Mehmet Çakılcıoğlu
Dr. Kent Plancısı
İçimizde evimiz ve kentimize duyduğumuz özeni birbirinden ayrılmaz duygular olarak taşırız. Kişiler ayrı çabalar içinde de olsalar, kent sorunları karşısında kimse umursamazlık edemez. Bizde kent sorunlarına aldırmayan kişiye sessiz bir yurttaş değil, kötü bir yuttaş denir. Kentimizi ilgilendiren konulara bizler karar verir ya da bu konuda en doğruyu bizler düşünürüz. Çünkü eylemden önce girişilecek sözlü tartışmalar zararlı bir sonuç vermez, ama bu tür görüşmeler yapılmadan girişilen işler, olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Perikles,
M.Ö. 430
Üniversiteler toplumun kendine bakmasını, tüm farklılıkları ve derinlikleriyle, kendini tanımasını ve anlamasını sağlaması beklenen kurumlar olmaları gerekirken, yaşamın gerçeklerinden uzak, ayakları yere basmayan mezunlar vermektedir. Üniversiteden mezun olan genç Kent Plancılar normal yaşamdaki planlama olayının okulda ezberletilen planlama anlayışından çok farklı olduğunu er geç anlarlar. Bu anlama noktası çoğu genç plancı için meslekten soğuma ve kopma noktası olmaktadır. Bu yazıda, ayakları yere basmayan grubun yeni mezunlar mı, yoksa eğitim verenler mi olduğu sorgulanacaktır.
Üniversitelerde ağırlıklı olarak (çok da doğru olarak) teorik yaklaşımlar verilmektedir. Gerçek anlamda uygulama, genellikle ikinci planda kalmaktadır. Kent Planlama Eğitiminde doğası gereği, teorinin ve pratiğin bir arada olması gerekirken, ne yazık ki, ezberci bir anlayışın hüküm sürdüğü üniversitelerde teori ve pratiği beraberce özümseyen çalışmalar yapılmamaktadır. Şehircilikle ilgili birçok teori zamanına ve mekanına göre değiştiği için ve birçok teorinin de zaten artık uygulama şansı olmadığı için esas olan öğrencilere araştırma ruhu aşılayarak zamanı yakalamaları ve geleceği görmeleri sağlanmalıdır. Ezberci bir eğitim sisteminden gelen bir plancının bunu yapması mümkün değildir. Soru sorulmasını istemeyen eğitim sisteminin amacı da budur. Mümkün olduğunca soru sormayan, sorgulamayan, sadece kendisine verilenle yetinen bir kişi.(Bu sorun sadece planlama disiplininin değil ilkokuldan başlayarak tüm eğitim sistemimizin sorunudur.)
Üniversiteler, başka yerlerden aktardığı bilgileri bile sansürleyerek, işine geldiği gibi şırıngalayan, astlarından itaat bekleyen üstlerin, öğrencilerin sorunlarından korkan, sorular sormayı, araştırma yapmayı üretmek yerine cevapları ezberleten akademisyenlerin paranoyak devleti yeniden üretikleri karakol kılıklı gri, karanlık binalara dönüşüyorlar.
Tek cevaplara karşı, başka cevapların da olabileceğinin meşruluğunu savunmak ve bunun için soruları arttırmak gerekiyor. Çünkü tek cevaplı tespitlerin bizi getirdiği yer ortada: İçine hapsolduğumuz kamplarımız ya da tek cevapları dayatma gücüne en yüksek oranda sahip olan devletimizin yarattığı, adına da toplum denilen koskoca bir cemaat. Kendi kendine gaz veren, propaganda yapan, kullarından itaat bekleyen bir devlet ve cemaat.[2]
Özellikle etik konusunda yeterli eğitimi alamamış olan kent plancıları, mezuniyetlerinden çok kısa süre içinde, son yıllarda beyinlerine kazınan işbitiricilik ve köşe dönmecilik gibi ideallerin etkisi altında kalmaktadır.[3]
Çağımız teknoloji çağıdır ve üniversiteler çağı yakalamanın
ötesinde çağın önünde gitmeleri gerekli kurumlardır. Günümüzün
birinci teknolojik göstergesi İnternetdir. Ancak ne yazık ki,
planlama eğitimi veren üniversitelerimizin hiçbirinin dinamik bir internet
sayfası yoktur. Üniversitelerin genel internet sayfalarının içinde Kent
Planlama bölümleri çok yüzeysel anlatılmaktadır. Günceli yakalamanın,
kamuoyu oluşturmanın ve topluma ulaşmanın en kolay yolu internettir. Bu
kolay işi bile beceremeyen üniversitelerimizden araştırmacı öğrenciler
yetiştirmelerini beklememiz zordur.
Üniversiteler adlarından da anlaşılacağı gibi üniversel olmak durumundadır. Dolayısıyla sadece ulusal dilde değil dünyada yaygın olan dillerde de yayın yapma zorunluluğundadır.
İnterneti kullanmada çok zayıf kalan üniversitelerin basını kullanma oranları da çok düşüktür. Kent Planlama disiplini ile doğrudan ilgili yayın organlarının dışında Kent Planlama disiplini ile ilgili yazı hemen hemen yok denecek azdır. Neyse ki, arada sırada Kent Planlama ile ilgili bilimsel toplantılar yapılmaka ve bilimsel yazılar ortaya çıkarılmaktadır.
Yaygın bir yoruma göre, eğitim süreçleri tıpkı kamuoyu oluşum araçları gibi, toplumu yöneten temel-egemen güçlerin bir aracıdır ve varolan koşulları en iyi şekilde savunacak, sürdürecek yeni beyinler yetiştirirler. Aslında eğitimle üretilecek becerilerin, kişiliklerin, içinde yaşayacakları ortama göre geliştirilmelerini, öngörür eğitim. Bu sav bir bakıma doğrudur, ancak, eğitimin bilgiyi, çevreyi tanıyarak özümseyip yorumlamayı ve eyleme dönüştürmeyi, daha iyi ve mutlu bir yaşam düzeyi için kullanmaya dönük olarak vermesi bir bakıma onun yenilikçi, düşündürücü, giderek devrimci özünü oluşturur.
Eğitimin her türlüsünü denemeye, ilk birçok deneyimde başarısızlığa uğramayı, boy hedefi olmayı göze alarak bilimi, düşünceyi sokağa indirmek, yaşamın içine katmak, yaşamla yoğrularak öğretmeye çalışmak ve öğrenmek gerek.
Eğitimi alfabeden uzmanlığa uzanan okul eğitimi kalıbının da dışına taşırarak, insanın çevresini doğduğundan beri algılayarak onu yaşama ve değiştirme sürecinde yoğrularak oluşan, toplumsal işbölümü ve evrimden soyutlanamayan bir süreç olarak tanımlamak gerekir. Kısaca, yaşam bir eğitimdir.[4]
Sayın Eğitimciler, Yaşamın
kıyısında oturup sadece ayaklarınızın yaşama değmesi ile yetinmeyin.
Boyunuzu aşsa da atlayın yaşamın içine, yüzmeye çalışın. Batmamak için,
iki yılda bir Şehircilik Günleri için hazırladığınız, topluma ışık
tutan, bildirilerinize tutunmaya çalışın. Belki de, kimbilir, bir kısmınız
alışık olmadığınız yaşamın içerisinde öleceksiniz. Panik olmaya
gerek yok, biz toplum olarak ölümlere alışığız hatta toplu ölümlere
bile alışığız. Bir an için düşündüğünüzde, gerçek yaşamın sırça
köşkünüzden görüldüğü gibi olmadığını anlayacaksınız.
[1] Bu yazı Şehir Planlama Eğitimini genel olarak ele almıştır ve genel bir sorgulama söz konusudur. Eleştirel yaklaşımlar tek tek kişilere değil kurumlaradır.
[2] Ferhat Kentel, Yeni Binyıl Gazetesi, 23.07.2000.
[3] Necati Uyar, Dünya Şehircilik Günü 24. Kolokyumu, İzmir, Kasım 2000
[4] Haydar Karabey-Kent Olgusu-İstanbul 1980