 1991 sy. 263

[5] Yıldız Üniversitesi; “International Symposium on Architecture of Tourism in the Mediterranean”; Policies, Planning, Design; İstanbul; 1991 sy. 263 

[6] AKDOĞAN, M., KOZAK, N.; “Genel Turizm İlkeler-Kavramlar”; Ankara, 1996, sy. 79

[7] KARAMAN, A.; “Sürdürülebilir Turizm”; 19. Şehircilik Günü Kolokyumu ;Sürdürülebilir Turizm Planlaması için Ekolojik Bir Çerçeve; İstanbul; 1996

[8] Butler RW; “The concept of a Tourism Area Cycle of Evalution Implications for Management of Resources”; Canadian Geographer v 24; 1980

[9] AKDOĞAN, M., KOZAK, N.; “Genel Turizm İlkeler-Kavramlar”; Ankara, 1996, sy. 79 

[10] AKDOĞAN, M., KOZAK, N.; “Genel Turizm İlkeler-Kavramlar”; Ankara, 1996, sy.80

[11] KILINÇASLAN, İsmet; “Sürdürülebilir Turizm”; 19. Şehircilik Günü Kolokyumu ;Çevre Koruma ve Turistik Gelişme İkilemi; İstanbul; 1996 sy.179 

[12] KILINÇASLAN, İsmet; “Sürdürülebilir Turizm”; 19. Şehircilik Günü Kolokyumu ;Çevre Koruma ve Turistik Gelişme İkilemi; İstanbul; 1996 sy.179 

[13] KARAASLAN İ. ,ÖZELÇİ T.; “Sürdürülebilir Turizm”; Dünya Şehircilik Kolokyumu; Sürdürülebilir Turizm Planlaması, Politikalar, İstanbul, 1996 sy.361 

[14] KARAASLAN İ. ,ÖZELÇİ T.; “Sürdürülebilir Turizm”; Dünya Şehircilik Kolokyumu; Sürdürülebilir Turizm Planlaması, Politikalar, İstanbul, 1996 sy.363

[15] KARAASLAN İ. ,ÖZELÇİ T.; “Sürdürülebilir Turizm”; Dünya Şehircilik Kolokyumu; Sürdürülebilir Turizm Planlaması, Politikalar, İstanbul, 1996 sy.363

[16] KARAASLAN İ. ,ÖZELÇİ T.; “Sürdürülebilir Turizm”; Dünya Şehircilik Kolokyumu; Sürdürülebilir Turizm Planlaması, Politikalar, İstanbul, 1996 sy.363

[17] Dr. YALÇINDAĞ, Selçuk; “Alternatif Turizmin Yönetsel Boyutu”; TODAİE; Ankara; 1994

[18] Necati İnceoğlu, “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Yayla Turizminin Yapısal Sorunları”, Turizm Bakanlığı, Doğu Karadeniz Turizmi içinde, Ankara, 1992 s.40. 

[19] GÜR, Mustafa; “Ülkemiz Turizminin Çeşitlendirilmesi ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği”; 1998s.178)

[20] KARAASLAN İ. ,ÖZELÇİ T.; “Sürdürülebilir Turizm”; 19. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu; Sürdürülebilir Turizm Planlaması, Politikalar, İstanbul, 1996 sy.363

[21] Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Yatırımları Yönlendirme Dai. Bşk.; 2001

[22] Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Yatırımları Yönlendirme Dai. Bşk.; 2001

[23] Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Yatırımları Yönlendirme Dai. Bşk.; 2001

[24] Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü; Yatırımları Yönlendirme Dai. Bşk.; 2001