|
Kanun No. 4721 |
|
Kabul Tarihi : 22.11.2001 |
A. Hukukun uygulanması ve kaynakları
MADDE 1.- Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda
uygulanır.
Kanunda
uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim,
örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir
kural koyacak idiyse ona göre karar verir.
Hâkim, karar
verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.
B. Hukukî
ilişkilerin kapsamı
I. Dürüst davranma
MADDE 2.- Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine
getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın
açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
II. İyiniyet
MADDE 3.- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı
durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun
gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet
iddiasında bulunamaz.
III. Hâkimin takdir yetkisi
MADDE 4.- Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun
gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim,
hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.
C. Genel nitelikli hükümler
MADDE 5.- Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli
hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
I. İspat yükü
MADDE 6.- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan
her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
MADDE 7.- Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların
doğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların
içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça,
her hangi bir şekle bağlı değildir.
BİRİNCİ KİTAP
KİŞİLER HUKUKU
BİRİNCİ
KISIM
BİRİNCİ
BÖLÜM
KİŞİLİK
A. Genel olarak
I. Hak ehliyeti
MADDE 8.- Her insanın hak ehliyeti vardır.
Buna göre
bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.
1. Kapsamı
MADDE 9.- Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle
hak edinebilir ve borç altına girebilir.
2. Koşulları
a. Genel
olarak
MADDE 10.- Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her
ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.
b. Erginlik
MADDE 11.- Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.
Evlenme kişiyi
ergin kılar.
c. Ergin kılınma
MADDE 12.- Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve
velisinin rızasıyla mahkemece ergin
kılınabilir.
d. Ayırt etme
gücü
MADDE 13.- Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı,
akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun
biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme
gücüne sahiptir.
III. Fiil ehliyetsizliği
1. Genel
olarak
MADDE 14.- Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve
kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
2. Ayırt etme
gücünün bulunmaması
MADDE 15.- Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin
fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.
3. Ayırt etme
gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar
MADDE 16.- Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar,
yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına
giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları
kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Ayırt etme
gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.
IV. Hısımlık
1. Kan
hısımlığı
MADDE 17.- Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine
bağlayan doğum sayısıyla belli olur.
Biri diğerinden gelen kişiler arasında
üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen
kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.
2. Kayın hısımlığı
MADDE 18.- Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı
tür ve dereceden kayın hısımları olur.
Kayın
hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
V. Yerleşim yeri
1. Tanım
MADDE 19.- Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle
oturduğu yerdir.
Bir kimsenin
aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
Bu kural
ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.
2. Yerleşim
yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri
MADDE 20.- Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin
edinilmesine bağlıdır.
Önceki
yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı
hâlde Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen oturduğu
yer, yerleşim yeri sayılır.
3. Yasal
yerleşim yeri
MADDE 21.- Velâyet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana
ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine
bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Diğer hâllerde çocuğun oturma
yeri, onun yerleşim yeri sayılır.
Vesayet
altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu
yerdir.
4. Kurumlarda
bulunma
MADDE 22.- Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde
bulunma ya da eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim
yeri edinme sonucunu doğurmaz.
B. Kişiliğin korunması
I. Vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı
MADDE 23.- Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa
vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları
hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.
Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması,
aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş
olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde
bulunulamaz.
II. Saldırıya karşı
1. İlke
MADDE 24.- Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan
kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı
zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da
kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça,
kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
2. Davalar
MADDE 25.- Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini,
sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam
eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı
bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da
yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının,
maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde
edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine
verilmesine ilişkin istemde bulunma
hakkı saklıdır.
Manevî
tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez;
mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Davacı,
kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim
yeri mahkemesinde dava açabilir.
III. Ad üzerindeki hak
1. Adın
korunması
MADDE 26.- Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının
tespitini dava edebilir.
Adı haksız
olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca
maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa
manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.
2. Adın
değiştirilmesi
MADDE 27.- Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere
dayanılarak hâkimden istenebilir.
Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur.
Ad değişmekle
kişisel durum değişmez.
Adın
değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl
içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.
C. Kişiliğin başlangıcı ve sonu
I. Doğum ve ölüm
MADDE 28.- Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda
başlar ve ölümle sona erer.
Çocuk hak
ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde
eder.
II. Sağ olmanın ve ölümün ispatı
1. İspat yükü
MADDE 29.- Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya
ölü olduğunu veya belirli bir zamanda
ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimse, iddiasını
ispat etmek zorundadır.
Birden fazla
kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı anda
ölmüş sayılır.
2. İspat
araçları
a. Genel
olarak
MADDE 30.- Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat
olunur.
Nüfus
sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa,
gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.
b. Ölüm
karinesi
MADDE 31.- Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren
durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş
sayılır.
1. Genel
olarak
MADDE 32.- Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden
uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli
olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu
kişinin gaipliğine karar verebilir.
Yetkili
mahkeme, kişinin Türkiye'deki son yerleşim yeri; eğer Türkiye'de hiç
yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir kayıt da yoksa
anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.
2. Yargılama
usulü
MADDE 33.- Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm
tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az
beş yıl geçmiş olması gerekir.
Mahkeme, gaipliğine
karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede
bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilânla çağırır.
Bu süre, ilk
ilânın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.
3. İstemin
düşmesi
MADDE 34.- Gaipliğine karar verilecek kişi, ilân süresi
dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit
edilirse gaiplik istemi düşer.
4. Hükmü
MADDE 35.- İlândan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar
verir ve ölüme bağlı haklar, aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır.
Gaiplik kararı
ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak
hüküm doğurur.
İKİNCİ
BÖLÜM
KİŞİSEL
DURUM SİCİLİ
A. Genel olarak
I. Sicil
MADDE 36.- Kişisel durum, bu amaçla tutulan resmî sicille belirlenir.
Bu sicilin
tutulmasına ve zorunlu bildirimlerin yapılmasına ilişkin esaslar, ilgili
kanunda gösterilir.
MADDE 37.- Kişisel durum sicili, Devletçe atanan memurlar
tarafından tutulur. Sicil kayıtlarını tutmak ve örnek vermek bu memurların
görevidir.
Yabancı
memleketlerdeki Türkiye temsilcilerine, Dışişleri Bakanlığının önerisi,
İçişleri Bakanlığının katılması ve Başbakanlığın onayı ile nüfus memurluğu
yetkisi verilebilir.
MADDE 38.- Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan
zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.
Tazminat ve
rücu davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.
1. Genel
olarak
MADDE 39.- Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin
hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.
2. Cinsiyet değişikliğinde
MADDE 40.- Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen
başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini
isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını
doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet
değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun
bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu
raporuyla belgelemesi şarttır.
Verilen izne
bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı
gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde,
mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.
B. Doğum kütüğü
I. Bildirme
MADDE 41.- Doğumlara ilişkin bildirimler ve kimliği bilinmeyen
bulunmuş çocuklar hakkındaki işlemler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.
MADDE 42.- Kişisel durumdaki değişiklikler, özellikle evlilik
dışı bir çocuğun tanınması veya hâkimin babalığa karar vermesi, soybağının
düzeltilmesi, evlât edinme ya da bulunmuş bir çocuğun soybağının belli olması,
ilgili kanun hükümlerine göre kütüğe işlenir.
C. Ölüm kütüğü
MADDE 43.- Ölümlere ilişkin bildirimler ilgili kanun
hükümlerine göre yapılır.
II. Cesedi bulunamayan kişi
MADDE 44.- Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren
durumlar içinde ortadan kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en
büyük mülkî amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşürülür.
Bununla birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun
mahkemece tespitini dava edebilir.
III. Gaiplik kararı
MADDE 45.- Gaiplik kararı, hâkimin bildirmesi üzerine, ölüm
kütüğüne kaydolunur.
IV. Değişikliklerin kütüğe geçirilmesi
MADDE 46.- Tescile esas olan bir bildirimin doğru olmadığının
tespit edilmesi veya kime ait olduğu bilinmeyen cesedin kimliğinin belli olması
ya da gaiplik kararının kaldırılması sebepleriyle zorunlu olan değişiklikler,
ilgilinin kütükteki kaydının düşünceler sütununa yazılarak yapılır.
İKİNCİ
KISIM
TÜZEL
KİŞİLER
BİRİNCİ
BÖLÜM
GENEL
HÜKÜMLER
A. Tüzel kişilik
MADDE 47.- Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş
kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları,
kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.
Amacı hukuka
veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.
B. Hak ehliyeti
MADDE 48.- Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış
gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve
borçlara ehildirler.
C. Fiil ehliyeti
I. Koşulu
MADDE 49.- Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre
gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.
II. Kullanılması
MADDE 50.- Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla
açıklanır.
Organlar,
hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.
Organlar,
kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.
MADDE 51.- Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde
başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir.
I. Sınırlı devam etme
MADDE 52.- Sona eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye
amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.
MADDE 53.- Tüzel kişinin malvarlığının tasfiyesi, kanunda ve
kuruluş belgesinde aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine
ilişkin hükümlere göre yapılır.
III. Malvarlığının özgülenmesi
MADDE 54.- Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş
belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar
vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer.
Bu malvarlığı
olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır.
Hukuka veya
ahlâka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel
kişinin malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.
F. Saklı hükümler
MADDE 55.- Kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki
kanun hükümleri saklıdır.
DERNEKLER
A. Kuruluşu
I. Tanımı
MADDE 56.- Dernekler, en az yedi gerçek kişinin kazanç
paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve
çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel
kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.
Hukuka veya
ahlâka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.
II. Dernek kurma hakkı
MADDE 57.-
Herkes,
önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.
Dernek
kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir.
MADDE 58.-
Her
derneğin bir tüzüğü bulunur.
Dernek
tüzüğünde derneğin adı, amacı, yerleşim yeri, kurucuları, gelir kaynakları,
üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi
zorunludur.
Dernek tüzüğü,
kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz.
Dernek
tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.
IV. Tüzel kişiliğin kazanılması
1. Kazanma anı
MADDE 59.- Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve
gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine
verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.
Kuruluş
bildiriminin içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret olduğu, yönetmelikte
gösterilir.
2. İnceleme
MADDE 60.- Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile
dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden
incelenir.
Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna
aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya
tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak
otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık
giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin
feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir.
Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar
verilmesini de isteyebilir.
Kuruluş
bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya
da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet
derhâl derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.
3. Dernek
tüzüğünün ilânı
MADDE 61.- Dernek tüzüğü, derneğe yapılan yazılı bildirimden
başlayarak onbeş gün içinde yerel bir gazete
ile ilân edilir.
Tüzük ve
yerleşim yeri değişikliklerinde de aynı usul uygulanır.
4. İlk genel
kurul toplantısı
MADDE 62.- Dernekler, tüzüklerinin gazetede yayımlandığı günü
izleyen altı ay içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını
oluşturmakla yükümlüdürler.
B. Üyelik
1. Kural
MADDE 63.- Hiç kimse, bir derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek
de üye kabul etmeye zorlanamaz.
2. Koşulları
MADDE 64.- Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi,
derneklere üye olma hakkına sahiptir.
Yazılı olarak
yapılacak üyelik başvurusu, tüzükte başkaca bir düzenleme yoksa, dernek yönetim
kurulunca en çok otuz gün içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru
sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere
kaydedilir.
II. Sona ermesi
1.
Kendiliğinden
MADDE 65.- Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan
nitelikleri sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden sona erer.
2. Çıkma ile
MADDE 66.- Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye
altı ay önceden yazılı olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına
sahiptir.
3. Çıkarılma
ile
MADDE 67.- Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri
gösterilebilir.
Tüzükte
çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı
iddiasıyla itiraz edilemez.
Tüzükte
çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma
kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir.
III. Kapsamı
1. Üyelerin
hakları
a. Eşitlik
ilkesi
MADDE 68.- Dernek üyeleri eşit haklara sahiptirler. Dernek,
üyeleri arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf
farkı gözetemez; eşitliği bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık
tanıyan uygulamalar yapamaz.
Her üyenin, derneğin faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.
Dernekten
çıkan veya çıkarılan üye, dernek malvarlığında hak iddia edemez.
b. Oy hakkı
MADDE 69.- Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye,
oyunu şahsen kullanmak zorundadır.
Onursal
üyelerin oy hakkı yoktur.
2. Üyelerin
yükümlülükleri
a. Ödenti
verme borcu
MADDE 70.- Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir.
Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının
karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılırlar. Dernekten çıkan
veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır.
Onursal üyeler
ödenti vermek zorunda değildir.
b. Diğer
yükümlülükler
MADDE 71.- Üyeler, dernek düzenine uymak ve derneğe sadakat
göstermekle yükümlüdürler.
Her üye,
derneğin amacına uygun davranmak, özellikle amacın gerçekleşmesini güçleştirici
veya engelleyici davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
C. Organlar
I. Genel olarak
MADDE 72.- Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim
kurulu ve denetim kuruludur.
Dernekler
zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu
organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.
II. Genel kurul
1. Niteliği ve
oluşumu
MADDE 73.- Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup;
derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.
2.Toplanması
a. Olağan
toplantı
MADDE 74.- Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim
kurulunun çağrısı üzerine toplanır.
Olağan genel
kurul toplantılarının en geç iki yılda bir yapılması zorunludur.
b. Olağanüstü
toplantı
MADDE 75.-
Genel
kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek
üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca
olağanüstü toplantıya çağrılır.
Yönetim
kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu
üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel
kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
c. Toplantısız
veya çağrısız alınan kararlar
MADDE 76.- Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı
katılımıyla alınan kararlar ile dernek üyelerinin tamamının kanunda yazılı
çağrı usulüne uymaksızın bir araya gelerek aldığı kararlar geçerlidir.
Bu şekilde
karar alınması olağan toplantı yerine geçmez.
3. Toplantıya
çağrı
MADDE 77.- Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün
önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve
gündemi, yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda üyelere bir yazıyla bildirilir.
Toplantıya
çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle
düzenlenir.
4. Toplantı
yeri ve toplantı yeter sayısı
MADDE 78.- Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm
olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde yapılır.
Genel kurul,
katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin
feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması
sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz.
Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam
sayısının iki katından az olamaz.
Genel kurul
toplantısı, bir defadan fazla geri bırakılamaz.
5. Toplantı
usulü
MADDE 79.- Genel kurul toplantısının açılışından sonra,
toplantıyı yönetmek üzere, bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman
seçilir.
Genel kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan maddeler görüşülür.
Ancak, toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi
yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur.
Genel kurul
toplantılarına hükûmet komiseri katılır. Ancak, komiserin toplantıya
katılmaması toplantının yapılmasını önlemez.
6. Genel
kurulun görev ve yetkileri
MADDE 80.- Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma
hakkında son kararı verir; dernek organlarını seçer ve derneğin diğer bir
organına verilmemiş olan işleri görür.
Genel kurul,
derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman
görevden alabilir.
7. Genel kurul
kararları
a. Karar yeter
sayısı
MADDE 81.- Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin
salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi
kararları, ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.
b. Oy
hakkından yoksunluk
MADDE 82.- Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi,
üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda
alınması gereken kararlarda oy kullanamaz.
c. Kararın
iptali
MADDE 83.- Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe
aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar
tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı
öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak
üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir.
Diğer
organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal
davası açılamaz.
Genel kurul
kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır.
III. Yönetim kurulu
1. Oluşumu
MADDE 84.- Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üyeden az
olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.
Yönetim kurulu üye sayısı, boşalmalar
sebebiyle üye tamsayısının yarısının altına düşerse; genel kurul, kalan yönetim
kurulu üyeleri veya denetim kurulu tarafından bir ay içinde toplantıya
çağrılır. Çağrı yapılmazsa, üyelerden birinin istemi üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya
çağırmakla görevlendirir.
2. Görevleri
MADDE 85.- Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil
organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir.
Temsil görevi, yönetim kurulunca, üyelerden
birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.
IV. Denetim kurulu
MADDE 86.- Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az
olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.
Denetim
kurulu, denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre
yapar; denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula
sunar.
I. Kendiliğinden
MADDE 87.- Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona
erer:
1. Amacın
gerçekleşmesi, gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi veya sürenin sona
ermesi,
2. İlk genel
kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organların
oluşturulmamış olması,
3. Borç
ödemede acze düşmüş olması,
4. Tüzük
gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi,
5. Olağan
genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.
Her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini
isteyebilir.
II. Genel kurul kararı ile
MADDE 88.- Genel kurul, her zaman derneğin feshine karar
verebilir.
III. Mahkeme kararı ile
MADDE 89.- Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle
gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme,
derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma
dahil gerekli bütün önlemleri alır.
I. Genel olarak
MADDE 90.- Dernekler, amaçlarını gerçekleştirmek üzere,
tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette
bulunurlar.
Yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili kamu hukuku nitelikli
özel kanun hükümleri saklıdır.
Dernek
faaliyetleri ile ilgili yasak ve sınırlamalara aykırılık hâlinde, Cumhuriyet
savcısının istemiyle mahkemece faaliyetten alıkoyma kararı verilebilir.
1. Faaliyet
serbestliği
MADDE 91.- Dernekler, tüzüklerinde gösterilen amaçları
gerçekleştirmek üzere, uluslararası faaliyette bulunabilirler ve yurt dışında
şube açabilirler.
Türkiye'de
kurulan dernekler, amaçları doğrultusunda uluslararası alanda işbirliği
yapılmasında yarar görülen hâllerde, Bakanlar Kurulunun izniyle yurt dışında
kurulmuş dernek veya kuruluşlara üye olarak katılabilirler.
2. Yabancı
dernekler
MADDE 92.- Yabancı dernekler, uluslararası alanda işbirliği
yapılmasında yarar görülen hâllerde ve karşılıklı olmak koşuluyla kültürel,
ekonomik ve teknik konularda bilgi veya teknolojilerinden yararlanılmak üzere,
Bakanlar Kurulunun izniyle Türkiye'de faaliyette bulunabilirler, şube
açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler, kurulmuş üst kuruluşlara
katılabilirler.
MADDE 93.- Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olan yabancı
gerçek kişiler, karşılıklı olmak koşuluyla dernek kurabilirler veya kurulmuş
derneklere üye olabilirler.
Onursal üyelik
için bu koşul aranmaz.
I. Şube açmaları
1. Kuruluşu
MADDE 94.- Dernekler, gerekli görülen yerlerde genel kurul
kararıyla şube açabilirler. Bu amaçla dernek yönetim kurulunca yetki verilen en
az üç kişilik kurucular kurulu, şube açılacak yerin en büyük mülkî amirine şube
kuruluş bildirimini ve gerekli belgeleri verir.
Şube
kurucularının, şubenin açılacağı yerde en az altı aydan beri oturmakta olmaları
zorunludur.
Şube kuruluş
bildiriminin içeriği ve gerekli belgeler, yönetmelikte gösterilir.
2. Şubenin
organları ve uygulanacak hükümler
MADDE 95.- Her şubede genel kurul ve yönetim kurulu ile
denetim kurulu veya denetçi bulunması
zorunludur.
Bu organların
görev ve yetkileri ile şubelere ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun
hükümleri uygulanır.
II. Üst kuruluşlar kurmaları
1. Federasyon
MADDE 96.- Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az beş
derneğin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri
suretiyle kurulur.
Her
federasyonun bir tüzüğü bulunur.
Federasyon,
kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî
amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
2.
Konfederasyon
MADDE 97.- Konfederasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az
üç federasyonun, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya
gelmeleri suretiyle kurulur.
Her
konfederasyonun bir tüzüğü bulunur.
Konfederasyon,
kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî
amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
3. Ortak
hükümler
MADDE 98.- Dernekler, bağlı oldukları federasyonun;
federasyonlar da bağlı oldukları konfederasyonun genel kurulunda en az üçer üye
ile temsil olunurlar. Temsilci üyeler, ilgili derneklerin ve federasyonların
genel kurullarınca seçilirler.
Federasyon ve
konfederasyonlara ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.
G. Dernek gelirleri
MADDE 99.- Dernek gelirleri, üye ödentisi, dernek faaliyetleri
sonucunda veya dernek malvarlığından elde edilen gelirler ile bağış ve
yardımlardan oluşur.
MADDE 100.- Kamuya yararlı dernekler ve özel kanunlarla kurulan
dernekler hakkındaki özel hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
A. Kuruluşu
I.Tanımı
MADDE 101.- Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal
ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe
sahip mal topluluklarıdır.
Bir
malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü
geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.
Vakıflarda
üyelik olmaz.
Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel
ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere
aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf
kurulamaz.
II. Kuruluş şekli
MADDE 102.- Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı
tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile
tescil ile tüzel kişilik kazanır.
Resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması,
temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu
belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına
bağlıdır.
Mahkemeye
başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı
tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar
Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.
Başvurulan
mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re'sen alır.
III. Temyiz ve iptal
MADDE 103.- Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden
başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
temyiz edilebilir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen
sebeplerin varlığı hâlinde iptal davası açabilirler.
IV. Tescil ve ilân
MADDE 104.- Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri
mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir; ayrıca Vakıflar Genel
Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile kaydolunur.
Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle
birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.
Yerleşim yeri
mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî
sicile kaydolunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur.
Tescil ve ilân
tüzük hükümlerine göre yapılır.
V. Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk
MADDE 105.- Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel
kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.
Tescile karar
veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil
edilmesini tapu idaresine bildirir.
Ölüme bağlı
tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen
mal ve haklarla sınırlıdır.
I. İçeriği
MADDE 106.- Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca
özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri
gösterilir.
MADDE 107.- Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen
mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel
kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez.
Bu tür
noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği
gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine, olanak varsa
vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılır.
Tescili
istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli değilse; vakfeden aksine
bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar, denetim makamının
görüşü alınarak hâkim tarafından benzer amaçlı bir vakfa
özgülenir.
C. Mirasçıların ve alacaklıların dava hakkı
MADDE 108.- Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının,
bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları
saklıdır.
I. Genel olarak
MADDE 109.- Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur.
Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir.
II. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı
MADDE 110.- Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının
yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında
gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler.
Vakfa ödenti
veren çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime
katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.
Vakfın malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları
ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret
olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.
Yararlananların,
vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilmeleri, ödenti
vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin kendilerine bu hakkı tanımış
bulunmasına bağlıdır.
Çalıştırılanlara
ve işçilere yardım vakıflarında
yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan yararlanma koşulları ile
ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf senedine göre buna yetkili
organın istemi üzerine, denetim makamının yazılı görüşü alındıktan sonra
yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.
E. Denetim
MADDE 111.- Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine
getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip
yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları
Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst
kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir.
Denetimin
nasıl yapılacağı, sonuçları ve bu Kanuna göre kurulmuş olsun veya olmasın bütün
vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğüne ödeyecekleri denetim giderlerine katılma
payı, vakfın safî gelirinin yüzde beşini geçmemek üzere tüzükle belirlenir.
F. Yönetimin, amacın ve malların değiştirilmesi
MADDE 112.- Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı
veya denetim makamının istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra
vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.
Mahkeme,
denetim makamının başvurusu üzerine, tüzükte gösterilen sebeplerle duruşma
yaparak yöneticileri görevden alabilir ve vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa
yenisini seçebilir.
II. Amacın ve malların değiştirilmesi
MADDE 113.- Durum ve koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf
senedinde yazılı amaca bağlı kalınması vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak
hâle gelmiş ise mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu
üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir.
Amacın
gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen koşulların ve
yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı hüküm uygulanır.
Amaca
özgülenen mal ve hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesini veya
paraya çevrilmesini haklı kılan sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı
veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan
sonra gerekli değişikliğe izin verebilir.
G. Yıllık rapor
MADDE 114.- Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde
vakfın bir önceki yıla ait malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor
hâlinde denetim makamına bildirir ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını
sağlar.
H. Faaliyetten geçici alıkoyma
MADDE 115.- İçişleri Bakanlığı, Anayasada öngörülen hâllerde ve
belirlenen usullere uygun olarak, denetim makamının da görüşünü almak suretiyle
mahkemece bir karar verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten
alıkoyabilir ve derhâl mahkemeye başvurur. Hâkim başvuruyu gecikmeksizin karara
bağlar.
İ. Vakfın sona ermesi
MADDE 116.- Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve
değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer
ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.
Yasak amaç
güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı
sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf,
denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma
yapılarak dağıtılır.
J. Diğer hükümler
MADDE 117.- Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yoluyla
kazanma hükümleri uygulanmaz.
Derneklerin
uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin
hükümler kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.
Kamuya yararlı
veya özel kanunlarla kurulan vakıflar hakkındaki özel hükümler saklıdır.
AİLE HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
EVLİLİK HUKUKU
BİRİNCİ
BÖLÜM
EVLENME
BİRİNCİ
AYIRIM
NİŞANLILIK
A. Nişanlanma
MADDE 118.- Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.
Nişanlanma,
yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.
B. Nişanlılığın hükümleri
I. Dava hakkının bulunmaması
MADDE 119.- Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı
vermez.
Evlenmeden
kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez;
ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.
1. Maddî
tazminat
MADDE 120.- Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın
nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple
bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları
çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî
fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural
nişan giderleri hakkında da uygulanır.
Tazminat
istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de,
aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat
isteyebilirler.
2. Manevî
tazminat
MADDE 121.- Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya
uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun
miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
III. Hediyelerin geri verilmesi
MADDE 122.- Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona
ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların,
diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler
tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen
veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.
MADDE 123.- Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları,
sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
İKİNCİ
AYIRIM
EVLENME
EHLİYETİ VE ENGELLERİ
I. Yaş
MADDE 124.- Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça
evlenemez.
Ancak, hâkim
olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan
erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce
ana ve baba veya vasi dinlenir.
MADDE 125.- Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.
III. Yasal temsilcinin izni
1. Küçükler
hakkında
MADDE 126.- Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça
evlenemez.
2. Kısıtlılar
hakkında
MADDE 127.- Kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadıkça
evlenemez.
3. Mahkemeye
başvurma
MADDE 128.- Hâkim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin
vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya
kısıtlının evlenmesine izin verebilir.
I. Hısımlık
MADDE 129.- Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:
1. Üstsoy ile
altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri
arasında,
2. Kayın
hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile
diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
3. Evlât
edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi
arasında.
1. Sona
erdiğinin ispatı
a. Genel
olarak
MADDE 130.- Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin
sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır.
b. Gaiplik
durumunda
MADDE 131.- Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece
evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.
Kaybolanın eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya
ayrıca açacağı bir dava ile isteyebilir.
Ayrı bir dava
ile evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.
2. Kadın için
bekleme süresi
MADDE 132.- Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona
ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.
Doğurmakla
süre biter.
Kadının önceki
evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin
yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.
III. Akıl hastalığı
MADDE 133.- Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca
bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
EVLENME
BAŞVURUSU VE TÖRENİ
I. Başvuru makamı
MADDE 134.- Birbiriyle evlenecek erkek ve kadın, içlerinden
birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvururlar.
Evlendirme
memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle
görevlendireceği memur, köylerde muhtardır.
II. Şekli
MADDE 135.- Başvuru, evlenecekler tarafından yazılı veya sözlü
olarak yapılır.
III. Belgeler
MADDE 136.- Erkek ve kadından her biri, nüfus cüzdanı ve nüfus
kayıt örneğini, önceki evliliği sona ermiş ise buna ilişkin belgeyi, küçük veya
kısıtlı ise ayrıca yasal temsilcisinin imzası onaylanmış yazılı izin belgesini
ve evlenmeye engel hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu
evlendirme memurluğuna vermek zorundadır.
IV. Başvurunun incelenmesi ve reddi
MADDE 137.- Evlendirme memuru, evlenme başvurusunu ve buna
eklenmesi gereken belgeleri inceler. Başvuruda bir noksanlık görürse bunu
tamamlar veya tamamlattırır.
Başvurunun usulüne uygun olarak yapılmadığı veya evleneceklerden
birinin evlenmeye ehil olmadığı ya da evlenmeye yasal bir engel bulunduğu
anlaşılırsa, evlenme başvurusu reddolunur ve durum evleneceklere yazıyla hemen
bildirilir.
V. Redde itiraz ve yargılama usulü
MADDE 138.- Evleneceklerden her biri evlendirme memurunun ret
kararına karşı mahkemeye başvurabilir. İtiraz, evrak üzerinde incelenip kesin
karara bağlanır.
Ancak, mutlak
butlan sebeplerinden birinin bulunduğuna ilişkin ret kararlarına karşı açılan
davalar, basit yargılama usulüyle ve Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasıyla
görülür.
B. Evlenme töreni ve tescil
I. Koşulları
1. Evlenme
izni
MADDE 139.- Evlendirme memuru, evlenme koşullarının varlığını
tespit ederse veya ret kararı mahkemece kaldırılırsa, evleneceklere evlenme gün
ve saatini bildirir veya isterlerse evlenme izni belgesini verir.
Evlenme izni
belgesi, verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde evleneceklere herhangi
bir evlendirme memuru önünde evlenebilme hakkı sağlar.
2. Evlenmenin
yapılamaması
MADDE 140.- Evlenme koşullarının bulunmadığının anlaşılması
veya belgelerin verilmesinden başlayarak altı ayın geçmesi hâlinde, evlendirme
memuru evlenme törenini yapamaz.
1. Tören yeri
MADDE 141.- Evlenme töreni, evlendirme dairesinde evlendirme
memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak
yapılır. Ancak, tören evleneceklerin istemi üzerine evlendirme memurunun uygun
bulacağı diğer yerlerde de yapılabilir.
2. Törenin
şekli
MADDE 142.- Evlendirme memuru,
evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar.
Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur. Memur,
evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış
olduğunu açıklar.
3. Aile cüzdanı ve dinî tören
MADDE 143.- Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memuru
eşlere bir aile cüzdanı verir.
Aile cüzdanı
gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz.
Evlenmenin geçerli olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir.
C. Yönetmelik
MADDE 144.- Evlenme işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin
yazışma ve evlenme ile ilgili diğer konular yönetmelikle düzenlenir.
DÖRDÜNCÜ
AYIRIM
BATIL
OLAN EVLENMELER
A. Mutlak butlan
I. Sebepleri
MADDE 145.- Aşağıdaki hâllerde evlenme
mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden
birinin evlenme sırasında evli bulunması,
2. Eşlerden
birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun
bulunması,
3. Eşlerden
birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler
arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
II. Dava açma görevi ve hakkı
MADDE 146.- Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından
re'sen açılır.
Bu dava,
ilgisi olan herkes tarafından da
açılabilir.
III. Dava hakkının sınırlanması veya kalkması
MADDE 147.- Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı
tarafından re'sen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına
alınmasını isteyebilir.
Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının
iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme
gücünü sonradan kazanan veya akıl
hastalığı iyileşen eş açabilir.
Evliyken
yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden
önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin
butlanına karar verilemez.
B. Nisbî butlan
I. Eşlerin dava hakkı
1. Ayırt etme
gücünden geçici yoksunluk
MADDE 148.- Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme
gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
2. Yanılma
MADDE 149.- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin
iptalini dava edebilir:
1. Evlenmeyi
hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde yanılarak bu
evlenmeye razı olmuşsa,
2. Eşinde
bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak
derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.
3. Aldatma
MADDE 150.- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin
iptalini dava edebilir:
1. Eşinin
namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi
altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,
2. Davacının
veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden
gizlenmişse.
4. Korkutma
MADDE 151.- Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı,
sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile
korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
5. Hak
düşürücü süre
MADDE 152.- İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin
öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı
ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
II. Yasal temsilcinin dava hakkı
MADDE 153.- Küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisinin izni
olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava
edebilir.
Bu suretle evlenen kimse sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle
ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline
karar verilemez.
C. Butlanı gerektirmeyen sebepler
I. Bekleme süresine uymama
MADDE 154.- Kadının bekleme süresi bitmeden evlenmesi,
evlenmenin butlanını gerektirmez.
II. Şekil kurallarına uymama
MADDE 155.- Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir
evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar
verilemez.
D. Butlan kararı
I. Genel olarak
MADDE 156.- Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona
erer. Mutlak butlan hâlinde bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir
evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.
II. Sonuçları
1. Çocuklar
yönünden
MADDE 157.- Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten
doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş
sayılırlar.
Çocuklar ile
ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
2. Eşler
yönünden
MADDE 158.- Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken
iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.
Eşler
arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında
boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
E. Mirasçıların dava hakkı
MADDE 159.- Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara
geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava
sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli
olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce
yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla
kendisine sağlanan hakları da kaybeder.
F. Yetki ve yargılama usulü
MADDE 160.- Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama
usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
İKİNCİ
BÖLÜM
A. Boşanma sebepleri
I. Zina
MADDE 161.- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası
açabilir.
Davaya hakkı
olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina
eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
MADDE 162.- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına
kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur
kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı
olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu
sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden
tarafın dava hakkı yoktur.
III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
MADDE 163.- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya
haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması
diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.
IV. Terk
MADDE 164.- Eşlerden biri, evlilik
birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği
veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az
altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından
yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk
edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan
veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk
etmiş sayılır.
Davaya hakkı
olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden
eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak
sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır.
Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar
isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.
V. Akıl hastalığı
MADDE 165.- Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak
hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak
bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş
boşanma davası açabilir.
VI. Evlilik birliğinin sarsılması
MADDE 166.- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri
kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her
biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki
fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan
davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye
kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar
bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir
eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden
sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin
tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat
getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda
taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların
ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri
yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya
hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma
sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi
ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne
sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden
sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
B. Dava
MADDE 167.- Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse
boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.
II. Yetki
MADDE 168.- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme,
eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri
birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
III. Geçici önlemler
MADDE 169.- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın
devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin
mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici
önlemleri re'sen alır.
C. Karar
I. Boşanma veya ayrılık
MADDE 170.- Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim
boşanmaya veya ayrılığa karar verir.
Dava yalnız
ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.
Dava boşanmaya
ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde
ayrılığa karar verilebilir.
II. Ayrılık süresi
MADDE 171.- Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için
karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.
MADDE 172.- Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona
erer.
Ortak hayat
yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Boşanmanın
sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık
süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.
IV. Boşanan kadının kişisel durumu
MADDE 173.- Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı
kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse
hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.
Kadının,
boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir
zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını
taşımasına izin verir.
Koca,
koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.
1. Maddî ve
manevî tazminat
MADDE 174.- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden
zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî
tazminat isteyebilir.
Boşanmaya
sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan
diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini
isteyebilir.
2. Yoksulluk
nafakası
MADDE 175.- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru
daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında
süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka
yükümlüsünün kusuru aranmaz.
3. Tazminat ve
nafakanın ödenme biçimi
MADDE 176.- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya
durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.
Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.
İrat biçiminde
ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden
evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar;
alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması,
yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme
kararıyla kaldırılır.
Tarafların
malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın
artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Hâkim, istem
hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın
gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda
ödeneceğini karara bağlayabilir.
4. Yetki
MADDE 177.- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında,
nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
5. Zamanaşımı
MADDE 178.- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan
dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.
1. Boşanma
hâlinde
MADDE 179.- Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu
rejime ilişkin hükümler uygulanır.
2. Ayrılık
hâlinde
MADDE 180.- Ayrılığa karar verilirse mahkeme, ayrılığın
süresine ve eşlerin durumlarına göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan
mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir.
MADDE 181.- Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal
mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla
kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
Boşanma davası
devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve
davalının kusurunun ispatlanması
hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları
1. Hâkimin
takdir yetkisi
MADDE 182.- Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken,
olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise
vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın
haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel
ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk
bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine
gücü oranında katılmak zorundadır.
Hâkim, istem
hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda
tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara
bağlayabilir.
2. Durumun
değişmesi
MADDE 183.- Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir
yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim,
re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.
MADDE 184.- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı
kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim,
boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat
getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hâkim, bu
olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların
bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim,
kanıtları serbestçe takdir eder.
5. Boşanma
veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.
6. Hâkim,
taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar
verebilir.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
EVLİLİĞİN
GENEL HÜKÜMLERİ
A. Haklar ve yükümlülükler
I. Genel olarak
MADDE 185.- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş
olur.
Eşler, bu
birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve
gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak
zorundadırlar.
II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere
katılma
MADDE 186.- Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.
Birliği eşler beraberce yönetirler.
Eşler birliğin
giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.
III. Kadının soyadı
MADDE 187.- Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak
evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla
kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı
kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.
B. Birliğin temsili
I. Eşlerin temsil yetkisi
MADDE 188.- Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince
ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.
Ailenin diğer
ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil
edebilir:
1. Diğer eş
veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,
2. Birliğin
yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir
yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.
MADDE 189.- Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde,
eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
Eşlerden her
biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak
sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde
aşılması hâlinde eşler müteselsilen sorumludurlar.
III. Temsil yetkisinin kaldırılması veya
sınırlanması
MADDE 190.- Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar veya bu
yetkiyi kullanmada yetersiz kalırsa hâkim, diğer eşin istemi üzerine temsil
yetkisini kaldırabilir veya sınırlayabilir. İstemde bulunan eş, temsil
yetkisinin kaldırıldığını veya
sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece kişisel duyuru yoluyla
bildirebilir.
Temsil
yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü kişilere
karşı sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân edilmesine bağlıdır.
MADDE 191.- Temsil yetkisinin kaldırılmasına veya
sınırlanmasına ilişkin karar, koşullar değiştiğinde eşlerden birinin istemi
üzerine hâkim tarafından değiştirilebilir.
İlk karar ilân
edilmiş ise, değişikliğe ilişkin karar da ilân olunur.
C. Eşlerin meslek
ve işi
MADDE 192.- Eşlerden her biri, meslek veya iş seçiminde
diğerinin iznini almak zorunda değildir. Ancak, meslek ve iş seçiminde ve
bunların yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulur.
I. Genel olarak
MADDE 193.- Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her
biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.
MADDE 194.- Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça,
aile konutu ile ilgili kira
sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki
hakları sınırlayamaz.
Rızayı
sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.
Aile konutu
olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili
gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.
Aile konutu
eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş,
kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde
bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.
I. Genel olarak
MADDE 195.- Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine
getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa
düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini
isteyebilirler.
Hâkim, eşleri
yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak
rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.
Hâkim,
gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri
alır.
II. Eşler birlikte yaşarken
MADDE 196.- Eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, ailenin
geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler.
Eşin ev
işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde karşılıksız çalışması,
katkı miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.
Bu katkılar, geçmiş bir yıl ve gelecek yıllar için istenebilir.
III. Birlikte yaşamaya ara verilmesi
MADDE 197.- Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği,
ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece
ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim,
eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya,
konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri
alır.
Eşlerden biri,
haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak
hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki
istemlerde bulunabilir.
Eşlerin ergin
olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri
düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.
IV. Borçlulara ait önlemler
MADDE 198.- Eşlerden biri, birliğin giderlerine katılma
yükümlülüğünü yerine getirmezse, hâkim onun borçlularına, ödemeyi tamamen veya
kısmen diğer eşe yapmalarını emredebilir.
V. Tasarruf yetkisinin sınırlanması
MADDE 199.- Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik
birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde,
eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle
ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir.
Hâkim bu
durumda gerekli önlemleri alır.
Hâkim,
eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen
durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir.
VI. Durumun değişmesi
MADDE 200.- Koşullar değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin
istemi üzerine kararında gerekli değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse
alınan önlemi kaldırır.
VII. Yetki
MADDE 201.- Evlilik
birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme
eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
Eşlerin
yerleşim yerleri farklı ve her ikisi de önlem alınması isteminde bulunmuş ise,
yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir.
Önlemlerin
değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem
kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse,
yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
EŞLER
ARASINDAKİ MAL REJİMİ
BİRİNCİ
AYIRIM
GENEL
HÜKÜMLER
A. Yasal mal rejimi
MADDE 202.- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin
uygulanması asıldır.
Eşler, mal
rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.
B. Mal rejimi sözleşmesi
I. Sözleşmenin içeriği
MADDE 203.- Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra
yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar
içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.
MADDE 204.- Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne
sahip olanlar tarafından yapılabilir.
Küçükler ile
kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.
III. Sözleşmenin şekli
MADDE 205.- Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya
onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi
mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.
Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal
temsilcilerince imzalanması zorunludur.
C. Olağanüstü mal rejimi
I. Eşlerden birinin istemi ile
1. Karar
MADDE 206.- Haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin
istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar
verebilir.
Özellikle
aşağıdaki hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:
1. Diğer eşe
ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
2. Diğer eşin,
istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
3. Diğer eşin,
ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken
rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
4. Diğer eşin,
istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında
bilgi vermekten kaçınması,
5. Diğer eşin
sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.
Eşlerden biri
ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu
sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.
2. Yetki
MADDE 207.- Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim
yeri mahkemesidir.
3. Mal ayrılığına
geçişten dönme
MADDE 208.- Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle
önceki veya başka bir mal rejimini kabul edebilirler.
Mal ayrılığına
geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde hâkim, eşlerden birinin
istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.
1. İflâsta
MADDE 209.- Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin
iflâsına karar verildiği takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına
dönüşür.
2. Hacizde
MADDE 210.- Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı
icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hâkimden
mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.
Alacaklının
istemi her iki eşe yöneltilir.
Yetkili
mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Eski rejime
dönme
MADDE 211.- Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin
istemi üzerine hâkim, mal ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.
Eşler, mal
rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini kabul edebilirler.
III. Önceki rejimin tasfiyesi
MADDE 212.- Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine
hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime
ilişkin hükümlere göre yapılır.
D. Alacaklıların korunması
MADDE 213.- Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki
rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden
haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.
Kendisine
böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz
konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde
kendisini sorumluluktan kurtarabilir.
E. Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetki
MADDE 214.- Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin
tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:
1. Mal
rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına
karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
3. Diğer
durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.
F. Bir eşin mallarının diğeri tarafından yönetimi
MADDE 215.- Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının
yönetimini diğer eşe bırakması hâlinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça
vekâlet hükümleri uygulanır.
G. Envanter
MADDE 216.- Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının
envanterinin resmî senetle yapılmasını isteyebilir.
Bu envanter,
malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış
olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.
MADDE 217.- Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel
olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi
evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu
eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hâkim istemde
bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.
EDİNİLMİŞ
MALLARA KATILMA
A. Mülkiyet
MADDE 218.- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar
ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.
II. Edinilmiş mallar
MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu
mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı
değerleridir.
Bir eşin
edinilmiş malları özellikle şunlardır:
1. Çalışmasının
karşılığı olan edinimler,
2. Sosyal
güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı
ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
3. Çalışma
gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
4. Kişisel mallarının
gelirleri,
5. Edinilmiş
malların yerine geçen değerler.
III. Kişisel mallar
1. Kanuna göre
MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden
birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal
rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan
miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde
ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevî
tazminat alacakları,
4. Kişisel
mallar yerine geçen değerler.
2. Sözleşmeye
göre
MADDE 221.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin
icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması
gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal
rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil
olmayacağını da kararlaştırabilirler.
MADDE 222.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu
iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Eşlerden
hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde
sayılır.
Bir eşin bütün
malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.
B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
MADDE 223.- Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları
ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde
tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.
Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı
mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.
C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
MADDE 224.- Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün
malvarlığıyla sorumludur.
D. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye
MADDE 225.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir
mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece
evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına
geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli
olmak üzere sona erer.
II. Malların geri alınması ve borçlar
1. Genel
olarak
MADDE 226.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Tasfiye
sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen
diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat
etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine
verilmesini isteyebilir.
Eşler
karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.
2. Değer artış
payı
MADDE 227.- Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine,
iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın
katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için
katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye
sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda
katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.
Böyle bir
malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek
alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.
Eşler, yazılı
bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay
oranını da değiştirebilirler.
III.
Eşlerin paylarının hesaplanması
1. Kişisel
malların ve edinilmiş malların ayrılması
MADDE 228.- Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal
rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.
Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca
yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan
tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal
yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal
rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye
çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak
hesaba katılır.
2. Eklenecek
değerler
MADDE 229.- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak
eklenir:
1. Eşlerden
birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası
olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
2. Bir eşin
mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla
yaptığı devirler.
Bu tür kazandırma
veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar
edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere
karşı da ileri sürülebilir.
3. Kişisel
mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme
MADDE 230.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş
mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş
ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.
Her borç,
ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu
anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.
Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine,
iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya
azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki
değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.
4. Artık değer
MADDE 231.- Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde
edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam
değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.
Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.
IV. Değerin belirlenmesi
1. Sürüm
değeri
MADDE 232.- Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri
esas alınır.
2. Gelir
değeri
a. Genel olarak
MADDE 233.- Bir eşin malik olarak bizzat işletmeye devam ettiği
veya sağ kalan eş ya da altsoyundan birinin kendisine bir bütün olarak
özgülenmesini istemeye haklı olduğu bir tarımsal işletme için değer artışından
alacağı pay ve katılma alacağı, bunların gelir değeri göz önünde tutularak
hesaplanır.
Tarımsal
işletmenin maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri sürebilecekleri değer
artışı payının veya katılma alacağının, işletmenin sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını
isteyebilir.
Değerlendirmeye
ve işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine ilişkin miras hukuku
hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
b. Özel hâller
MADDE 234.- Özel hâller gerektirdiği takdirde hesaplanan değer,
uygun bir miktarda artırılabilir.
Özellikle sağ
kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, ayrıca tarımsal
işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya malî durumu özel
hâllerden sayılır.
3. Değerlendirme anı
MADDE 235.- Mal
rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki
değerleriyle hesaba katılırlar.
Edinilmiş
mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas
alınarak hesaplanır.
V. Artık değere katılma
1. Kanuna göre
MADDE 236.- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık
değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.
Zina veya
hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay
oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar
verebilir.
2. Sözleşmeye göre
a. Genel
olarak
MADDE 237.- Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle
başka bir esas kabul edilebilir.
Bu tür
anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı
paylarını zedeleyemez.
b. İptal,
boşanma veya mahkeme kararıyla mal ayrılığında
MADDE 238.- Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle
sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde,
kanundaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak
mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VI. Katılma alacağının ve değer artış payının
ödenmesi
1. Ödeme ve
ertelenmesi
MADDE 239.- Katılma alacağı ve değer
artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Aynî ödemede malların sürüm değeri
esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik
bütünlüğü gözetilir.
Katılma
alacağının ve değer artış payının derhâl ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler
doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma
yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış
payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan
güvence istenebilir.
2. Aile konutu
ve ev eşyası
MADDE 240.- Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi
için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma
alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya
oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen
başka düzenlemeler saklıdır.
Sağ kalan eş,
aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını
isteyebilir.
Haklı
sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının
istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı
tanınabilir.
Sağ kalan eş,
mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı
meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları
kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.
3. Üçüncü
kişilere karşı dava
MADDE 241.- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya
terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya
mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız
kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla
sınırlı olarak isteyebilir.
Dava hakkı,
alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten
başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl
geçmekle düşer.
Yukarıdaki
fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
MAL
AYRILIĞI
A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
MADDE 242.- Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal
sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf
haklarını korur.
MADDE 243.- İspat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün
özgülenmesi konularında paylaşmalı mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümler
uygulanır.
DÖRDÜNCÜ
AYIRIM
PAYLAŞMALI
MAL AYRILIĞI
A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
I. Genel olarak
MADDE 244.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi
malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.
MADDE 245.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu
iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Eşlerden
hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde
sayılır.
B. Borçlardan sorumluluk
MADDE 246.- Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün
malvarlığıyla sorumludur.
C. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye
MADDE 247.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir
mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine
veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde de, mal rejimi dava
tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
II. Malların geri alınması ve paylı malın verilmesi
1. Genel
olarak
MADDE 248.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu
ispat eden eş, diğer önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki
karşılığını vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini
isteyebilir.
2. Katkıdan
doğan hak
MADDE 249.- Eşlerden biri diğerine ait olup, paylaştırma dışı
kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da
uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi
hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.
Aynı istem,
paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.
III. Aileye özgülenen mallar
1. Kural
MADDE
250.- Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin
kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına
özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik
yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi
hâlinde eşler arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin
ekonomik bütünlüğü gözetilir.
Manevî tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile
karşılıksız kazandırmada bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça,
sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar hakkında bu hüküm
uygulanmaz.
2. Paylaşmaya
aykırı davranışlar
MADDE 251.- Eşlerden biri, diğer eşin payını azaltmak kastıyla
paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkardığı takdirde hâkim,
diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun olarak belirler.
Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası
olmadan olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin
payını azaltmak kastıyla yapıldığı varsayılır.
Bu tür
kazandırmalara ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar
edilmiş olması koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı da
ileri sürülebilir.
3. Paylaştırma
isteminin reddi
MADDE 252.- Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde
hâkim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya
kaldırılmasına karar verebilir.
4. Paylaştırma
yöntemi
MADDE 253.- Paylaştırmanın ayın olarak yapılması asıldır. Buna
olanak yoksa bedel eklemek suretiyle
paylar denkleştirilir. Eşlerden birinin diğerine ödeyeceği bedel, malların
tasfiye anındaki sürüm değerlerine göre hesaplanır. Bu hesaplamada paylaşım
konusu malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir.
Denkleştirme
bedelinin derhal ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler doğuracaksa, borçlu eş
ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma
yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak denkleştirme bedeline faiz
yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence
istenebilir.
IV. Aile konutu ve ev eşyası
1. İptal veya
boşanma hâlinde
MADDE 254.- Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona
erdirilmesi hâlinde, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında
eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya
hangisinin devam edeceği konusunda eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını
elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir.
Eşlerin aile
konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda
anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, olayın özelliklerini,
eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz
önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma
kararıyla birlikte re'sen karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini
belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için
tapu memurluğuna bildirir.
Hâkim aksine
karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.
Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması
hâlinde, diğer taraf hâkimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir.
Eşler konutta
kira ile oturuyorlarsa hâkim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin
kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını
güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla
birlikte re'sen karar verilir.
2. Ölüm
hâlinde
MADDE 255.- Eşlerden birinin ölümü hâlinde, paylaşma konusu
olan mallar arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa;
sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına
mahsup edilmek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı
tanınmasını isteyebilir.
Haklı
sebeplerin varlığı hâlinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan
birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da
karar verilebilir.
Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve
altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan
bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri
saklıdır.
MAL ORTAKLIĞI
A. Mülkiyet
I. Kapsamı
MADDE 256.- Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin
kişisel mallarını kapsar.
II. Ortaklık malları
1. Genel mal
ortaklığı
MADDE 257.- Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince
kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını
oluşturur.
Eşler,
ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.
Hiçbir eş,
ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.
2. Sınırlı mal
ortaklığı
a. Edinilmiş
mallarda ortaklık
MADDE 258.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş
mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler.
Kişisel
malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir.
b. Diğer mal
ortaklıkları
MADDE 259.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı
değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir
meslek veya sanat icrası için
kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler.
Aksi
sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.
III. Kişisel mallar
MADDE 260.-
Kişisel
mallar, mal rejimi sözleşmesi, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya
kanunla belirlenir.
Eşlerden her
birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevî tazminat
alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır.
Bir eşin saklı
pay olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle
ortaklığa dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel
mal olarak kazandırılamaz.
IV. İspat
MADDE 261.- Bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm
malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.
I. Ortaklık mallarında
1. Olağan
yönetim
MADDE 262.- Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin
yararına uygun olarak yönetirler.
Olağan yönetim
sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak
mallarda tasarrufta bulunabilir.
2. Olağanüstü
yönetim
MADDE 263.- Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak
birlikte veya biri diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük
altına sokabilir veya mallarda tasarrufta bulunabilir.
Rızanın
bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza
var sayılır.
Evlilik
birliğinin temsiline ilişkin hükümler saklıdır.
3. Ortaklık
malları ile meslek veya sanat icrası
MADDE 264.- Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık
mallarını kullanarak, tek başına bir meslek veya sanat icra ederse, bu meslek
veya sanata ilişkin bütün hukukî işlemleri yapabilir.
4. Mirasın
kabulü veya reddi
MADDE 265.- Eşlerden biri, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık
mallarına girecek olan bir mirası reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa
mirası kabul de edemez.
Diğer eşin rızasının alınmasına olanak bulunamazsa veya bu konudaki
istem onun tarafından haklı sebep olmaksızın reddedilirse, istem sahibi eş
kendi yerleşim yeri mahkemesine başvurabilir.
5. Sorumluluk
ve yönetim giderleri
MADDE 266.- Mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, eşlerden her
biri ortaklık malıyla ilgili işlemlerden dolayı vekil gibi sorumludur.
Yönetim giderleri ortaklık mallarından karşılanır.
II. Kişisel mallar
MADDE 267.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi
kişisel mallarını yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına
sahiptir.
Kişisel
mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır.
C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
I. Ortaklık borçları
MADDE 268.- Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel
malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur:
1. Evlilik
birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan
borçlardan,
2. Ortaklık
mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya
sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,
3. Diğer eş için
de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,
4. Kişisel mal
yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü
kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.
II. Kişisel borçlar
MADDE 269.- Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla
ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.
Ortaklığın
zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.
MADDE 270.- Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel
olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi,
evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu
eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa hâkim, istemde
bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.
E. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye
I. Sona erme anı
MADDE 271.- Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal
rejiminin kabul edilmesi veya eşlerden biri hakkında iflâsın açılmasıyla son
bulur.
Mahkemece
evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına
geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli
olmak üzere sona erer.
Ortaklık mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal
ortaklığının sona erdiği tarih esas alınır.
II. Kişisel mala ekleme
MADDE 272.- Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım
kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla
ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik
veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış
olsaydı, mal rejiminin sona erdiği
tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne
olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.
III.
Kişisel mal ile ortaklık malı arasındaki denkleştirme
MADDE 273.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları, ortaklık
mallarından veya ortaklık mallarına ilişkin borçları kişisel mallarından
ödenmiş ise; tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.
Her borç,
ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu
anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.
IV. Değer artış payı
MADDE 274.- Bir eşin kişisel malı veya ortaklık malıyla bir
başka mal kesimine giren malvarlığı değerinin edinilmesi, iyileştirilmesi veya
korunmasına katkıda bulunulmuşsa, edinilmiş mallara katılma rejiminde değer
artış payına ilişkin hükümler uygulanır.
V. Değer belirlenmesi
MADDE 275.- Mal rejimi sona erince, mevcut ortaklık mallarının
değerlendirilmesinde tasfiye anı esas alınır.
VI. Paylaşma
1. Ölüm veya
diğer bir mal rejiminin kabulü hâlinde
MADDE 276.- Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin
kabulü sebebiyle mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, her eşe veya
mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir.
Mal rejimi
sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.
Bu tür
anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.
2. Diğer
hâllerde
MADDE 277.- Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun
veya mahkeme kararı gereğince mal ayrılığına geçiş hâllerinde, her eş edinilmiş
mallara katılma rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık
mallarından geri alır.
Geri kalan
ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.
Yasal
paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde
bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VII. Paylaşma usulü
1. Kişisel
mallar
MADDE 278.- Mal ortaklığının eşlerden birinin ölümüyle sona
ermesi hâlinde sağ kalan eş, edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malı
sayılabilecek olanların payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Aile konutu
ve ev eşyası
MADDE 279.- Eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya ev eşyası
ortaklık mallarına dahil ise, sağ kalan eş, payına mahsuben bunların mülkiyetinin
kendisine verilmesini isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal
mirasçılarının istemiyle bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma
hakkı tanınabilir.
Mal ortaklığı
rejiminin ölüm dışındaki bir sebeple son bulması hâlinde, eşlerden her biri,
üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı istemleri ileri
sürebilir.
3. Diğer
malvarlığı değerleri
MADDE 280.- Bir eş, üstün bir yararının varlığını ispat etmek
suretiyle diğer malvarlığı değerlerinin de payına mahsuben kendisine
verilmesini isteyebilir.
4. Diğer
paylaşma kuralları
MADDE 281.- Diğer hâllerde paylı mülkiyet ve mirasın
paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
HISIMLIK
BİRİNCİ
BÖLÜM
SOYBAĞININ
KURULMASI
BİRİNCİ
AYIRIM
GENEL
HÜKÜMLER
A. Genel olarak soybağının kurulması
MADDE 282.- Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya
hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca
evlât edinme yoluyla da kurulur.
B. Davada yetki ve yargılama usulü
I. Yetki
MADDE 283.- Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin
dava veya doğum sırasındaki yerleşim
yeri mahkemesinde açılır.
II. Yargılama usulü
MADDE 284.- Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı
kalmak kaydıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır:
1. Hâkim maddî
olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder.
2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan
ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza
göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye
rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun
aleyhine doğmuş sayabilir.
İKİNCİ
AYIRIM
KOCANIN
BABALIĞI
A. Babalık karinesi
MADDE 285.- Evlilik devam ederken veya evliliğin sona
ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.
Bu süre
geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe
kaldığının ispatıyla mümkündür.
Kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm
tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar.
B. Soybağının reddi
I. Dava hakkı
MADDE 286.- Koca, soybağının reddi davasını açarak babalık
karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.
Çocuk da dava
hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır.
1. Evlilik
içinde ana rahmine düşme
MADDE 287.- Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı,
kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır.
Evlenmeden
başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden
başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine
düşmüş sayılır.
2. Evlenmeden
önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme
MADDE 288.- Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında
ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.
Ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide
bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar
varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.
III. Hak düşürücü süreler
MADDE 289.- Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın
gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, her
hâlde doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak zorundadır.
Çocuk, ergin
olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.
Gecikme haklı
bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte
işlemeye başlar.
C. Karinelerin çakışması
MADDE 290.- Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz
gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci
evlilikteki koca baba sayılır.
Bu karine
çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır.
D. Diğer ilgililerin dava hakkı
MADDE
291.- Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine
karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde
kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve
kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında
gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının
reddi davasını açabilir.
Ergin olmayan
çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir
yıl, her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını
açar.
Kocanın
açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
I. Koşulu
MADDE 292.- Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının
birbiriyle evlenmesi hâlinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara
ilişkin hükümlere tâbi olur.
II. Bildirim
MADDE 293.- Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak
çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki
veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara
ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez.
Daha önce
tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası
birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.
III. İtiraz ve iptal
MADDE 294.- Ana ve babanın yasal
mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla soybağının
kurulmasına itiraz edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla
yükümlüdür.
Çocuğun altsoyu
da, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması
hâlinde itiraz hakkına sahiptir.
Tanımanın
iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
TANIMA
VE BABALIK HÜKMÜ
A. Tanıma
I. Koşulları ve şekli
MADDE 295.- Tanıma, babanın,
nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya
vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur.
Tanıma
beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası
gereklidir.
Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça
tanınamaz.
II. Bildirim
MADDE 296.- Beyanda bulunulan
nüfus memuru, sulh hâkimi, noter veya vasiyetnameyi açan hâkim, tanımayı
babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına bildirir.
Çocuğun
kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk vesayet
altında ise vesayet makamına bildirir.
1. Tanıyanın
dava hakkı
MADDE 297.- Tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma
sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir.
İptal davası
anaya ve çocuğa karşı açılır.
2. İlgililerin
dava hakkı
a. Genel
olarak
MADDE 298.- Ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu,
Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tanımanın iptalini dava
edebilirler.
Dava tanıyana,
tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı
açılır.
b. İspat yükü
MADDE
299.- Davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.
Ana veya çocuk
tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat
yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna
ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar.
3. Hak
düşürücü süreler
MADDE 300.- Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği
veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her
hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
İlgililerin
dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını
öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Çocuğun dava
hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki
süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan
kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
B. Babalık hükmü
I. Dava hakkı
MADDE 301.- Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece
belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler.
Dava babaya,
baba ölmüşse mirasçılarına karşı
açılır.
Babalık
davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa
kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.
II. Karine
MADDE 302.- Davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün
ile yüzsekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması,
babalığa karine sayılır.
Bu sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana
ile cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur.
Davalı,
çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma
olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine
geçerliliğini kaybeder.
III. Hak
düşürücü süreler
MADDE
303.- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın
dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuğa
doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın
kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte
işlemeye başlar.
Çocuk ile
başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin
ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık
süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan
kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
IV. Ananın malî hakları
MADDE 304.- Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak
baba veya mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:
1. Doğum
giderleri,
2. Doğumdan
önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri,
3. Gebelik ve
doğumun gerektirdiği diğer giderler.
Çocuk ölü
doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.
Üçüncü kişiler
veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet
ölçüsünde tazminattan indirilir.
DÖRDÜNCÜ
AYIRIM
EVLÂT
EDİNME
A. Küçüklerin evlât edinilmesi
I. Genel koşulları
MADDE
305.- Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle
bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlât
edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer
çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de
gerekir.
II. Birlikte evlât edinme
MADDE 306.- Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli
olmayanlar birlikte evlât edinemezler.
Eşlerin en az
beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri,
en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş
bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir.
III. Tek başına evlât edinme
MADDE 307.- Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek
başına evlât edinebilir.
Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli
olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi
ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta
olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi
hâlinde, tek başına evlât edinebilir.
MADDE 308.- Evlât edinilenin, evlât
edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme
gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.
Vesayet
altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet
dairelerinin izniyle evlât edinilebilir.
V. Ana ve babanın rızası
1.Şekil
MADDE 309.- Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını
gerektirir.
Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü
veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.
Verilen rıza,
evlât edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş
olsa dahi geçerlidir.
2. Zamanı
MADDE 310.- Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta
geçmeden önce verilemez.
Rıza, tutanağa
geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.
Geri almadan
sonra yeniden verilen rıza kesindir.
3. Rızanın
aranmaması
a. Koşulları
MADDE 311.- Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası
aranmaz:
l. Kim olduğu
veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden
sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe
karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine
getirmiyorsa.
b. Karar
MADDE 312.- Küçük, gelecekte evlât edinilmek amacıyla bir
kuruma yerleştirilir ve ana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlât
edinenin veya evlât edinmede aracılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural
olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın
aranıp aranmamasına karar verir.
Diğer
hâllerde, bu konudaki karar evlât
edinme işlemleri sırasında verilir.
Ana ve babadan
birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle
rızasının aranmaması hâlinde, bu konudaki karar kendisine yazılı olarak
bildirilir.
B. Erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi
MADDE 313.- Evlât edinenin altsoyu bulunmaması koşuluyla, ergin
veya kısıtlı aşağıdaki hâllerde evlât edinilebilir:
1. Bedensel
veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen
tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,
2. Evlât
edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve
eğitilmiş ise,
3. Diğer haklı
sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile
hâlinde birlikte yaşamakta ise.
Evli bir kimse
ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebilir.
Bunlar dışında
küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
C. Hükümleri
MADDE 314.- Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler
evlât edinene geçer.
Evlâtlık,
evlât edinenin mirasçısı olur.
Evlâtlık küçük ise evlât edinenin soyadını alır. Evlât edinen isterse
çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlâtlık, evlât edinilme sırasında
dilerse evlât edinenin soyadını alabilir.
Eşler
tarafından birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin
nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adları yazılır.
Evlâtlığın,
miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için
evlâtlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlât edinenin aile kütüğü arasında
her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlâtlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her
iki nüfus kütüğüne işlenir.
Evlât edinme
ile ilgili kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı olmadıkça veya
evlâtlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.
D. Şekil ve usul
I. Genel olarak
MADDE 315.- Evlât edinme kararı, evlât edinenin oturma yeri;
birlikte evlât edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir.
Mahkeme kararıyla birlikte evlâtlık ilişkisi kurulmuş olur.
Evlât edinme
başvurusundan sonra evlât edinenin ölümü veya ayırt etme gücünü kaybetmesi,
diğer koşullar bundan etkilenmediği takdirde evlât edinmeye engel olmaz.
Başvurudan
sonra küçük ergin olursa, koşulları daha önceden yerine getirilmiş olmak
kaydıyla küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
II. Araştırma
MADDE 316.- Evlât edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlât edinen ile
edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından
sonra karar verilir.
Araştırmada özellikle evlât edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı,
karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlât edinenin eğitme yeteneği,
evlât edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki
gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.
Evlât edinenin
altsoyu varsa, onların evlât edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de
değerlendirilir.
E. Evlâtlık ilişkisinin kaldırılması
I. Sebepleri
1. Rızanın
bulunmaması
MADDE 317.- Yasal sebep bulunmaksızın rıza alınmamışsa, rızası
alınması gereken kişiler, küçüğün menfaati bunun sonucunda ağır biçimde
zedelenmeyecekse, hâkimden evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilirler.
2. Diğer
noksanlıklar
MADDE 318.- Evlât edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan
biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlâtlık ilişkisinin
kaldırılmasını isteyebilir.
Noksanlıklar
bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup ilişkinin kaldırılması
evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, bu yola gidilemez.
MADDE 319.- Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması
sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl ve her hâlde evlât edinme
işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
MADDE 320.- Küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin aracılık
faaliyetleri, ancak Bakanlar Kurulunca yetki verilen kurum ve kuruluşlarca
yapılır.
Aracılık
faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin hususlar tüzükle düzenlenir.
BEŞİNCİ
AYIRIM
SOYBAĞININ
HÜKÜMLERİ
A. Soyadı
MADDE 321.- Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse
ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı
taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.
B. Karşılıklı yükümlülükler
MADDE 322.- Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün
gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve
aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.
I. Ana ve baba ile
1. Kural
MADDE 323.- Ana ve babadan her biri, velâyeti altında
bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki
kurulmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Sınırları
MADDE 324.- Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile
kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini
engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.
Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru
tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını
birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar
veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa,
kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya
kendilerinden alınabilir.
II. Üçüncü kişiler ile
MADDE 325.- Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine
uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer
kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.
Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas
yoluyla uygulanır.
III. Yetki
MADDE 326.- Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün
düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Boşanmaya ve
evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır.
Çocuk ile
kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip
veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki
kurulamaz.
I. Kapsamı
MADDE 327.- Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli
giderler ana ve baba tarafından karşılanır.
Ana ve baba,
yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını
gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde,
hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir
miktar sarfedebilirler.
II. Süresi
MADDE 328.- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına
kadar devam eder.
Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve
koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona
erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.
III. Dava hakkı
MADDE 329.- Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı
çocuk adına nafaka davası açabilir.
Ayırt etme
gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım
veya vasi tarafından da açılabilir.
Ayırt etme
gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.
IV. Nafaka miktarının takdiri
MADDE 330.- Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve
babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka
miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
Nafaka her ay
peşin olarak ödenir.
Hâkim istem
hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda
tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara
bağlayabilir.
V. Durumun değişmesi
MADDE 331.- Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine
nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.
VI. Geçici önlemler
1. Genel
olarak
MADDE 332.- Nafaka davası açılınca hâkim, davacının istemi
üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri alır.
Soybağı tespit
edilirse, davalının, uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak
ödemesine karar verilebilir.
2. Babalığın
tespitinden önce
MADDE 333.- Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve
hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları
için uygun bir nafakaya karar verebilir.
VII. Güvence verilmesi
MADDE 334.- Ana ve baba nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak
ve ısrarla yerine getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları,
mallarını gelişigüzel harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse
hâkim, gelecekteki nafaka yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin
sağlanmasına veya gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir.
ALTINCI
AYIRIM
A. Genel olarak
MADDE 335.- Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep
olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz.
MADDE 336.- Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti
birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim,
velâyeti eşlerden birine verebilir.
Velâyet, ana
ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine
bırakılan tarafa aittir.
MADDE 337.- Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük,
kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun
menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir.
IV. Üvey çocuklar
MADDE 338.- Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve
ilgi göstermekle yükümlüdürler.
Kendi çocuğu üzerinde velâyeti kullanan eşe diğer
eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde
çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder.
B. Velâyetin kapsamı
I. Genel olarak
MADDE 339.- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda
onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve
babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba,
olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli
konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep
olmaksızın onlardan alınamaz.
Çocuğun adını
ana ve babası koyar.
II. Eğitim
MADDE 340.- Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve
onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve
korurlar.
Ana ve baba
çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel özürlü olanlara, yetenek ve eğilimlerine
uygun düşecek ölçüde, genel ve meslekî bir eğitim sağlarlar.
III. Dinî eğitim
MADDE 341.- Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve
babaya aittir.
Ana ve babanın
bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.
Ergin, dinini
seçmekte özgürdür.
IV. Çocuğun temsil edilmesi
MADDE 342.- Ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü
kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler.
İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla
işlem yaptığını varsayabilirler.
Vesayet
makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin
hükümler velâyetteki temsilde de uygulanır.
V. Çocuğun fiil ehliyeti
MADDE 343.- Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet
altındaki kişinin ehliyeti gibidir.
Çocuk,
borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın
kendi malvarlığı ile sorumludur.
VI. Çocuğun aileyi temsil etmesi
MADDE 344.- Velâyet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip
ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukukî işlemler yapabilir; bu
işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer.
VII. Çocuk ile ana ve baba arasındaki hukukî
işlemler
MADDE 345.- Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve
babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî
işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin
onayına bağlıdır.
C. Çocuğun korunması
I. Koruma önlemleri
MADDE 346.- Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü
takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim,
çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.
MADDE 347.- Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede
bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve
babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir.
Çocuğun aile
içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede
bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba
veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir.
Ana ve baba
ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe
karşılanır.
Nafakaya
ilişkin hükümler saklıdır.
III. Velâyetin kaldırılması
1. Genel
olarak
MADDE 348.- Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç
alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim
aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:
1. Ana ve
babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, başka bir yerde bulunması
veya benzeri sebeplerden biriyle velâyet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
2. Ana ve
babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır
biçimde savsaklaması.
Velâyet ana ve
babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.
Kararda aksi
belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları
kapsar.
2. Ana veya
babanın yeniden evlenmesi hâlinde
MADDE 349.- Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi,
velâyetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde
velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet
kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.
3. Velâyetin
kaldırılması hâlinde ana ve babanın yükümlülükleri
MADDE 350.- Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın
çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.
Ana ve baba
ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya
ilişkin hükümler saklıdır.
IV. Durumun değişmesi
MADDE 351.- Durumun değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına
ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir.
Velâyetin
kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re'sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velâyeti
geri verir.
ÇOCUK
MALLARI
A. Yönetim
I. Genel olarak
MADDE 352.- Ana ve baba, velâyetleri devam ettiği sürece
çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak
hesap ve güvence vermezler.
Ana ve babanın
yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hâkim müdahale eder.
MADDE 353.- Evlilik sona erince velâyet kendisinde kalan eş,
hâkime çocuğun malvarlığının dökümünü gösteren bir defter vermek ve bu
malvarlığında veya yapılan yatırımlarda gerçekleşen önemli değişiklikleri
bildirmek zorundadır.
B. Kullanma hakkı
MADDE 354.- Ana ve baba, kusurları sebebiyle velâyetleri
kaldırılmadıkça, çocuğun mallarını kullanabilirler.
MADDE 355.- Ana ve baba, çocuk mallarının gelirlerini öncelikle
çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için; hakkaniyete uyduğu ölçüde de
aile ihtiyaçlarını karşılamak üzere sarfedebilirler.
Gelir fazlası,
çocuk mallarına katılır.
D. Çocuk mallarının kısmen sarfı
MADDE 356.- Olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde sermaye
biçiminde ödemeler, tazminatlar ve benzeri edimler çocuğun bakımı için kısmen
kullanılabilir.
Çocuğun
bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için zorunluluk varsa hâkim, ana ve babaya
belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisini
tanıyabilir.
E. Çocuğun serbest malları
MADDE 357.- Ana ve baba, faiz getiren yatırım veya tasarruf
hesabı açılmak üzere ya da açıkça ana ve babanın kullanmaması koşuluyla çocuğa
yapılan kazandırmaların gelirlerini kendi menfaatlerine sarfedemezler.
Kazandırmada
bulunan kişi, kazandırma sırasında açıkça aksini öngörmedikçe, ana ve baba
bunlar üzerinde yönetim hakkına sahiptir.
II. Saklı pay
MADDE 358.- Ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payı ana
ve babanın yönetimi dışında bırakılabilir.
Mirasbırakan
yönetimi bir üçüncü kişiye bırakmışsa, tasarrufunda bu kişinin belirli zamanlarda
sulh hâkimine hesap vermesini öngörebilir.
III. Meslek veya sanat için verilen mal ve kişisel
kazanç
MADDE 359.- Ana ve baba tarafından bir meslek veya sanat ile
uğraşması için çocuğa kendi malından verilen kısmın veya kendi kişisel
kazancının yönetimi ve bunlardan yararlanma hakkı çocuğa aittir.
Çocuğun evde
ana ve babasıyla birlikte yaşaması hâlinde, ana ve baba ondan kendisinin bakımı
için uygun bir katkıda bulunmasını isteyebilirler.
F. Çocuk mallarının korunması
I. Önlemler
MADDE 360.- Ana ve baba, çocuğun mallarını yönetmekte her ne
sebeple olursa olsun yeterince özen göstermezlerse hâkim, malların korunması
için uygun önlemleri alır.
Hâkim, özellikle malların yönetimi konusunda talimat verebilir; belirli
zamanlarda verilen bilgi ve hesabı yeterli görmezse, malların tevdi edilmesine
veya güvence gösterilmesine karar verebilir.
II. Yönetimin ana ve babadan alınması
MADDE 361.- Çocuğun mallarının tehlikeye düşmesi başka bir
şekilde önlenemiyorsa hâkim, yönetimin bir kayyıma devredilmesine karar verebilir.
Çocuğun, yönetimi ana ve babaya ait olmayan malları tehlikeye
düştüğünde hâkim, aynı önlemlerin alınmasını kararlaştırabilir.
Çocuk
mallarının gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belirli miktarların kanuna
uygun şekilde sarfedileceğinden kuşku duyulursa hâkim, bunların da yönetimini
bir kayyıma bırakabilir.
G. Yönetimin sona ermesi
I. Malların devri
MADDE 362.- Ana ve baba, velâyetleri veya yönetim hakları sona
erince, çocuğun mallarını, hesabıyla birlikte ergin çocuğa, vasisine veya
kayyıma devrederler.
II. Ana ve babanın sorumluluğu
MADDE 363.- Ana ve baba, çocuk mallarının geri verilmesinde
vekil gibi sorumludurlar.
Dürüstlük
kuralına uygun olarak başkasına devrettikleri malların yerine sadece aldıkları
karşılığı geri vermekle yükümlüdürler.
Kanuna uygun
olarak çocuk veya aile için yaptıkları harcamalardan dolayı tazminatla yükümlü
tutulmazlar.
AİLE
BİRİNCİ
AYIRIM
NAFAKA
YÜKÜMLÜLÜĞÜ
A. Nafaka yükümlüleri
MADDE 364.- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek
olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.
Kardeşlerin
nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.
Eş ile ana ve
babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.
MADDE 365.- Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde
tutularak açılır.
Dava,
davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım
isteminden ibarettir.
Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete
aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.
Dava, nafaka
alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da
açılabilir.
Hâkim, istem
hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda
tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara
bağlayabilir.
Yetkili
mahkeme, taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
C. Korunmaya muhtaç kişiler
MADDE 366.- Korunmaya muhtaç kişilerin bakımı, bununla yükümlü
kurumlar tarafından sağlanır. Bu kurumlar, yaptıkları masrafları nafaka
yükümlüsü hısımlardan isteyebilirler.
İKİNCİ
AYIRIM
A. Koşulları
MADDE 367.- Aile hâlinde yaşayan birden çok kimsenin
oluşturduğu topluluğun kanuna, sözleşmeye veya örfe göre belirlenen bir ev
başkanı varsa, evi yönetme yetkisi ona ait olur.
Evi yönetme
yetkisi, kan veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklık veya benzeri sebeplerle ya
da koruma ve gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarak bir arada yaşayanların
hepsini kapsar.
I. Ev düzeni ve gözetim
MADDE 368.- Birlikte yaşayan kimseler evin düzenine tâbidir. Bu
düzenin kuruluşunda ev halkından her birinin yararı adil biçimde gözetilir.
Ev halkının
her biri, özellikle öğrenimi, eğitimi, dinî inançları, meslek ve sanatı için
gerekli özgürlükten yararlanır.
Ev başkanı,
birlikte yaşayanların evdeki eşyasını özenle korumak ve güvenlik altında
bulundurmakla yükümlüdür.
II. Sorumluluk
MADDE 369.- Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının,
akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış
şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında
bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana
gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev
halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da
başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla
yükümlüdür.
Zorunluluk
hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.
III. Altsoyun denkleştirme alacağı
1. Koşulları
MADDE 370.- Ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte
yaşayan ve emeklerini ya da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylar, buna
karşılık uygun bir bedel isteyebilirler.
Uyuşmazlık
hâlinde hâkim, bedelin miktarı, güvence altına alınması ve ödeme şekli hakkında
karar verir.
2. İstenmesi
MADDE 371.- Altsoy, bu bedeli borçlunun ölümü hâlinde
isteyebilir.
Alacaklı, bu alacağını borçlunun sağlığında, birlikte yaşamanın sona
ermesi veya işletmenin el değiştirmesi, borçluya karşı icra takibi yapılması
veya onun iflâsı hâllerinde de isteyebilir.
Bu alacak
zamanaşımına uğramaz. Fakat en geç borçlunun terekesinin taksimi anına kadar
istenebilir.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
AİLE
MALLARI
A. Aile vakfı
MADDE 372.- Aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve
desteklenmeleri ve bunlara benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması
için kişiler hukuku ve miras hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir.
Bir malın veya
hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak
şekilde özgülenmesi yasaktır. Böyle bir özgülenme, vakıf kurma yoluyla da
yapılamaz.
I. Oluşumu
1. Koşulları
MADDE 373.- Hısımlar, kendilerine geçen mirasın tamamı veya bir
bölümüyle ya da ortaya başka mallar koymak suretiyle aralarında bir aile
malları ortaklığı kurabilirler.
2. Şekil
MADDE 374.- Aile malları ortaklığı sözleşmesinin resmî şekilde
yapılması ve bütün ortakların veya temsilcilerinin imzalarını taşıması gerekir.
MADDE 375.- Aile malları ortaklığı, belirli veya belirsiz süre
için kurulabilir. Süre belirlenmediği takdirde ortaklardan her biri, altı ay
önceden bildirmek koşuluyla ortaklıktan çıkabilir.
Bu bildirim,
tarımsal işletme ile ilgili bir ortaklıkta, ancak ürünlerin yetiştiği yere göre
olağan hasat mevsiminin sonu için geçerlidir.
III. Hükmü
1. Elbirliği
ile işletme
MADDE 376.- Aile malları ortaklığı, ortakları elbirliği ile
iktisadî faaliyette bulunmak üzere birleştirir.
Aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklardan her biri eşit hakka sahiptir.
Ortaklar,
ortaklık devam ettiği sürece paylarını isteyemeyecekleri gibi, bu payları
üzerinde tasarruf işlemleri de yapamazlar.
2. Yönetim ve
temsil
a. Genel
olarak
MADDE 377.- Aile malları ortaklığı, tüm ortakların elbirliği
ile yönetilir.
Ortaklardan her biri, olağan yönetim işlerini diğer ortakların
katılmasına gerek olmaksızın yapabilir.
b. Yöneticinin
yetkisi
MADDE 378.- Ortaklar, içlerinden birini ortaklığa yönetici
olarak atayabilirler.
Yönetici,
ortaklığı yönetir ve ortaklıkla ilgili işlemlerde onu temsil eder.
Ortaklığı kimin temsil edeceği ticaret siciline kaydedilmiş olmadıkça
diğer ortakların temsil yetkisi bulunmadığı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı
ileri sürülemez.
3. Ortak
mallar ve kişisel mallar
MADDE 379.- Ortaklar, ortaklığa giren malların elbirliği
hâlinde malikidirler.
Ortaklar,
ortaklığın borçlarından müteselsil olarak sorumludurlar.
Ortakların,
ortaklık dışında bıraktıkları mallar ile aksi kararlaştırılmış olmadıkça,
ortaklığın devamı sırasında miras yoluyla veya herhangi bir şekilde karşılıksız
kazanma yoluyla edindikleri mallar, onların kişisel mallarıdır.
IV.
Ortaklığın sona ermesi
1. Sebepleri
MADDE 380.- Aşağıdaki hâllerde ortaklık sona erer:
1. Bütün
ortakların anlaşması veya feshin bildirilmesiyle,
2. Ortaklık
süresi açıkça veya örtülü olarak uzatılmadığı takdirde sürenin bitmesiyle,
3. Ortaklardan
birinin payının haczedilmesi ve satışının istenmesiyle,
4. Ortaklardan
birinin iflâsıyla,
5. Ortaklardan
birinin haklı sebebe dayanan istemiyle.
2. Fesih
bildirimi, ödemeden aciz, evlenme
MADDE 381.- Ortaklardan biri feshi bildirir veya iflâs ederse
ya da bir ortağın haczedilmiş payının satışı istenirse, öteki ortaklar, ayrılan
ortağın veya alacaklılarının haklarını ödeyerek ortaklığı kendi aralarında
sürdürebilirler.
Evlenen ortak,
fesih bildirimine gerek olmaksızın ortaklıktaki hakkının kendisine ödenmesini
isteyebilir.
3. Ölüm
MADDE 382.- Ortaklardan birinin ölümü hâlinde onun ortaklığa
dahil olmayan mirasçıları, ancak ölen ortağa düşen payın karşılığının
kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
Ölen ortak
mirasçı olarak altsoyunu bırakmışsa, bunlar öbür ortakların rızası ile onun
yerine ortaklığa girebilirler.
4. Paylaşma
kuralları
MADDE 383.- Ortaklık mallarının paylaşılması veya ayrılan
ortağın payının hesaplanması, ortaklık mallarının paylaşma veya ayrılma
zamanındaki değerine ve durumuna göre yapılır.
Paylaşma ve
hesaplaşma uygun olmayan bir zamanda istenemez.
V. Kazanç paylı aile malları ortaklığı
1. Konusu
MADDE 384.- Ortaklar, aralarında yapacakları sözleşmeyle,
yıllık kazançtan kendilerine belli bir pay verilmesi kaydıyla ortaklığın
temsilini ve ortaklığın mallarının işletilmesini içlerinden birine
bırakabilirler.
Bu pay,
anlaşmayla belirlenmemişse, ortaklık mallarının uygun derecede uzun bir
dönemdeki kazancın ortalama miktarı ile işleten ortağın çalışması ve yaptığı
harcama göz önünde tutularak adil bir biçimde belirlenir.
2. Özel sona
erdirme sebepleri
MADDE 385.- İşletme ve temsili üzerine alan ortak, malları
gereği gibi işletmediği veya yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, ortakların
ortaklığın feshini isteme hakları vardır.
Ortaklardan
birinin, haklı sebeplere dayanarak istemde bulunması üzerine hâkim, mirastaki
paylaşma kurallarını göz önünde bulundurarak, bu ortağın işletme ve temsili
üzerine alan ortakla birlikte yönetime ve ortaklık mallarından yararlanmaya
katılmasına karar verebilir.
Ortakların
elbirliği ile işlettikleri ortaklığa ilişkin kurallar, kazanç paylı aile
malları ortaklığında da uygulanır.
C. Aile yurdu
I. Genel olarak
MADDE 386.- Konutlar, tarıma veya sanayiye elverişli
taşınmazlar, eklentileriyle birlikte aile yurdu hâline getirilebilir.
II. Kurulması
1. Koşulları
MADDE 387.- Aile yurdu hâline getirilecek taşınmazların
büyüklüğü, üzerindeki rehin haklarına ve malikin diğer mallarına bakılmaksızın,
bir ailenin normal geçimine ve barınmasına yetecek ölçüden fazla olamaz.
Mahkemece
haklı sebeplere dayanılarak geçici bir istisna kabul edilmiş olmadıkça malikin,
taşınmazı veya üzerindeki tesisi kendisinin işletmesi ya da konutta oturması
zorunludur.
2. Usul ve
şekil
a. İlân
MADDE 388.- Alacaklılar ve aile yurdu kurulması yüzünden
haklarının zedelenmesi ihtimali bulunan kişiler, kuruluştan önce mahkemece
yapılan ilânla itirazlarını iki ay içinde bildirmeye çağrılırlar.
Durum,
alacakları taşınmaz rehniyle güvenceye bağlanmış olanlara ve hacizli
alacaklılara ayrıca bildirilir.
b. Üçüncü
kişilerin haklarının korunması
MADDE 389.- Aile yurdu hâline getirilecek taşınmazda yurt
olabilmesi için gerekli koşullar bulunur ve yurdun kurulmasına üçüncü kişiler
itiraz etmez veya itirazın haksız olduğu anlaşılırsa, mahkeme kuruluşa izin
verir.
Süresi içinde
itiraz eden alacaklıların ilgilerinin kesildiği ispat edilmedikçe veya taşınmaz
üzerinde bulunan rehin ve hacizler kaldırılmadıkça, aile yurdu kurulmasına izin
verilemez. Borç, itiraz eden veya rehinli alacaklı lehine vadeye bağlı olsa bile, aile yurdu kurmak isteyen borçlu
hemen ödemede bulunabilir.
c. Tapu
kütüğüne şerh verilmesi
MADDE 390.- Bir taşınmazın aile yurdu hâline getirilmesi, ancak
izne ilişkin mahkeme kararının o taşınmazın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle
mümkün olur; bu husus mahkemece ilân edilir.
III. Sonuçları
1. Tasarruf
hakkının sınırlanması
MADDE 391.- Aile yurdu hâline getirilen taşınmazlar
devrolunamaz, rehnedilemez ve kiraya verilemez.
Aile yurdu ve
eklentileri hakkında, mahkeme eliyle yönetim hâli saklı kalmak kaydıyla, cebrî
icra yoluna başvurulamaz.
2. Kan hısımlarının aile yurduna alınması
MADDE 392.- Malikin, yoksulluğu sebebiyle aile yurduna alınmaya
muhtaç bulunan ve kabullerine engel olacak durumları olmayan üstsoyunu,
altsoyunu ve kardeşlerini yurda kabul etmesine mahkemece karar verilebilir.
3. Malikin
ödemede acze düşmesi
MADDE 393.- Malik borçlarını ödemede acze düşerse, aile yurdunu
yönetmek üzere mahkemece bir yönetici atanır.
Yönetici, yurdu
amacına ve alacaklıların menfaatlerine uygun biçimde yönetir.
Alacaklılar,
haklarını aciz belgelerindeki tarih ve iflâstaki sıraya göre alırlar.
1. Malikin
ölümü hâlinde
MADDE 394.- Malikin ölümünden sonra aile yurdunun devam
edebilmesi, taşınmazın mirasçılara yurt olarak geçmesine ilişkin bir ölüme
bağlı tasarrufun yapılmış olmasına bağlıdır.
Böyle bir
tasarruf yoksa, malik ölünce tapu kütüğündeki yurda ilişkin şerh silinir.
2. Malikin
sağlığında
MADDE 395.- Malik sağlığında yurda son verebilir.
Bunun için
malik, tapu kütüğündeki kaydı sildirmek üzere bir dilekçeyle mahkemeye
başvurur; bu istem mahkemece ilân olunur.
İlân tarihinden başlayarak iki ay içinde bir itiraz yapılmaz veya
yapılan itirazın haksızlığı anlaşılırsa, mahkeme kütükteki kaydın silinmesine
izin verir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
VESAYET
BİRİNCİ
BÖLÜM
VESAYET
DÜZENİ
BİRİNCİ
AYIRIM
VESAYET
ORGANLARI
A. Genel olarak
MADDE 396.- Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve
kayyımlardır.
B. Vesayet daireleri
MADDE 397.- Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından
oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür.
Vesayet
makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.
1. Koşulları
MADDE 398.- Vesayet altındaki kişinin menfaatinin haklı
gösterdiği, özellikle bir işletmenin, bir ortaklığın veya benzeri işlerin
sürdürülmesi gerektiği takdirde vesayet istisnaî olarak bir aileye verilebilir.
Bu durumda
vesayet makamının yetki, görev ve sorumluluğu kurulacak aile meclisine geçer.
2. Kurulması
MADDE 399.- Özel vesayet, vesayet altına alınan kişinin fiil
ehliyetine sahip iki yakın hısımının veya bir hısımı ile eşinin istemi üzerine
denetim makamı tarafından kurulur.
3. Aile
meclisi
MADDE 400.- Aile meclisi, vesayet altındaki kişinin vasi olmaya
ehil, denetim makamınca dört yıl için atanacak en az üç hısımından oluşur.
Vesayet altına
alınanın eşi de aile meclisine üye olabilir.
4. Güvence
MADDE 401.- Aile meclisi üyeleri, görevlerini gereği gibi
yerine getireceklerine dair güvence vermek zorundadırlar.
Güvence
sağlanmadan özel vesayet kurulamaz.
5. Sona ermesi
MADDE 402.- Aile meclisi görevini yapmadığı veya vesayet
altındaki kişinin menfaati gerektirdiği takdirde, denetim makamı her zaman aile
meclisini değiştirebileceği gibi özel vesayeti de sona erdirebilir.
MADDE 403.- Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının
kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî
işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.
Kayyım,
belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.
Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım
hakkında da uygulanır.
İKİNCİ
AYIRIM
VESAYETİ
GEREKTİREN HÂLLER
A. Küçüklük
MADDE 404.- Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına
alınır.
Görevlerini
yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus
memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili
vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
B. Kısıtlama
I. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
MADDE 405.- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle
işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım
gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
Görevlerini
yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen
idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet
makamına bildirmek zorundadırlar.
II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde
bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü
yönetim
MADDE 406.- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde
bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle
kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve
bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının
güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.
MADDE 407.- Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı
bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.
Cezayı yerine
getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını,
kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle
yükümlüdür.
IV. İstek üzerine
MADDE 408.- Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır
hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin
kısıtlanmasını isteyebilir.
C. Usul
I. İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu
MADDE 409.- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya
uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği
sebebiyle kısıtlanamaz.
Akıl hastalığı
veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu
üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde
tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.
MADDE 410.- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının
yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.
Kısıtlama,
iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.
Ayırt etme
gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.
YETKİ
A. Vesayet işlerinde yetki
MADDE 411.- Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının
yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.
B. Yerleşim yerinin değişmesi
MADDE 412.- Vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki
kişi yerleşim yerini değiştiremez.
Yerleşim
yerinin değişmesi hâlinde yetki, yeni vesayet dairelerine geçer. Bu takdirde
kısıtlama yeni yerleşim yerinde ilân olunur.
DÖRDÜNCÜ
AYIRIM
VASİNİN
ATANMASI
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE 413.- Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte
olan bir ergini vasi olarak atar.
Gereken
durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen
yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.
Rızaları
bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.
II. Eşin ve hısımların önceliği
MADDE 414.- Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı,
vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından
birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada
yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.
III. İlgililerin isteği
MADDE 415.- Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet
altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.
IV. Vasiliği kabul yükümlülüğü
MADDE 416.- Vesayet altına alınan kimsenin yerleşim yerinde
oturanlardan vasiliğe atananlar, bu görevi kabul etmekle yükümlüdürler.
Aile
meclisince atanma hâlinde vasiliği kabul yükümlülüğü yoktur.
V. Vasilikten kaçınma sebepleri
MADDE 417.- Aşağıdaki kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:
l. Altmış
yaşını doldurmuş olanlar,
2.Bedensel
özürleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek
olanlar,
3. Dörtten çok
çocuğun velisi olanlar,
4. Üzerinde
vasilik görevi olanlar,
5.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri,
hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları.
VI. Vasiliğe engel olan sebepler
MADDE 418.- Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar:
1. Kısıtlılar,
2. Kamu
hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,
3. Menfaati
kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya
onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,
4. İlgili
vesayet daireleri hâkimleri.
B. Atama usulü
I. Vasinin atanması
MADDE 419.- Vesayet makamı, gecikmeksizin vasi atamakla
yükümlüdür.
Gerek
duyulduğunda henüz ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebilir;
ancak, kısıtlama kararı ergin olduktan sonra sonuç doğurur.
Kısıtlanan
ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır.
II. Geçici önlemler
MADDE 420.- Vesayet işleri zorunlu kıldığı takdirde vesayet
makamı, vasinin atanmasından önce de re'sen gerekli önlemleri alır; özellikle,
kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona
bir temsilci atayabilir.
Vesayet
makamının kararı ilân olunur.
MADDE 421.- Atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur.
Kısıtlamaya ve
vasi atanmasına veya kısıtlanan velâyet altında bırakılmışsa buna ilişkin
karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.
IV. Kaçınma ve itiraz
1. Usul
MADDE 422.- Vasiliğe atanan kişi, bu durumun kendisine
tebliğinden başlayarak on gün içinde vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.
İlgili olan
herkes, vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on gün içinde atamanın
kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilir.
Vesayet makamı, vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse
yeni bir vasi atar; yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte
gerekli kararı vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.
2. Geçici
görev
MADDE 423.- Vasiliğe atanan kimse, vasilikten kaçınmış veya
atanmasına itiraz edilmiş olsa bile, yerine bir başkası atanıncaya kadar vasiye
ait görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.
3. Karar
MADDE 424.- Denetim makamı, vereceği kararı vasiliğe atanmış
olan kimseye ve vesayet makamına bildirir.
Vasiliğe
atananın görevden alınması hâlinde vesayet makamı, hemen yeni bir vasi atar.
V. Görevin verilmesi
MADDE 425.- Atama kararı kesinleşince vesayet makamı vasinin
göreve başlaması için gerekli işlemleri yapar.
BEŞİNCİ
AYIRIM
KAYYIMLIK
VE YASAL DANIŞMANLIK
A. Kayyımlığı gerektiren hâller
I. Temsil
MADDE 426.- Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda
gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı
atar:
1. Ergin bir
kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir
işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,
2. Bir işte
yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,
3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.
II. Yönetim
1. Kanun
gereği
MADDE 427.- Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar
için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı
atar:
1. Bir kimse
uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse,
2. Vesayet
altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi
malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden
yoksunsa,
3. Bir
terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri
gerekli kılarsa,
4. Bir tüzel
kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa,
5. Bir hayır
işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve
sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.
2. İstek
üzerine
MADDE 428.- İsteğe bağlı kısıtlama
sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi isteği üzerine bir kayyım
atanabilir.
MADDE 429.- Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla
beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen
ergin bir kişiye aşağıdaki işlerde görüşü alınmak üzere bir yasal danışman
atanır:
1. Dava açma
ve sulh olma,
2.
Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak
kurulması,
3. Kıymetli
evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi,
4. Olağan
yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri,
5. Ödünç verme
ve alma,
6. Ana parayı
alma,
7. Bağışlama,
8. Kambiyo
taahhüdü altına girme,
9. Kefil olma.
Aynı koşullar
altında bir kimsenin malvarlığını yönetme yetkisi, gelirlerinde dilediği gibi
tasarruf hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir.
C. Yetki
MADDE 430.- Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin
yerleşim yeri vesayet makamı tarafından atanır.
Yönetim kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil
edilen kimsenin payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından
atanır.
D. Usul
MADDE 431.- Vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım
ve yasal danışmanın atanmasında da uygulanır.
Kayyım veya yasal danışman atanmasına ilişkin karar, ancak vesayet
makamının gerekli görmesi hâlinde ilân olunur.
ALTINCI
AYIRIM
KORUMA
AMACIYLA ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASI
A. Koşulları
MADDE 432.- Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya
uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya
serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi,
kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi
veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir.
Görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu
görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
Bu konuda
kişinin çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur.
İlgili kişi
durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.
MADDE 433.- Yerleştirme veya alıkoymaya karar verme yetkisi,
ilgilinin yerleşim yeri veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bulunduğu
yer vesayet makamına aittir.
Yerleştirme
veya alıkoymaya karar veren vesayet makamı, kurumdan çıkarmaya da yetkilidir.
MADDE 434.- Kısıtlı bir kişi bir kuruma yerleştirildiği veya
alıkonulduğu ya da ergin bir kişi hakkında vesayete ilişkin diğer önlemlerin
alınmasına gerek görüldüğü takdirde, kişinin bulunduğu yer vesayet makamı veya
özel kanunlarda öngörülen ilgililer, durumu yerleşim yeri vesayet makamına
bildirmekle yükümlüdürler.
MADDE 435.- Kuruma yerleştirilen kişi veya yakınları, verilen
karara karşı kendilerine bildirilmesinden başlayarak on gün içinde denetim
makamına itiraz edebilirler.
Bu hak,
kurumdan çıkarılma isteminin reddi hâlinde de kullanılabilir.