İSTANBUL
METROPOLİTEN ALANI ve BU ALANDA
YAŞANAN YAPISAL DEĞİŞİM
Semra KALKAN, Y.Şehir Plancısı, Sinan ÇETİZ, Y.Şehir
Plancısı, Zekai AKAY, Şehir Plancısı
*Bu
Bildiri 8-9-10 Kasım 2004 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde
gerçekleştirilen “Değişen-Dönüşen Kent ve Bölge" konulu "Dünya
Şehircilik Günü, 28.Kolokyumu'nda sunulmuştur.
1. GİRİŞ
Bu çalışmanın amacı İstanbul Metropoliten Alanında yaşanan yapısal değişimlerin ortaya
konulmasıdır. Bunun için öncelikle dünyada yaşanan metropolitenleşmenin nasıl
geliştiğine, gelişmiş ve gelişmekte olan dünya kentlerinde metropollerin nasıl
bir yapı gösterdikleri ve bu bağlamda İstanbul Metropoliten Alanının yaşamakta
olduğu sürecin taşıdığı özellikler belirlenmeye çalışılmıştır.
İstanbul’un yükleneceği yeni misyonlar içersinde hep bir
dünya kenti olan İstanbul’un finans yönü, borsası ve hangi etki alanında hangi
uluslar arası yatırımların merkezi olabileceği tartışılmaktadır. Ancak İstanbul’un
bir dünya kenti olarak oluşturacağı yeni mekansal yapılın hangi süreçlerde
belirleneceği ve böyle bir dünya kenti için altyapının geliştirilmesi ötesinde
kente bugünkü mekansal yapıdan farklı
hangi tür fonksiyonların geleceği de fazlaca tartışma konusu olmaktan
uzaktır. Gerek dünyada gerekse ülkemizde metropolleşmenin kriterleri konusunda
detaylı analizler yapan, konuyu aydınlatan çalışmalar yapılagelmektedir. Biz bu
makalede daha çok İsatanbul’un nasıl ve ne kadar büyüdüğünü, belli eşikleri hangi
yöntemlerle aştığını irdelemeye çalıştık.
2. METROPOLİTEN ALANLAR
Dünyada hızlı bir kentleşme yaşanmaktadır. Bu hızlı
kentleşme genelde büyük kentlerde nüfusun yoğunlaşması şeklinde
gerçekleşmektedir. 1950 yılından günümüze kadar olan sürede kentlerde yaşayan
nüfus dünya genelinde toplam 3 kat kadar artmıştır. Bu artış gelişmiş ülkelerde
iki kat, gelişmekte olan ülkelerde ise 4 kat olarak gerçekleşmiştir. Büyük
kentlerde 1960-80 yılları arasında yaşayan nüfus bir milyar kişi artmış, bu
artışın yarısından çoğu da gelişmekte olan ülkelerin kentlerinde olmuştur. Bu
nedenle dünyanın nüfus açısından en hızlı büyüyen, 15 kenti arasında gelişmiş
ülke kentlerinden hiç birisi bulunmazken Sao Paulo, Lagos, Karaçi, Seul,
Bogata, Bombay Kalküta ve Pekin gibi gelişmekte olan ülkelerin kentleri yer
almaktadır.
Dünyada yaşanan hızlı kentleşmenin önemli bölümünü
gelişmekte olan ülkelerindeki nüfus artışı özellikle büyük kentlerde aşırı
nüfuslara sahip olan metropol kentleri oluşturmaktadır. Bu kentlere genelde
nüfus ölçütü temel alınarak metropoliten kentler denilmesine karışın bu kentler
gerek kentsel yapıları açısından gerekse kentin ulusal ve uluslar arası
fonksiyonları açısından gelişmiş ülkelerin metropoliten alanlarından çok büyük
farklılıklar içermektedir.
Metropoller çevrelerinde ve bölgelerinde; kademeli olarak
tüm dünyadaki kontrol güçleriyle tanımlanmaktadır. Bu tanımlama genel olarak
finansal kontrol ile ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki 1000 büyük şirketin ülkelere dağılımı incelendiğinde ABD,
Japonya ve İngiltere’nin çarpıcı biçimde görülmektedir (Businessweek
Global 1000, her yıl yenilenen liste ). Dünyanın en büyük 1000 şirketinin ¾ ü
bu üç ülkede bulunmaktadır. Gelişmiş-sanayileşmiş ülkeler bu listeye farklı
büyüklüklerde girmekte; ancak gelişmekte olan
ülkelere bu listede rastlanamamaktadır.
Metropoliten alanlar, içinde bulundukları kentsel
alanlarda, çeşitli ölçütler açısından kent üstü mekanlar olarak tanımlanabilir,
ancak metropoliten alanlarda uluslar arası nitelikte bir ortak tanım ve bu
çerçevede ortak özellikler ve göstergeler bulunamamaktadır. (Yoğunluk,
egemenlik alanı, metropol büyüklüğü, nüfus limitleri, sektörel yoğunlaşma vb.)
İstanbul kendine özgü kentsel yapıya uygun olarak, gelişmiş
ülkelerin ve gelişmekte olan ülkelerin ortak özelliklerini içeren Türkiye
kentsel yerleşim sistemi içinde, kent
üstü yerleşim birimi olarak tanımlanabilir. İstanbul, metropolitan alan
genelinde çeşitli değişimler yaşamaktadır. Temelde bu değişimler İstanbul’un
Türkiye’nin hakim kenti olmasından kaynaklanan özellikler olarak karşımıza
çıkmaktadır. İstanbul 1923 yılından beri, ülkenin kentsel yapısı üzerinde
uygulanan ulusal politikalara uygun olarak biçimlenmiştir. Bu politikalar
gereği 1940’lara kadar ülke çapında yaratılan dengeli istihdam yaratıcı yatırımlara
bağlı olarak; kent belirli büyüklük ve dengeli gelişme hızıyla mekansal
değişimler geçirmiştir.
1940 yılından sonra ise İstanbul, az gelişmiş ülkelerdeki
metropol yapının getirdiği genel kentleşme hızları içerisinde mekansal ve sosyo
ekonlomik değişimleri yaşamaya başlamıştır. Türkeye’nin yerleşme yapısında
başlayan hızlı değişmenin 10 yıl sonrasında başlayan planlı kalkınma hareketi
paralelinde ortaya çıkan bölge planlama çalışmaları ise bir çok bölgesel planın
bilimsel kararlılık ve yoğun çalışmalarla bitirilmesine karşın uygulama olanağı
bularak İstanbul Metropoliten Alanını yönlendirme açısından başarılı bir süreç
olmamıştır.
2.1.
DÜNYA KENTLERİ NASIL DÖNÜŞÜYOR ?
Dünya genelinde1970’lerin
ortalarından sonra ekonomideki yeniden yapılanma sürecinin yansımaları görülür.
O tarihten başlayarak ekonominin yeniden yapılanması sonucunda üretim
biçimlerinde değişim ve sanayisizleşme Avrupa ve Amerika kentlerinde sosyal ve
mekansal açıdan önemli değişimlere yol açmıştır. Bu süreçte iflas eden
fabrikalar kapanmış, ülke ve dünya ölçeğinde ulaşım teknolojileri ile işgücü
olanaklarına göre yer seçmiştir. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ve
Amerika’nın kent merkezlerini terk eden bu işlevlerden geriye kalan büyük boş
alanlar kentsel yenilemenin konusu olmuşlardır. Bu durumun yarattığı sosyal,
ekonomik ve mekansal etkiler 1990’lara kadar sürmüştür. Dağıtım, finans,
bankacılık, üretici hizmetler kent ekonomilerinde daha fazla ağırlık kazanmaya
başlamışlardır.
Özellikle internetin gelişimi ile
firmalar çalışma koşulları ve ücretleri çok daha esnek olan işgücünü istihdam
edebilecekleri yeni alanlara taşımışlardır.
Bu koşullar altında oluşan “siber mekan”da yaratılan “siber ekonomi”
yepyeni bir mekansal örüntü ortaya çıkarmıştır. Çok uluslu şirketlerin idare ve
kontrol birimleri Tokyo, New York, Londra gibi az sayıda küresel kentte
toplanırken üretim, satış ve diğer işlevler dünyanın diğer kentlerine
yayılmıştır. Böylece 1980’lerin imalat ağırlıklı geleneksel merkezi yerini
bankacılık ve üretici servis faaliyetlerinin yoğunlaştığı yeni kentsel merkeze
bırakmaya başlamıştır.
Yükselişteki enformasyon
teknolojilerine dayalı yeni faaliyetler kent merkezlerinde sanayi ve imalattan
boşalan eski yerleri değil yeni kent ve alanları tercih etmiştir. Böylece hem
kentlere hem de onların işsizlerine yeni olanaklar sunmuşlardır.(1)
2.1.1. AVRUPA’DA ve İNGİLTERE’DE
KENTLER NASIL DÖNÜŞÜYOR ?
II. Dünya Savaşı sonrasında ise
köhneleşmiş mahallelerin yeniden geliştirilmesi gündeme gelmiştir. Hükümet kapsamlı planlama yaklaşımı çerçevesinde
nüfusu ve sanayiyi kent çeperlerine desantralize etmeye, kent içi alanları ise
yeniden geliştirmeye odaklanmıştır.
1970’lerde planlamanın kapsamı
sosyal ve ekonomik boyutları da içerecek şekilde genişletilmeye başlanmıştır.
Çünkü İngiltere kentsel yoksulluğu yeniden keşfetmiş, kentsel gerilemeyi
kontrol altına almaya yönelmiştir. Yıkıp yeniden yapmak yerine mevcut
konutların koşullarının mülk sahiplerince iyileştirilmesi için önlemler
geliştirilmiştir. Bu yeni uygulama sürecinde konut sahipleri de yerel yönetimle
ortaklık biçiminde sürece dahil edilmeye başlanmıştır. Mahalle sosyal
geliştirme ve yenileme projeleri daha öncekilerden farklı olarak yerel ölçekte
sosyal yenilemeyi ve ekonomik gelişmeyi içerecek şekilde kapsamca
genişletilmiştir.(2)
1980’lerde ise ekonomik
durgunluk, artan işsizlik ve buna bağlı artan sosyal güvenlik harcamaları
yenileme uygulamalarının piyasa süreçlerinde şekillenmesine neden olmuştur.
Planlamanın rolü ekonomik verimliliğin artırılmasına odaklanmıştır.
Özelleştirme süreci yenilemenin yapısına da yansımış, piyasaya duyarlı esnek
planlama yaklaşımı ve bunun yarattığı kent dışı gelişmeler etkin olmuştur. Kentlerin
küresel talepleri karşılayacak şekilde yeniden yapılanması ve
yarışabilirliklerinin artırılması esas olmuştur. Kentlerin yarışabilirliğinin
artırılmasına yönelik projelere bu nedenle öncelik verilmiş, proje yönetimi kamu-özel sektör ortaklığına
dayalı ve merkezi hükümete bağlı kentsel gelişme şirketlerince yürütülmüştür.
1980 sonrası Avrupa’da yerel
yönetimler daha özerk bir yapıya geçmişler, merkezi hükümetten gelen kaynakları
yitirmişlerdir. Amerika’dan esinlenilerek büyük iş-alışveriş merkezleri, kongre
merkezleri, spor tesisleri vb gibi emlak piyasalarını tetikleyecek ve
yatırımcıları ve turistleri çekecek mega projeler uygulanmaya başlanmıştır. Bu
projelerin çoğu kamu-özel ortaklıkları ile yapılmakta, sanayinin kent dışına
çıkması ile boşalan alanlarda, terk edilen dok ve antrepolarda kent ekonomisini
canlandırmak, yatırımları ve nüfusu çekmek
amacına yönelmektedirler.(2)
2.1.2. JAPON KENTLERİ NASIL
DÖNÜŞÜYOR ?
Japonya kentleşmeyi Türkiye gibi
1945 sonrası, dünyanın gelişmiş diğer kesimlerinden ortalama bir yüzyıl sonra,
çok daha kısa sürede ve hızlı biçimde yaşamıştır. Avrupa ve Kuzey Amerika kentleşmeyi bir buçuk
yüzyıldan fazla bir sürede sindirerek yaşarken ve 1945’lerde kentleşmenin ileri
düzeyindeki sorunlarıyla uğraşırken Japonya modern anlamda kentleşmeye ancak o
tarihten sonra başlamıştır.(3)
Japonya’da savaş ve depremlerin
ardından kentlerin yeniden yapılanması Avrupa ve Amerika’da olduğundan daha
yoğun bir süreç olarak yaşanmıştır. Savaş ve deprem Japon kentlerinin 60 yılı
bulan dönüşüm sürecinde çok belirleyici iki etkendir. Son derece esnek bir
planlama yaklaşımıyla, “soruna-duruma özel” organizasyon ve proje tipleri
seçimiyle, mülk sahiplerini projelere katmadaki titizlik ile başarılı sonuçlar
alınmıştır.
Avrupa 1945’lerde metropol
alanlardaki aşırı nüfus ve fonksiyon yoğunlaşmasına önlem olarak desantralizasyona yönelmişken Japonya bu politikayı
1960’larda uygulamaya başlamış, Tokyo’nun çeperlerinde yeni kentler kurmuştur.
1980’lerden sonra kent çeperlerinden merkeze dönüş ve kent ile kırın uyumlu
birlikteliği anlamındaki “rurbanizm” kavramlarını hayata geçirmeye başlarken
yine Avrupa’yı model almıştır. 1990’larda rurbanizm yaklaşımı ile 60’ların yeni
kentlerini bugünün Tokyo’sunun gereksinimlerine uygun dönüştürmeye başlamıştır.
1963’de çıkarılan Yeni Kentsel Konut Gelişme Alanı Yasası ve ona bağlı yasal
düzenlemeler metropol kentlerdeki aşırı nüfus birikiminin önüne geçmek ve hem
nüfusun hem kentsel işlevlerin görece daha dengeli dağılımını sağlamak amacını
taşıyordu. Bütün bu uygulamalar kentleşmede desantralizasyon politikasının
yansımalarıydı. Yeni Kent Yasası ile Tokyo’nun kuzey, güney, doğu ve batı
uçlarında dört adet yeni kentin temelleri atıldı. Nüfus kapasitesi 500 bine
varan bu kentler kamu eliyle yapıldı. Metropolün 30-50 km çeperlerinde yer alan
bu gelişmeler demiryolu ağlarının olağanüstü gelişimiyle desteklendi. 60’lar
Japon ekonomisinin zirve dönemleriydi ve orta gelir grubu için arsa ve konut fiyatları yeni kentlerde çok daha
uygundu. Böylece desantralizasyon yani kent merkezinden kaçış bilinçli olarak
ve koşulların da desteklemesiyle gerçekleşti.(4)
1960’larda neredeyse yalnızca “barınma-uyuma” gereksinimi esas alınarak
yaratılan geniş konut alanlarından oluşan yeni kentler 1980’lere gelindiğinde
değişen sosyal gereksinimlere yanıt vermekte yetersiz kalmaya başladı. Nüfus
daha da yaşlanıyor, çocuk sayısı azalıyordu. Japonlar artık işlerinden evlerine
seyahat süresinin 2 saati aşmasından memnun değillerdi. Uzaktaki evlerine
vardıklarında ise daha canlı-daha yaşayan –zevkli yaşam çevrelerini talep
etmeye başlamışlardı. Yeni kentlerde çarşı alanları atıl duruyor, konut alanlarının
bir kısmı doldurulamıyordu. Bu yeni toplumsal taleplerin karşılanması için yeni
kentlerin merkezlerinde “yenileme” yapılmaya başlandı. Bu çeper kentleri
“yatakhane” olmaktan çıkarmak amacıyla bazı kentsel işlevleri çekecek önlemler
alınmaya başlandı. Kentin
her bir merkezi sahip olduğu kimliği yeniden tanımlayacak, konut-konut dışı
işlevleri kaynaştıracak yepyeni bir yaklaşımla projelendirilmeye başlandı.
Sanayinin yapısında da bir dönüşüm yaşanıyordu. 1960’ların başlarında, Japon ekonomisinin
hızlı büyüme döneminde, kentlerin
çeperlerinde görülmeye başlayan ağır sanayi yatırımlarının genişleme
eğilimi ve bundan kaynaklanan arsa talebi arazi fiyatlarının yükselmesine
yol açtı. Bir yandan da nüfusun metropollere akışının nedenlerinden biri oldu.
1980 sonrasında ise büyük alan gerektiren yükleme
boşaltma alanları, kirletici-rahatsız edici sanayi türleri artık diğer Asya
ülkelerine terk edilmeye başlanmıştı. Japonya artık daha uzmanlaşmış sanayi
dallarına yöneliyor, bunlar ise çok daha farklı alan kullanımları
gerektiriyordu. Büyük alanlı sanayiler kent merkezini boşaltıp kent dışlarına
çıkmaya başladı. Yeni tip sanayiler ise konut-eğlence-kültür-rekreasyon-eğitim
gibi diğer başlıca kent işlevleriyle bir arada konumlandırılmaya başlandı. Eski
tip sanayi ve ulaşım tesislerinden boşalan büyük merkezi alanlar da kentsel
yenileme projelerine konu olmaya başladılar.(5)
Kalkınma Planları ve Ana Hedefleri
IV. 1987 : Plan çok merkezli, desantralize bir
ülkeyi yaratmak olarak özetlenebilir.(3)
1980’lerin başlarında Tokyo’nun merkezinde
işyeri alanına hızla artan talep arazi fiyatlarında olağanüstü bir artışa neden
oldu. Kentsel Yenileme (Urban
Renaissance) bölgesel gelişmede yeniden düzenleme ve özelleştirme politikaları
ile öne çıkarıldı ve aşırı liberal “kolay para” politikası ile birlikte
özellikle Tokyo metropoliten alanında
arsa spekülasyonunu teşvik etti.
1987’de Tatil
Beldesi Geliştirme Yasası ile Banliyö Alanları İyileştirme Yasası çıkarıldı.
İlki yatırımcılara altyapısı gelişmiş, donanımlı tatil beldesi alanları sunmayı
amaçlıyordu. Ama, arazi spekülasyonunun uzak ve az nüfuslu alanlara kadar
sıçramasında da önemli rol oynadı. Turizm yatırımcılarının arazi kullanımını ülke çapında
dönüştürmelerini teşvik etti. Bu gelişmeler;
orman alanlarının golf sahalarına, kayak merkezlerine, otel ve motel
alanlarına ve diğer tatil beldesi tesislerine dönüşmesini kapsıyordu. Tarım
alanlarının dönüşümü daha çok işçilere banliyölerde konut alanları açmak
amacıyla gerçekleşmiştir.(6)
En yaygın olarak kullanılan proje tiplerinin
dönüşümdeki payı ise şöyle özetlenebilir :Arazi Yeniden Düzenleme (LRA)
projeleri öncelikle savaşla tahrip olmuş kentlerin yeniden inşasında kullanılan
büyük çaplı kamu projeleri olarak başarıyla uygulanmaya başlanmış, ardından
kentsel dönüşümün etkin araçlarından biri olmuştur. Avrupa ve Amerika’da 1980 sonrasında yoğunlaşan kamu-özel sektör
ortaklı, ekonomik verimliliği esas alan projelerin benzerleri Japonya’da da çok
sayıda uygulama alanı bulmuştur. Küresel gereksinimlere yönelik “kent turizmi”
ağırlıklı ve çeşitli işlevleri konut ile birlikte konumlandıran projeler kent
merkezlerinde köhneleşmiş alanlarda, sanayi vb işlevlerden boşalmış bölgelerde,
felaket riski yüksek konut alanlarında “yenileme-rehabilite etme-canlandırma”
amaçlı olarak uygulanmaktadır.(7)
3.
İSTANBUL METROPOLİTEN ALANINDA
YAŞANAN YAPISAL DEĞİŞİM
İstanbul kentini belirli bölgelere ayırarak kentsel gelişimi incelendiğinde; kentin
kanat alanlara doğru nasıl büyüdüğü daha açık olarak anlaşılmaktadır.
Aşağıda verilen bölgelemede ilçe nüfusunun il nüfusu
içindeki oranının zaman içindeki değişimi esas alınmıştır. Yapılan gruplama
sonucunda benzer özellikler gösteren 6 bölge ortaya çıkmıştır.
Bu bölgelerin İstanbul nüfusu içindeki oranları
dağılımı yıllara göre incelendiğinde;
İstanbul Metropoliteninin eski kenti ve Boğaziçi yerleşimlerini oluşturan 1 ve
2. Bölgelerin doyum noktasına ulaştığı ve nüfus büyüklüklerinin İstanbul nüfusu
içindeki oranlarının azaldığı, buna karşın 3, 4, 5 ve 6. Bölgenin –farklı
büyüme hızlarında- sürekli artış içinde olduğu görülmektedir.
Tablo 2:
İstanbul Nüfusunun Gelişme Bölgeleri ve Yıllara Göre Oransal Dağılımı
|
|
|
İstanbul nüfusu içindeki oranı |
||||
|
|
İLÇELER |
1970 |
1980 |
1990 |
1997 |
2000 |
|
1. Bölge |
Fatih, Eminönü, Beyoğlu, Şişli, Eyüp, Beşiktaş,
Üsküdar, Kadıköy. |
55,0 |
45,0 |
34,0 |
28,3 |
25,8 |
|
2. Bölge |
Sarıyer,
Beykoz. |
4,8 |
4,5 |
4,6 |
4,6 |
4,6 |
|
3. Bölge |
Bakırköy, Zeytinburnu, Güngören,
Bahçelievler, Maltepe, Kartal. |
14,6 |
18,1 |
21,2 |
20,3 |
19,5 |
|
4. Bölge |
Avcılar, K.Çekmece, B.Çekmece, Çatalca, Silivri,
Pendik, Tuzla. |
8,4 |
10,4 |
14,5 |
17,0 |
19,1 |
|
5. Bölge |
Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Esenler,
Kağıthane. |
14,5 |
17,3 |
19,6 |
22,2 |
23,0 |
|
6. Bölge |
Belde belediyeleri, Ümraniye, Sultanbeyli. |
|
3,4 |
7,0 |
7,6 |
7,9 |
|
İSTANBUL |
|
100 |
100 |
100 |
100 |
100 |
Harita 1: İstanbul’un
büyüyen ilçeleri

İstanbul Metropoliten Alanı’nın ülke nüfusu içindeki oranı
1970 yılından 2000 yılına kadar olan 30
yıllık dönemde % 6,3 oranında artarak % 15’e çıkmıştır. Bu artış 1940’dan sonra
hızlanarak artmıştır. İstanbul nüfusunun Marmara Bölgesi içindeki oransal
artışı da Türkiye genelindeki artışa paralel bir eğilim göstermektedir. 1970
yılından günümüze artış oranı % 11’dir. İstanbul 1980 yılından itibaren Marmara
Bölgesi nüfusunun yarısından fazlasını oluşturmuktadır.
İstanbul’un Türkiye nüfusu içindeki gelişimini
incelediğimizde ise aşağıdaki tablo ile karşılaşmaktayız:
Tablo 3:
İstanbul İlinin 1970’den Günümüze Nüfus
Gelişimi
|
|
İSTANBUL
NÜFUSU |
TÜRKİYE
NÜFUSU |
İST./
TR % ORANI |
İST. / MAR. % ORANI |
||||
|
YILLAR |
İSTANBUL
TOPLAMI |
DOĞU
YAKASI |
DOĞU NÜFUS
ORANI % |
BATI
YAKASI |
BATI NÜFUS
ORANI % |
|||
|
1970 |
3.019.032 |
695.094 |
23,0 |
2.281.249 |
75,6 |
35.605.000 |
8,5 |
44,2 |
|
1975 |
3.904.588 |
1.029.184 |
26,4 |
2.820.388 |
72,2 |
40.437.279 |
9,7 |
48,4 |
|
1980 |
4.741.890 |
1.401.710 |
29,6 |
3.264.393 |
68,8 |
44.736.957 |
10,6 |
50,3 |
|
1985 |
5.842.985 |
1.810.725 |
31,0 |
3.914.215 |
67,0 |
50.664.458 |
11,5 |
52,7 |
|
1990 |
7.309.196 |
2.460.916 |
33,7 |
4.734.857 |
64,8 |
56.473.035 |
12,9 |
55,0 |
|
1997 |
8.711.755 |
3.450.928 |
37,5 |
5.747.890 |
62,5 |
62.810.111 |
13,9 |
54,5 |
|
2000 |
10.018.735 |
|
|
|
|
67.823.907 |
14,8 |
57,7 |
İstanbul’un Türkiye nüfusu içindeki büyüklüğünün artması
yanında; ülkemizde en yoğun sanayileşme-kentleşmenin olduğu Marmara Bölgesi
içinde de hızla büyüklüğünün artması, İstanbul’un metropol ölçeğinde değil,
hala kent ölçeğindeki hızlı büyümesinin devam ettiği ortaya çıkmaktadır.
Tablo 4:
İstanbul Nüfusunun 1985 ve 1990
Yıllarında; Metropol, İl, Büyükşehir ve Kentli Nüfus Olarak Artış Oranları
|
YILLAR |
1985 |
1990 |
1997 |
YILLIK ORT. ARTIŞ % |
|
B.ŞEHİR NÜFUSU |
5.475.982 |
6.620.241 |
8.321.230 |
4,3 |
|
KENTLİ NÜFUS |
5.560.908 |
6.753.929 |
8.506.026 |
4,4 |
|
İL NÜFUSU |
5.842.985 |
7.309.590 |
9.198.809 |
4,7 |
İstanbul’un kent olarak hızla büyümesinin yanında 1990
yılındaki büyükşehir, kent nüfusu, il,
metropol nüfus artışlarına bakıldığında bu değerlerin 1985 nüfus değerlerinden
farklı olduğu görülmektedir. Bu değişimler İstanlbul’un il sınırları içindeki
büyümesinin, giderek kentin kanatlarına yayıldığını göstermektedir. Bu aşamadan
sonra, gelecek evrede ketsel alanın büyümesi, kentin kırsal kesimlerindeki nüfus
artışı sonucunda kentsel alanın büyümesi, kentsel alanda yoğunluk artışı ve
Gebze-Silivri hattı dışında yoğun bir konut-işyeri uzantısının İstanbul
yerleşik alanına eklenmesidir.
1982 Anayasası’nın
127. maddesinde, önceki anayasalarda bulunmayan “Büyük yerleşim yerleri
için özel yönetim biçimleri getirilebilir” hükmü ile özel yönetim biçimlerinin
düzenlenmesine olanak sağlanmıştır.
1984 yılında 2972 sayılı Yerel Seçimlere ilişkin yasa,
merkezdeki belediyenin sınırları içinde birden çok ilçe bulunan illerde, birer
anakent meclisi ve ilçelerde de birer
ilçe belediye meclisi oluşturulmasını öngörmüştür. Yerel seçimlerle ilgili
yasadan sonra, 195 sayılı KHK ile düzenlenmiş, daha sonra büyükşehir
belediyelerinin yönetimine ilişkin 3030 sayılı yasa çıkarılmıştır.
Yerel yönetimlerle ilgili 1988 yılında çıkarılan 335 sayılı
KHK ile bir değişiklik yapılmış, anakent belediyesi sınırları içinde, ilçe
belediyeleri yanı sıra, yeni belediyeler –belde belediyeleri-kurulmasına olanak
sağlanmıştır. Belde belediyelerinin kurulması için, anakent belediye meclisinin
kararı, il idare kurulunun uygun görüşü ve İçişleri Bakanlığı’nın önerisi
üzerine Bakanlar Kurulu’nun karar vermesi gerekmektedir. Yeni kurulan
belediyenin birden çok ilçenin yönetimsel sınırları içinde olması durumunda,
Bakanlar Kurulu kararıyla ayrıca ilçe sınırlarının da yeniden düzenlenmesi
gerekir.
Büyükşehir Belediyesi Kanunu 2004 yılında yeniden ele
alınarak (Kanun No:5216, RG: 23.7.2004) yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin
İstanbul için en önemli yanı il sınırının Büyükşehir Belediye sınır olarak
belirlenmesi ve belde belediyesi statüsünün kaldırılarak tüm ilin Büyükşehir
çatısı altında toplanmasıdır.
3.1. İSTANBUL METROPOLÜNÜN GELİŞMESİNDE ÖZGÜN UNSURLAR
Kentler gelişirken; kendi tarihsel, sosyal ve politik
mozaiklerinin gerektirdiği uyum mekanizmalarını mutlaka oluştururlar. Bunların
bir kısmı gerçek hedefler ve oluşumlar üzerine yükselirken, bir kısmı da daha
grift bir yol izler ve politakalar içinde formüle edilerek özgün yöntemler
olarak karşımıza çıkarlar.
İstanbul’un büyümesi ve gelişmesinde üç olgunun önemli etki
yaptığı gözlenmektedir:
1) Boğaz geçişleri
ve buna bağlı çevre yolları sistemi
2) İslah imar
planları,
3) İstanbul Mücavir Alanı içinde ve dışında belde
belediyelerinin oluşumu,
4) 1999 Marmara Depremi sonrası çeperlere yayılma
eğilimidir.
3.1.1. BOĞAZ GEÇİŞLERİ VE ÇEVRE YOLLARI
Ülkemizde nüfusu belli bir düzeye gelen ve kentleşme hızı
artan yerleşmelerde kent içi karayolu geçişleri etüd edilerek çevre yolu
projeleri geliştirilir. Bunun en kapsamlı ve etkili örneğini İstanbul’da
görmekteyiz. 1970 yılında hizmete giren Boğaziçi Köprüsü ardından 1972 yılında
çevre yolları tamamlanmıştır. Asya’yı Avrupa’ya bağlama ve transit trafiği kent
içi trafikten ayırma amacıı taşıyan bu proje sonuçta kentin “fiziki gelişme
omurgası”nı oluşturmuş ve kent içi arterler haline dönüşmüştür. Kentin davranış
modelini değiştiren, kendi talebini yaratan ve doyum noktasına gelen bu omurga
kısa sürede yetersiz kalmış ve 1989 yılında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve
takibeden yıllarda ikinci kuşak çevre yolları hizmete açılmıştır.İkinci köprü
ve çevre yolları tasarımında ”erişme kontrollu” model benimsenmiş ve Trafik
Kanununda yapılan hız artışıyla güvenlik ve taşıma kapasitesi artırılmıştır.
Birinci köprü ve çevre yolları batıda Kağıthane,
Bayrampaşa, Güngören, Bahçelievler, Küçükçekmece, Avcılar ve Büyükçekmece; doğu
yakasında Ümraniye, Kartal, Pendik ve Tuzla’nın hızla büyümesine neden
olmuştur. İkinci köprü ve çevre yolları ise batıda Gaziosmanpaşa, Esenler,
Çatalca ve Hadımköy; doğu yakasında Sultanbeyli, Samandıra ve Sarıgazi’nin
hızla büyümesine neden olmuştur.
Bu gelişme, İstanbul nüfus tablosunda önemli değişikliklere
yol açmıştır. 1970-75 döneminde sadece Eminönü ilçesinde nüfus kaybı
gözlenirken, 1975-80 döneminde buna Fatih ve Beyoğlu, 1985-90 döneminde Şişli
ve Beşiktaş ilçeleri eklenmiştir. Bu, bir
yandan İstanbul’un Avrupa yakasındaki çekirdeği oluşturan ilçelerin
merkezi fonksiyonlarındaki artış; diğer yandan kanatlardaki ilçelerin, il
ortalamasının üzerinde artan nüfuslarıyla açıklanabilir.
Birinci köprü ve çevre yolları sanayinin kent içindeki
dağılımında da önemli değişiklikler yaratmıştır. 1970’lere kadar Eminönü,
Bakırköy, Zeytinburnu, Kağıthane ve Beyoğlu ilçelerinde yoğunluşan sanayi, köprüler
ve çevre yollarının yarattığı ulaşım kanallarını kullanarak hızlı bir
desantralizasyon sürecine girmiştir.