Avrupa Kentsel Şartı, Avrupa Konseyi
Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı'nda Mart 1992'de kabul edilmiştir. Şart
diğerlerinden farklı olarak Hükümetlerin değil yerel yönetimlerin imzasına
açılmıştır. Türkiye'de henüz anlaşmayı imzalayan bir belediye olmamıştır.
Aşağıdaki metin şu kaynaktan
alınmıştır:
Çev. Zerrin Yener ve Kumru
Arapkirlioğlu, Avrupa Kentsel Şartı, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel
Müdürlüğü Yayını, Ankara 1996.
Şartın İngilizcesine erişim adresi: http://www.coe.fr/cplre/eng/etxt/echarteurbaine.php
Aşağıda
belirtilen hakların gerçekleşmesi fertlerin, dayanışma ve sorumlu hemşehriliğe
ilişkin eşit yükümlülükleri kabul etmesine bağlıdır. Avrupa yerleşimlerinde
yaşayan kent sakinleri şu haklara sahiptir:
1. GÜVENLIK:
Mümkün olduğunca suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve
güvenli bir kent;
2.
KIRLETILMEMIŞ, SAĞLIKLI BİR ÇEVRE: Hava, gürültü, su ve toprak kirliliği
olmayan, doğası ve doğal kaynakları korunan bir çevre;
3. İSTİHDAM:
Yeterli istihdam olanaklarının yaratılarak, ekonomik kalkınmadan pay alabilme
şansının ve kişisel ekonomik özgürlüklerin sağlanması;
4. KONUT:
Mahremiyet ve dokunulmazlığının garanti edildiği, sağlıklı, satın alınabilir,
yeterli konut stokunun sağlanması;
5. DOLAŞIM:
Toplu taşım, özel arabalar, yayalar ve bisikletliler gibi tüm yol kullanıcıları
arasında, birbirinin hareket kabiliyetini ve dolaşım özgürlüğünü kısıtlamayan
uyumlu bir düzenin sağlanması;
6. SAĞLIK:
Beden ve ruh sağlığının korunmasına yardımcı çevrenin ve koşulların sağlanması;
7. SPOR VE
DINLENCE: Yaş, yetenek ve gelir durumu ne olursa olsun, her birey için, spor ve
boş vakitlerini değerlendirebileceği olanakların sağlanması;
8. KÜLTÜRLER
ARASI KAYNAŞMA: Geçmişten günümüze, farklı kültürel ve etnik yapıları
barındıran toplulukların barış içinde yaşamalarının sağlanması;
10. KALİTELİ
BIR MİMARİ VE FİZİKSEL ÇEVRE: Tarihi yapı mirasının duyarlı bir biçimde
restorasyonu ve nitelikli çağdaş mimarinin uygulanmasıyla, uyumlu ve güzel
fiziksel mekanların yaratılması;
11.
İŞLEVLERİN UYUMU: Yaşama, çalışma, seyahat işlevleri ve sosyal aktivitelerin
olabildiğince birbiriyle ilintili olmasının sağlanması;
12. KATILIM:
Çoğulcu demokrasilerde; kurum ve kuruluşlar arasındaki dayanışmanın esas olduğu
kent yönetimlerinde; gereksiz bürokrasiden arındırma, yardımlaşma ve
bilgilendirme ilkelerinin sağlanması;
13. EKONOMİK
KALKINMA: kararlı ve aydın yapıdaki tüm yerel yönetimlerin, doğrudan veya
dolaylı olarak ekonomik kalkınmaya katkı konusunda sorumluluk sahibi olması;
14.
SURDIJRCJLEBILIR KALKINMA: Yerel yönetimlerce ekonomik kalkınma ile çevrenin
korunması ilkeleri arasında uzlaşmanın sağlanması;
15. MAL VE
HİZMETLER: Erişilebilir, kapsamlı, kaliteli mal ve hizmet sunumunun yerel
yönetimi, özel sektör ya da her ikisinin ortaklığıyla sağlanması;
16. DOĞAL
ZENGİNLİKLER VE KAYNAKLAR: Yerel doğal kaynak ve değerlerin; yerel
yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil bir biçimde, beldede
yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi;
17. KİŞİSEL
BÜTÜNLÜK: Bireyin sosyal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel
refahına yönelik kentsel koşulların oluşturulması;
18.
BELEDIYELERARASI IŞBİRLİĞİ: Kişilerin yaşadıkları beldenin, beldeler arası ya
da uluslararası ilişlerine doğrudan katılma konusunda özgür olmaları ve
özendirilmeleri;
19. FINANSAL
YAPI VE MEKANİZMALAR: Bu deklarasyonda tanımlanan hakların sağlanması için,
gerekli mali kaynakları bulma konusunda yerel yönetimlerin yetkili kılınması;
20. EŞİTLİK:
Yerel yönetimlerin; tüm bu hakları bütün bireylere cinsiyet, yaş, köken, inanç,
sosyal, ekonomik ve politik ayrım gözetmeden, fiziksel veya zihinsel özürlerine
bakılmadan; eşit olarak sunulmasını sağlamakta yükümlü olması.
AVRUPA
KENTSEL ŞARTI
Avrupa
Kentsel Şartı’nın Tarihçesi
Avrupa
Kentsel Şartı, Avrupa Konseyi’nin kentsel politikalarından yola çıkılarak
oluşturulmuştur. Bu politikalar 1980-1982 yılları arasında Konseyce düzenlenen
‘Kentsel Rönesans için Avrupa Kampanyası’ kapsamında geliştirilmiştir.
Avrupa’yı
kapsayan; halk ve yerel yönetimlere yönelik olan bu kampanya, yerleşimlerdeki
yaşamın daha da iyileştirilmesini amaçlamış ve dört temel konuya ağırlık
vermiştir.
· Fiziki kentsel çevrenin iyileştirilmesi;
· Mevcut konut stokunun iyileştirilmesi;
· Yerleşmelerde sosyal ve kültürel olanakların yaratılması;
· Toplumsal kalkınma ve halk katılımının özendirilmesi;
Avrupa Konseyi’nin insan
hakları konusundaki çağrılarına koşut olarak kampanya,’yerleşmelerde daha
iyi yaşam’ (A better life in towns ‘; ‘desvilles pour vivre ‘; ‘Stadte
zum Leben ‘) sloganıyla kentsel gelişmenin nicelikselden çok niteliksel
yönleriyle ilgilendiğini ortaya koymuştur.
Söz konusu kampanya
kapsamında, uluslararası bir Komisyon (ülkelerin konularla ilgili Bakanlık
temsilcilerinden oluşmuş) tarafından, 1982-1986 arasında yapılan bu çalışmalar;
daha sonra Avrupa Konseyi’nde kentsel politikalarla ilgili ayrı bir program
olarak devam etmiştir.
Bu program daha sonra
1986’da; birçok üye ülkede olduğu gibi, kentsel kararların yerel öncü kişilerce
verilmesi ilkesi ya da diğer bazı üye ülkelerdeki gibi; merkezi yönetimin alt
birimi sayılan yerel yönetimlerin, kentsel konularda gitgide artan sorumluluk
yüklenmesi demek olan ‘yerinden yönetim ‘ mantığının desteklenmesinden
hareketle, Avrupa Yerel ve Bölgesel İdareler Daimi Konferansı’na (AYBİK’e)
aktarılmıştır.
1986’dan günümüze;
birçok istişare konferans ve sempozyumlarla tanıtılan, hazırlanan çeşitli rapor
ve kararlarla, destekli bir program oluşturulmuştur. Bu raporlara dayanılarak
hazırlanan ve kentsel gelişmeyi çeşitli yönlerden ele alan çalışmalar,
(örneğin: kentlerde sağlık; sanayi kentlerinin yenilenmesi; kentsel güvenlik,
suçların önlenmesi ve uyuşturucu kullanımıyla mücadeleye ilişkin politikaların
geliştirilmesi; mimari yapılanmanın geliştirilmesi ve tarihi kent dokularının
korunması; toplumsal gelişme ve imece, vb.), daha sonra Avrupa Belediyelerine
gönderilmiştir. İlgili rapor ve görüşlere ilişkin liste şartın ekindedir.
Politikacılar, uzmanlar
ve halk arasında görgü ve bilgi alışverişini geliştiren tüm bu çabalar,
Konferansın yerel demokrasi, yerinden yönetim ve katılımcılık konusundaki diğer
çalışmalarıyla birlikte şarta gerekli temel veriler de sağlamıştır.
Şartın Amacı, Felsefesi
ve Yapısı
Yerel düzeyde iyi bir
kent yönetimi için gerekli bir dizi ilkeyi tek bir metinde biraraya getiren bu
şartın amacı:
· Yerel yönetimler için pratik bir kent yönetimi el kitabı
oluşturmak;
· Gelecekteki olası bir Kentli Hakları Kongresi için temel
ilkeleri oluşturmak;
· Şartın ilkelerini yerine getiren kentler için verilecek
uluslararası ödüllere bir baz oluşturmak;
· Fiziksel çevre ve yasalarıyla ilgili yaptırımlar için Avrupa
Konseyi’nin bu konulara ilişkin katılımına bir ‘vize ‘ oluşturmak; aynı
zamanda Avrupa Konseyi’nin ve özellikle AYBİK’nin kent sorunlarına ilişkin tüm
çalışma sonuçlarının bir çözümlemesini yapmaktadır.
FELSEFESI açısından
şart, bir dizi açık, belirli ve vurgulanmak istenen ipuçlarını içerir.
Şart’ın, kentsel
gelişmenin yönetiminden sorumlu, tanımlı yükümlülükleri olan, kesin bir Yerel
Yönetim boyutu vardır.
Avrupa Kentsel Şartı;
Avrupa Konseyi’nin temel hak ve özgürlüklerin korunması çağrılarına paralel
olarak, kentsel gelişmenin niteliksel özellikleri ve yaşam kalitesiyle doğrudan
ilgilidir. Bu anlamda Avrupa Konseyi ve AYBIK’nin kentsel konulardaki
çalışmaları, yine kentsel konulara programlarında önemle yer veren diğer
uluslararası kuruluşlardan ayırt edilebilmektedir.
Şart, Avrupa’da hemen
her ülkeye uygulanabilecek bir dizi yol gösterici evrensel ilke
tanımlamaktadır. Zira, yerleşimlerin sorunları ölçekte farklılıklar göstermekle
birlikte, özde aynı yapıyı barındırır. Bu evrensellik özellikle önemlidir,
çünkü Avrupa Konseyi, Orta ve Doğu Avrupa’daki demokratik reform sonrası
bünyesine katılan üye ülkeleriyle sürekli büyüyen bir kuruluştur. Demokrasileri
kesintiye uğrama geleneği olmayan ülke kentlerinin deneyimlerini aktaran bu
Şart, bu anlamda Orta ve Doğu Avrupa kentleri için içerdiği ipuçları açısından
önemlidir.
Şart’ın önemle
benimsediği temel iki ilke işbirliği ve dayanışmadır. Şart:
‘ Her bir üye ülkenin
yerel yönetimleri arasında; Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin katılımıyla artacak
olan olanaklar, diğer kazançlar ve sorumluluklar göz önünde bulundurularak,
kentsel yerleşimlerdeki yaşam kalitesini yükseltebilmek için;
‘ Merkezi ve yerel
yönetimler arasında; oluşturulacak politikalar ve para kaynaklarının
aktarımıyla, karar verme mekanizmalarını merkezden çevre yerleşimlere yaymak
amacıyla;
‘ Yerel yönetimler ve
kent sakinleri arasında; kentlerin çeşitli sorunlarını yakından anlamak ve
yerel halkı karar verme süreçlerine katmak için;
‘ Özellikle, ülke
sınırlarını aşacak şekilde tüm Avrupa’daki kentler arasında;
işbirliği ve dayanışmayı
gerekli görür.
Bu şart; şiddetten, her
tür kirlilikten, bozuk ve çarpık kent çevrelerinden arınma hakkı; yaşadığı kent
çevresini demokratik koşullarda kontrol edebilme hakkı; insanca konut edinme,
sağlık, kültür hizmetlerinden yararlanma, dolaşım özgürlüğü gibi temel kentli
haklarının olduğu inancını esas kabul eder.
Ayrıca şart; söz konusu
hakların, yaş, cinsiyet, ırk, inanç, milliyet, sosyoekonomik ve politik statü,
ruhsal ve bedensel özür gözetmeksizin, tüm insanlara eşit koşullarda
uygulanmasını savunur.
Bu nedenle, yerel ve
bölgesel yönetimlerin önemli bir sorumluluğu da, doğru kalkınma
stratejileriyle, söz konusu kentli haklarını korumaktır.
KURGU (yapı) olarak
şart, kentsel gelişmenin farklı boyutlarına ilişkin, açıklamalı paragraflarla
desteklenen, bir dizi kısa ve açık ilkelerden oluşur.
AVRUPA’DA KENT
Kent Kavramı ve Gelişimi
Yerleşim ve belediyeler
daima sosyal ve toplumsal hayatın süregeldiği, Thomas Hobbes’un ifadesiyle
onlarsız yaşamın ‘çaresiz, yalnız, vahşi, yetersiz ve tehlikeli ‘
olduğu, ideal yaşama mekanlarıdır.
İnsanlar kentlere ve
yerleşimlere yaşamak, çalışmak, gezmek, görmek ya da kültürel amaçlarla gelirler.
Kentler öteden beri, temel kaynakların ve etki ağlarının merkezi olmuşlardır.
Etimolojik olarak
‘kent’, ‘citta’, ‘cite’ ve ‘ciudad’ (latince kökü ‘civitas’) sözcüğü, iki temel
kavramı içerir: yapısal, arkeolojik, topografik ve kent planlama açısından
insan topluluklarının buluştuğu bir mekan; ve Treccani Italien Ansiklopedisi’ne
göre ise, ‘toplum hayatının temel çekirdeği ve karakterini oluşturan tarihi ve
yasal bir oluşum’dur.
Yunanca ‘polis’ kelimesi
de: idari olarak, yapılar ve diğer alanların bütününden oluşan bir ortaçağ
kenti; siyasi olarak ise belirli ortak amaçlar için, politik bilinçle bir araya
gelmiş insan toplulukları olarak, iki anlamı içerir.
Aynı anlamlar Fransızca
‘cite’, İspanyolca ‘ciudad’ vb. için de geçerlidir.
Günümüzde, kent ya da
yerleşimler, artık ‘belediye’ (municipality, commune, municipio, gemeinde,
comune) olarak tanımlanmaktadır. Bu terim, ‘ortak çıkarları olan insan
topluluklarının bir araya geldiği, özerk idari birimler’ ve ‘düzenli
yapılaşmış, kamu hizmetleri sunan ve kendi kendini yönetebilen’ yaşam
merkezleri anlamını içerir.
Tüm bu tanımlara rağmen,
kentler karmaşık yapılara sahiptirler. Kentsel gelişme ve ölçek olarak
farklılıklar gösterirler. Kimlikleri her ne kadar geçmişe dayansa da, sürekli
değişmektedir. Zamanla, birçok kent ve yerleşim, farklı gereksinimler,
idealler, yaşam biçimleri, yaşam seviyeleri ve yeni yaşam kaliteleri
doğrultusunda gelişmiş ve yayılmışlardır.
Politikacı, yönetici ve
halkın birlikte aydınlatıldığı yada katılımın sağlandığı kentlerde, olumlu
gelişmeler; sağlanamadığı koşullarda ise olumsuz bir değişim gözlenmiştir.
Kentlerin yayılması ve
kentleşmenin gelişmesiyle yeni sorunlar ortaya çıkmıştır. 19. yy.’dan
başlayarak endüstri devrimiyle birlikte, binlerce insan yoksulluğu geride
bırakmış, yeni iş olanakları ve refahın çekimine kapılarak kentlere akın
etmiştir.
Bu süreç birçok Avrupa
ülkesinde halen süregelmektedir. Diğerlerinde ise özellikle son yıllarda,
sadece hafta sonları için değil, kalıcı bir yaşam için, daha sağlıklı ve temiz
çevreler, yeni iş olanakları veya daha uyumlu çevre arayışları nedeniyle,
merkezden kaçarak yöre kentlere göçler başlamıştır.
Bunlara rağmen, sistemin
iyi işlediği, yaşayanlarına iyi bir yaşam kalitesi ve yaşam biçimi sunabilen;
ekonomik gelişmeyle birlikte kaliteli bir yaşam çevresi sağlayabilen; yüksek
düzeyde katılım ve sosyal ilişkilerin geliştirildiği; ait olma duygusu ve insan
onurunun var olduğu örnek kentler halen mevcuttur.
Ancak, diğer birçok kent
ise halen toplumsal sıkıntıları ve gelişmenin beraberinde getirdiği acı
reçeteleri yaşamaktadır. Bunlar: nüfusun yoksullaşmasına yol açan kent
merkezlerindeki çözülmeler; yok olan tarihi doku; aşırı trafik yükü; ses, hava
ve toprak kirliliği; kalitesizlik; satın alınabilir kaliteli konut sıkıntısı;
sosyal sorunlar ve sağlık problemleri; kuşak çatışmaları; etnik gruplar arası
hoşgörüsüzlük; özellikle gençler arasında yüksek işsizlik; yabancı çevreler; ve
özellikle uyuşturucu kullanımına bağlı güvensiz, suç ve şiddet içeren
ilişkilerdir.
Bazı kentler yaşamın
temel gereksinimlerini dahi karşılamaktan yoksundur.
Kent ve Yakın Çevresi
Kentsel topluluklar kent
sınırları ile bağlı değildir. Kent, kentsel gereksinimlerini karşılayacak
işlevleri için yakın çevresindeki arazilere ihtiyaç duyar. Örneğin:
havaalanları, çeşitli yerleşim alanları, dinlence yerleri vb. gibi.
Aynı zamanda, bu yakın
çevrenin de kentin hizmetlerine (kültürel, sıhhi, ticari) ihtiyacı vardır.
Kentsel ve çevresinin
kapalı yönetimi şunlara neden olur:
‘ Dengesizlikler;
örneğin, yüksek maliyetli kentsel servisler, bitişik küme-kent formlarında,
yöre kentlerden daha fakir olan kent halkı tarafından ödenir.
‘ Yöre kentlerdeki düşük
maliyetli gelişmeler, kentin mevcut potansiyelinin de gelişmesini engeller.
‘ Kentin tükettiği yakın
çevre kaynakları (enerji ve su) kendisine atık ve kirlilik olarak geri döner.
Bir kentin yakın
çevresiyle birlikte dengeli büyümesi, bölge planlaması, kentler ve yerel
yönetimler arasında aktif işbirliği ve ortak karar verme mekanizmasının
işletilmesiyle gerçekleşir. Sonuç olarak, gereksiz mal ve hizmet akımı
engellenir, ortak çıkarlar için güçlerin seferber edilmesi ve çevresel
kaynakların daha akılcı kullanımı sağlanır.
Yerel Demokrasi
Genelde kamuoyu,
taleplerini mevcut kurum ve örgütler aracılığıyla iletemediğinden, kentsel
gelişmenin demokratik sürecinde yeterince yer alamazdı.
Bu eksiklik, demokrasi
ve hakların savunulması açısından önemlidir. Zira, düzenin iyi işlemesi insan
haklarının bir güvencesi sayılırken işlememesi, insan haklarının tehdit altında
olduğunun göstergesidir.
Kentsel gelişmenin
temeli, özerk ve mali bağımsızlığı olan yerel yönetimlerde halkın doğrudan
katılımının sağlanmasıdır.
Kentsel Politikanın
Oluşma Nedenleri
Kentsel koşulların
olabildiğince çok insan için yaşanabilir düzeye dönüştürülebilmesi, deneyimli
uzmanlardan oluşmuş bir ekibin hazırlayacağı kent planlarının, kararlı bir
‘yerel politik irade’ tarafından uygulanması ile mümkündür.
Bu politik ve
profesyonel ikili yaklaşım, kentsel politikayı oluşturur.
Kentsel hayatı; kapsamlı
olarak göz önüne alınması gereken, çok çeşitli unsurlar -ekonomi, teknoloji,
sosyo-kültürel etkenler, hukuksal yapı- etkiler. Bu nedenle, kente yapılacak
herhangi bir müdahale, dikkatli bir analiz, çalışma, bilgi ve sorumluluk
gerektirir.
Kentsel politikalar,
‘kaynak, ürün ve insan hareketlerinin birbiriyle olan ilişkisini irdeleyerek,
sürdürülebilir kalkınma penceresinden, belediye, kurum ve kişilerin gelişmesini
amaçlayan, hedef ve hizmetleri belirler’ (Rene Parenteau).
Kentsel politika toplumu
tümden, bireyleri ise özel yaşamları açısından etkiler. bu politika,
seçilmişler ve halk arasında durmadan yenilenen işbirliğinin ürünü olarak,
yönlendirici ve müdahaleci bir yerel yaptırımdır. Bu yaklaşım, kent ve
yerleşimlerde, geçmişten gelen demokratik kurumsallaşmanın bir uzantısıdır.
Geleceğin Kenti
Geleceğin kentinin
yaşanabilir, uyumlu, güzel ve sağlıklı olabilmesi için gerekli kararlar
bugünden verilmelidir. Mevcut olumsuz koşullar bugünkü kent ve yerleşim
kavramlarının gözden geçirilmesi için uyarıcı bir nedendir.
Bu gözden geçirme, kent
sakinleri, yöneticiler, politikacılar, resmi görevliler dahil olmak üzere
uzmanlar ve tüm halkın İşbirliği ile -Atina Şartı’nın birçok ilkelerine aykırı
olmakla birlikte- gerçekleştirilmelidir.
İdeal kent: kentli
haklarını koruyarak; en iyi yaşam koşullarını sağlayarak; halkına iyi bir yaşam
biçimi sunarak; değerini orada yaşayan, ziyaret eden, çalışan ve ticaret yapan,
eğlence, kültür ve bilgiyi orada arayan ve eğitim görenlerden alarak; birçok
sektör ve aktiviteyi (trafik, yaşam, çalışma, dinlence gereksinimleri) bir
arada uyum içinde barındıran yaşam yeridir.
Bir kent, aynı zamanda
modern gelişmeyle tarihi mirasın korunması arasında dengeyi kurmalı, eskiyi
tahrip etmeden yeniyle bütünleştirmeli ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini
sağlayabilmelidir. Geçmişi olmayan bir kent, hafızasını yitirmiş bir insana
benzer. Kent dokuları, yapılar, ağaçlar, kiliseler, kütüphaneler, insanların
kentlerdeki yaşamışlıklarının, çalışmışlıklarının ve kişisel tarihlerinin
izleridir. Bunlar, geçmişin mirası olup, insanların fani yaşamda kalıcılık
duygusuyla geleceğe hazırlanmalarını sağlar.
Kentler artık, kentsel
problemleri yalnızca finansal mekanizma ve sorunlara indirgeyerek ve sektörel
kent planlamasının geleneksel yöntemlerini kullanarak yönetilmemelidir.
Belediyeler merkezi idarenin ve/veya özel sektörün tecrübelerinden kaynaklanan
farklı yöntemleri de araştırmalı ve yararlanmalıdır.
Yönetimler Arası
İşbirliği
Kentlerin, bölge, ülke,
Avrupa ve dünya bütünündeki gelişmenin temeli olduğu gerçeğinden hareketle kent
yönetimleri; kardeşlik, antlaşmalar, uluslararası ve hükümet dışı kuruluşlara
üyelikler aracılığıyla çeşitli işbiriği ve alış-veriş ilişkileri içine
girmelidirler.
Yerleşimlerde Haklar
İnsan haklarına saygı,
kurumsallaşması ve yayılması, kentlerdeki her fert için -yaş, köken, ırk,
inanç, sosyal, ekonomik ve politik statü, ruh ve bedensel özür gözetilmeksizin-
vazgeçilmezdir.
Bu yaklaşım, diğer
hakların ötesinde ek olarak insanlara:
‘ Yaşanabilir, güzel,
makul fiyatlı, çevre dostu koşullara sahip, ayrıca iyi konumlanmış, aydınlık ve
yeterli büyüklükte konutların sağlanmasını,
‘ Yeterli yeşil alan,
gün ışığı, sessizlik, bitki örtüsü ve güzellikler gibi koruyucu sağlık
önlemlerinin alınmasını,
‘ Kent hayatının çeşitli
işlevleri arasında bağlantılar oluşturmasını,
‘ Kültürel olanaklar,
spor ve dinlence faaliyetleri, sosyal gelişim, özgür dolaşım, tüm yol
kullanıcıları arasında uyumlu bir denge (toplu taşım, özel arabalar, yayalar ve
bisikletliler) sağlanmasını,
‘ Gerekli toplumsal
faaliyetler, yoksulluğa karşı önlemler ve özellikle özürlülere, gerekli
donanımın sağlanmasını,
· Güvenlik, refah, iş, eğitim ve öğretim olanaklarının, kültür ve
tarih mirasına sahip olabilme haklarının sağlanmasını
destekler.
ANA BAŞLIKLAR ÖZEL
BÖLÜMLER
KONU: Ulaşım ve Dolaşım
Çağlardan beri
insanoğlu, faaliyetlerinin çapını genişletmek için mücadele etmiş ve bu da
ulaşım tekniklerinin sürekli gelişmesinde önemli bir etken olmuştur.
Ulaşımdaki her
ilerlemeyle, insan yaşamı biraz daha değişmiş, bugünün kentlerinde yaya, at,
raylı
taşıma, otomobil,
otobüs, ticari araçlar gibi ulaşım sistemlerinin çok ötesine erişilmiştir.
Bu tür gelişime uğramış
dolaşımın çeşitli faydaları vardır. Tercihler, kişinin yaşamak ve çalışmak
istediği çevreye, ilişkide olmak istediği kişilere göre yapılabilir.
Oysa, otomobil ilk icat
edildiği 1884’den beri, ulaşım politikalarını yönlendirmiş, hatta etkisiyle
toplu taşım sistemlerini dahi gözden düşürmüştür.
Kente karşı otomobil;
çok basitleştirilmiş bir ifade olmakla birlikte; durum buna çok yakındır. Yavaş
ama kesin bir biçimde, otomobil kentleri öldürmektedir. Öyle ki 2000’Ii yıllar,
ikisi bir arada olamayacağından, otomobil ya da kentten birini seçmemizi
zorunlu kılacaktır.
Bugünden bir şey
yapılmaz, yeni düzenlemeler getirilmezse., araç trafiği; özellikle de özel
araçlar ve kamyonlar, sadece kentleri tahrip etmekle kalmayacak, ‘sera
etkisiyle’ tüm çevrenin zarar görmesine de hatırı sayılır bir katkıda
bulunacaktır.
Araçlar; kentleri gürültü,
rahatsızlık, ruhsal ve fiziksel tehlike, çevre estetiği ve sosyal alanların yok
olması, hava kirliliği gibi sorunlarla tehdit ederler.
Üst sosyal sınıfların
kentten yöre kentlere göçmesiyle oluşan yeni koşulların ağır bedelleri vardır.
Dahası, bu yöre kentlere toplu taşım hizmetini verimli ve ekonomik bir biçimde
götürmek genelde olanaksız olmaktadır.
Hepsinin ötesinde, bu
göçlerin kente verdiği kültürel ve sosyal kayıp kenti; yaşama, ilişki kurma,
kültür ve tüm diğer faaliyetlerin sürdürüldüğü bir mekan olmaktan alıkoyar.
Burada sorun, kendini
dev aynasında görme ve izole etme eğiliminde olan kentlilerin, yöre kentlerde
ve benzeri yerleşimlerde yaşayanlara karşı olmaları değildir. Bu daha çok,
dünyamızı, aşırı büyümenin kötü yan etkilerinden korumaya karşı oluşturulan
ortak çabaya bir katkı olarak değerlendirilmelidir.
ILKELER
Özellikle özel
araçlarla, seyahat hacminin azaltılması gerekliliği
Son 40 yıldır uygulanan
ve savunulan iki planlama prensibi, yaygın arazi kullanımı ve işlevlerin
farklılaştırılması; (a) yerleşimlerin tıkanıp, orta sınıfın kenti terk etmesi,
(b) verimli ve ekonomik toplu taşım hizmetlerinin götürülemediği yöre kentlerin
oluşması gibi önemli çıkmazlara yol açmıştır. Böylece, 19. ve 20. yy
başlarındaki başarı, aşırılıklara taşınarak ters etkilere yol açmış, kardan çok
zarar getirmiştir. En gözle görülür, elle tutulur biçimde, insanlara bir yerde
yaşayıp, başka yerde çalışmak, gerekli mal ve hizmetleri başka yerde sunmak,
çocuklarını okula getirip götürmek gibi kaçınılmaz ek ulaşım yükü getirmiştir.
Anahtar çözüm; ‘toplu’
yerleşim kavramını benimseyerek, gerek kent içinde gerekse dışında yeni arazi
kullanım kararlarıyla konut, çalışma alanları ve diğer kullanımların bir araya
getirilip, bütünlüğün sağlanmasıdır.
İmalat sektöründe küçük
ve orta ölçekli işletmeler ile üçüncü ve dördüncü sektörlerin büyümesi, konut
ve dinlence alanlarının bunların hemen yakın çevresinde yer almasıyla
düşünülmeli; evlerde yürütülen ‘bilgisayara dayalı’ çalışma hayatının da
asosyalleşme etkileri nedeniyle bir çözüm olmadığı bilinmelidir.
Dolaşım, yaşanabilir bir
kent oluşturmaya yönelik bir biçimde düzenlenmeli ve çeşitli ulaşım
alternatiflerine izin vermeli
Açıkça, ulaşımı yok tarz
etmek mümkün olmayacağı gibi tavsiye de edilmez. Aksine, belirli sektörel hedefleri
izlemek yerine, yaşamanın keyif verdiği bir kent yaratmayı hedefleyen değişik
ulaşım biçimleri sunmak daha yararlıdır.
Bu; toplu taşım,
bisiklet, yaya gibi ulaşımlarla, kişi ve hizmetlerin bireysel ulaşımına öncelik
vermek, ağır trafiği kısıtlamak, yol kullanımına örneğin: zaman ve mekanın
dönüşümlü kullanımı; yarı zamanlı yaya dolanımı; dönüşümlü saat, gün, hafta ve
yıl dilimi uygulamaları gibi yenilikçi kontrol kıstasları koymak; bisiklet
yolları ve titizlikle düzenlenmiş yaya yolları oluşturmak ve kent dışı otopark
yerleriyle birlikte merkeze ulaşımda düşük maliyetli, sık, güvenli toplu taşım
sistemleri yaratmak anlamına gelir.
Sokağın sosyal bir arena
olarak algılanması
Sokağın yaşanabilir
sosyal bir mekan olarak kaybı, kentte güvensizliğin artması ve kentsel
bozulmayı da beraberinde getirir.
Artan güvenlik, asayiş
ve sosyal uyum; geniş kaldırımlar, yaya bölgeleri ile sokakların
iyileştirilmesi, doğru sokak düzenlemesi ve planlaması ile trafik akımlarının
kontrolü ve tek yönlü yolların dikkatli kullanımı demektir.
Bu aynı zamanda açık
alanların; yüksek kaliteli ve dayanaklı malzeme kullanılarak; kaliteli kent
mobilyası, yol levhaları, ticari tabelalar, cephe düzenlemeleri; yeşillendirme,
su, heykel, çeşme ve anıtlarla donatılarak, korunması ve iyileştirilmesi
demektir.
Bu, yaya kaldırımlarında
ve kafe önlerinde; çekici ve kaliteli, özel, ticari ve kamu aktivitelerini
özendirmektir.
Bu, rahatsızlık veren
gürültülerin olabildiğince yok edilmesi demektir.
Sürekli bir eğitim ve
öğretim çabası gerekliliği
Belirli değişimler,
bireysel davranış değişiklikleri olmadan gerçekleşemez. bireylerin, çevre
konularına artan duyarlılıkları ise her zaman kökleşmiş davranışlarını
değiştirme isteği ile paralel gitmemektedir.
Yerel yönetimler, halkı
bilinçlendirme konusunda, insanlara, sokakların kendilerine ait, ortak
mülkiyetlerinde olduğunu anlatma, bu nedenle sokakların herkes tarafından
ortak, uyumlu ve korunarak kullanılması gerektiği fikrini aşılama ve insanların
olumsuz davranış kalıplarını değiştirmeye yönelik, bilinçlendirici kampanyalar
düzenleme sorumluluğunu taşırlar.
KONU: Kentlerde Çevre ve
Doğa
Genelde günümüz
kentlerinin birçoğu, taş, beton, çelik, cam ve asfalt yığını olup, bunların
yanında ise yeterince kullanılamayan monoton yeşil kuşaklar veya alanlardan
oluşur.
Sanayi tesisleri, enerji
üretim alanları, trafik ve konutların ürettiği her tür atık, havayı ve toprağı
kirletmekte; doğal yaşam kentlerin ve meskun alanların dışına kaymaktadır.
Doğal koruma alanları
oluşturmak, peyzaj düzenlemelerini açık alanlar ve mevzi planlarda bir girdi
olarak kullanmak, şimdiye dek hiç bu kadar gereklilik kazanmamıştı. Zira bunlar
varlıklarıyla, kente kimlik ve karakter kazandıran, kent görüntüsüne özellik
katan ve hatırı sayılır bir etkisi olan özel, zevkli donanımlardır.
Kentlerin, yapılaşmadan
kaçan insanlara, doğayla baş başa kalabilecekleri ‘soluma’ alanları sunması
gerekir. Yeşil alanlar ve hayvanlar, kişinin kendini geliştirmesine birer
araçtır. Çocuklara kentsel mekanlarda dünyaya gelip aynı zamanda doğayla ilişkiye
girebilme fırsatı tanırlar.
Yerel yönetimler, doğal
miraslarını dikkatle koruyan ev sahipleri olmalıdır. Ayrıca, kaynak kullanımını
iyileştirmek, çevre kalitesini yükseltmek, temiz ve sağlıklı yerel üretim,
ulaşım ve tüketimi teşvik ederek, doğal yapıları korumakla yükümlüdürler.
Hepsinin üzerinde, kent
ve doğanın birbirini dışlayan kavramlar olmadığı iyice bilinmelidir.
ILKELER
Yerel yönetimlerin,
doğal ve enerji kaynaklarını, uygun ve akılcı bir biçimde, yönetme ve idareli
kullanma sorumluluğu
Sürdürülebilir kalkınma
ilkesi kapsamında yerel ve bölgesel idareler, sınırlı kaynakları (enerji, su,
hava, toprak, hammadde, besin) idareli kullanmakta hassas davranmak ve aynı
zamanda kendi sınırları içinde oluşan evsel ve tehlikeli atıkları, başka alanlara
taşıyarak, gelecek kuşaklara miras bırakmak yerine, gerekli önlemleri almakla
yükümlüdürler.
Birçok kent, gerekli
kaynakları uzaklarda aramakta ve mevcut kaynağa zarar vermektedirler.
Olabildiğince kaynağı yakında aramak ve kenti kendi ekosistemi içerisinde bir
bütün olarak değerlendirmek gerekir. teknik olanaklar ve yenilikçi metotlar,
-örneğin: ekilebilecek küçük toprak hisseleri (bostan) oluşturmak, doğal gübre
kullanımı, yalnız kente ait küçük ölçekli ısı ve enerji üniteleri, güneş ve
rüzgar enerjisinin kullanımı gibi- sınırlı kaynakların idareli kullanımını
getireceği gibi belediye bütçesine de katkı sağlayacaktır.
Yerel yönetimlerin
kirliliğe karşı politikalar uygulaması
Yerleşimler,
sanayinin, trafiğin, evsel atıkların ve ayrıca ısınmanın yarattığı kirlilikten
rahatsızdırlar.
Geçici, kısa dönemli
önlemler, örneğin: katı ve sıvı atıkların göl ve nehirlere boşaltılması,
atıkların yakılması veya geri dönüştürülmesi gibi yaklaşımlar; yerini, temiz
teknoloji kullanımı, düzgün trafik kontrol sistemleri, alternatif yakıt
kullanımı ve benzeri önlemlerle atığın kaynağında azaltılması metotlarına
bırakmalıdır.
Yerel yönetimler, atık
maddeleri eleyecek, seçerek kullanabilecek, paketleme malzemelerini geri
dönüştürebilecek, alternatif enerji kaynakları üretecek yeni endüstrileri
tercih ve talep etmelidirler. Mevcut yapı sistemlerine karşı, yapılarda
sağlıklı ve olumlu ortamlar yaratacak yeni yerel yapı teknolojileri de yasal
düzenlemelerle desteklenmelidir.
Ancak, bunun için yeni
teknolojiler geliştirmek ve yeni yasal düzenlemeler yapmak yeterli değildir. Bu
konularda, politik süreçlere bilinçlendirilmiş halkın yapacağı baskıların
yaptırım gücü nedeniyle, bilgilendirme çok önem taşır.
Bu da, yerel firmaları
temiz teknoloji konusunda bilinçlendirerek, bilgi ve danışma servisleri
kurmalarına, yeni gelişmelere ön ayak olacaktır.
Aynı zamanda tüketici
de, atıkların azaltılması, uygun ve dönüştürülebilir malzeme ve temizlik
maddeleri kullanımında bilinçlendirilmelidir.
Yerel yönetimlerin
doğayı ve yeşil alanları koruma yükümlülüğü
Yeşil alanlar, doğanın
korunması ve peyzaj planlaması; yörenin hava kalitesi ve iklimine katkıda
bulunan temel faktörlerdir.
Buralar; doğal bitkiler,
biyolojik bahçecilik, uygun türlerin seçimi, belirli alanların -örneğin dolu
mezarlıklar, nehir yatakları, demiryolu kenarları vb.- yeniden kullanımıyla,
geniş bir flora ve fauna alanları haline dönüştürülebilir.
Yeşillendirilmiş
teraslar, duvarlar, avlular vb. yerler, hayvan ve bitki gibi çeşitli canlı
türleri için yaşam mekanları oluşturabilirler. Şehir çiftlikleri, çocuklar için
eğitim bahçeleri, doğayla bütünleşmede önemli roller oynayabilir, ayrıca, doğal
kaynaklarla ilgili sorumluluk içeren ilişkiler geliştirmede yardımcı olur.
Yerel kaynakların
analizi ile doğanın korunması için; öncelikli alanlar oluşturulmalı, açık
alanların yeşillendirilmesi teşvik edilmeli, doğal, tarihi ve yerel
karakteristiklerinin korunup yansıtılmasına özen gösterilmelidir.
Doğayı korumanın
toplumsal gururu ve bağlılığı geliştiren bir faktör olması
Bitki örtüsü, toplumun
ve bireyin yaşam beldesini tanımlamasına ve onunla gurur duymasına katkı
sağlayan, önemli bir araçtır. Bu, küçük bahçe hisseleri, teras (çatı katı) ve
kış bahçeleri, macera bahçeleri (oyun alanları), çok katlı blokların
çevrelerindeki yeşil alanlar, yeşil patikalar, doğal bahçeler, okul bahçeleri
ve araştırma bahçeleri oluşturularak sağlanabilir.
KONU: Kentlerin Fizik
Yapıları
Kent görüntüsü, kentsel
tasarım ve çeşitlilik gösteren yapılaşma süreçlerinin çevreleriyle birlikte
yıllar içinde oluşturduğu bir formdur.
Bir kent görüntüsünü
koruma ve geliştirme biçimi ve kentin güvenlik, huzur, konfor ve görüntü gibi
birbiriyle ilişkili ortamlarının ele alınış biçimleri, peşinde olunan iyi kent
çevresi algısı açısından çok önemlidir.
ILKELER
Kent merkezlerinin
Avrupa’nın kültür ve tarihi mirasının önemli sembolleri olarak koruma altına
alınması
Avrupa’nın tarihi
merkezleri; yapıları, kentsel mekanları, yol ağlarıyla, geçmiş, günümüz ve
gelecek arasında önemli bir bağ oluştururlar. Paha biçilemez değerdeki mimari
yapıları, kentin geçmişini (yaşanmışlığını) kutsal sayan (ebedileştiren)
anıtlar olup; aynı zamanda günümüz ve gelecek kuşaklara kimlik duygusu aşılar,
bütünlük duygusu verir ve Avrupalılar arasında toplum duygusu oluştururlar.
Tarihi merkezlerdeki kentsel
baskılara çözüm; bu ülkelerde yoğun ve çok yönlü mevcut gelişmelere verilen
geleneksel önemle, hız kazanmış büyüme ve değişme sonucu geniş alan ve yüksek
ulaşılabilirlik gerektiren yeni büyük ölçekli kullanımlar arasında bir denge
oluşturmaktan geçmektedir.
Tarihi dokular içinde
yeni gelişmelere izin vermek ise, dünyanın her yerinde olduğu gibi, Avrupa’daki
kent merkezlerinin de karşı karşıya kaldığı temel bir mimari çıkış yoludur.
Tarihi yapıları koruma
yöntemleri ile bu dokuda yer alacak yeni yapılar özenle bir araya getirilmeli,
ancak bu durum, tasarımlarda mimari yenilikleri teşvik etmekten de geri
kalmamalıdır. Detayların usta bir biçimde çözümü düzgün bir kentsel dokunun
oluşturulmasında önemli rol oynar.
Kentlerde açık alanların
oluşturulması ve yönetiminin kentsel gelişmenin vazgeçilmez bir parçası olması
Açık alanlar
-kaldırımlar, küçük sokaklar, üç şeritli bulvarlar, meydanlar, parklar, oyun
alanları, nehir boyları, demiryolu kenarları, trafikten arındırılmış bölgeler,
bahçeler- Avrupa kentlerinin yapılar kadar önemli ve temel parçalarıdır.
İyi tasarlanmış ve
planlanmış açık alanlar, kentin çekiciliğini arttırdığı gibi, yaşamına ve
ekonomisine de katkıda bulunurlar. Toplum için bir çeşit yaşama mekanı
oluşturarak, kolektif yaşamı sağlar, insan
boyutunu kentin yaşamına
katar.
Kültürel faaliyetler ve
insan huzuru için, oyalanacak gezilecek, oynanacak ve bir araya gelinebilecek
alanlara ihtiyaç vardır.
Yeni alanlar bulunup
oluşturulurken, gerek ölçek gerekse detaylar açısından mimari karakter ve
kalite kadar, kent sakinlerinin ihtiyaçları ve davranış kalıpları da mutlaka
göz önünde bulundurulmalıdır.
Ağaçların, bitkilerin,
renklerin, ışığın, gölgenin sunumu ve malzemenin seçimi çok önemlidir. Bu tür
açık alanlar, beldede yaşayanların aktif ve yaratıcı olabilmeleri için azami
olanakları sunacak biçimde düşünülmelidir.
Açık alanların korunması
da, buraların yasaklı bir alana ya da davranışlar üzerinde aşırı, anlamsız
denetimlere dönüşmeden, iyi bir biçimde yapılmalıdır.
Açık alanların
oluşturulması; yerel yönetimler, toplum ve tüm bireylerin ortak işbirliğiyle,
olabildiğince komşuluk birimleri ölçeğinde gerçekleştirilmelidir, kent
sakinlerinin bu tür faaliyetlere doğrudan katılımı, bir öz denetim
yaratacağından, vandalizmle (tahrip etmek güdüsü) mücadelede de
etkiliolacaktır.
Mimari yaratıcılık ve
imarın, kentsel görünümün kalitesindeki önemli rolü
Bir kentin karakteri,
onun çağdaş mimarisi ve tarihi dokusundadır.
Bir kentin çekiciliği
ise, mevcut yapıların ıslahı ve yenilerin birbirleriyle ve çevreyle, çekici ve
uyum içinde olmasıyla arttırılır.
Kentsel mimari kendini
ifade etmekte özgür olabilmeli ve değişik ihtiyaçlara cevap verebilmelidir.
Yarışmalarla mimari proje elde etmenin, yeni fikirler yaratılmasında çok önemli
bir rolü vardır.
Tüm insanların sağlıklı,
yerleşik, güzel ve özendirici bir çevrede yaşama hakkı
Kentlerin fiziki
biçimleri, özellikle de mahalle ölçeğinde konutların yapısı, yüksek kaliteli
bir kent çevresi oluşturmada önemlidir.
Söz konusu kaliteli kent
çevrelerinin oluşturulmasında; meskun alanların hava, su, toprak ve yeraltı
kirlenmelerine karşı korunması; çevre korunması, tampon bölgeler, parklar,
bahçeler, bostanlar oluşturulması; rahatsızlık yaratan ağır trafiğin kentten
ayrılması; ve çeşitli kültürel ve sportif etkinliklerin temini, diğer önemli
yardımcı etkenlerdir.
Bunların yanı sıra,
halka fikirlerini rahatça ifade edebilme, çevresini oluşturabilme veya çevrede
oluşabilecek değişikliklerde, karar verme süreçlerinde etkin olabilme fırsatı
tanınmalıdır.
Bir kentin canlılığının,
dengeli meskun alanların oluşturulması ve merkezdeki konut dokusunun
korunmasıyla sağlanması
Yerel yönetimler; kent
merkezlerinde, güçlü ekonomik karları (spekülatif karları) kontrol altında
tutarak ve değişim, iyileştirme gibi yöntemleri özendirerek; bu alanların
meskun karakterini korumada söz sahibi olabilmelidirler.
Yanı sıra, merkezi
meskun alanlardaki sosyal çeşitlilik de korunmalıdır.
KONU: Tarihi kentsel
Yapı Mirası
Kentsel mimari, çağlar
boyu önemli ve değerli olagelmiş tarihi yapı mirasıolup, kentin kimliğini ve
anılarını (yaşanmışlığını) saklamak için korunurlar. Bu miras, insan
becerisinin ürünü,sanatsal ve kültürel değer taşıyan, taşınmaz varlıklar
olabildikleri gibi; konum, topografya ve iklim koşullarıyla oluşan doğal
varlıklar da olabilirler.
Bu miras, genelde geçici
ve kalıcı gereksinimlere, moda ya da baskılara göre ek elemanlarla
tamamlanabilir.
Bu kentsel miras, kent
ve kentlinin kimliği açısından kritik önem taşıyan, kentsel yapının ayrılmaz ve
yeri doldurulmaz bir parçası olup; Avrupa’nın ortak geçmiş ve gelecek bilincini
ve içeriğini oluşturan kültürel referansla, gelecek kuşaklara aktarılır.
Tarihi kent mirası,
Avrupa Mimari Mirasının Korunmasına ilişkin Konvansiyon’un 1. maddesinde
tanımlandığı gibi anıtlar, yapı grupları ve kent dokularından oluşur.
Kentsel mirasın
önemsenmeyen kısmı, fabrikalar, makine-teçhizat, köprüler, limanlar, ambarlar
gibi genelde, sanayileşme dönemi yapılarıdır.
Kentsel miras, cehalet,
kullanılmama (terk edilişlik) veya her tür bozulma ile tehdit altındadır.
Yerel yönetimler,
kentsel mirasın korunması ve bakımında, ilgi ve sorumluluk açısından en uygun
konumdadırlar.
Tarihi merkezlerin ve
dokuların yapısı uyumlu bir sosyal dengeyi oluşturur. Eski kent dokularındaki
faaliyetlerin gelişebilmesi için doğru koşulların oluşturulması, sosyal
bütünleşmeyi sağlayacaktır. Tarihi bir yapının korunmasıyla, bir bölgenin
karakteri korunabilir yada yenilenebilir.
ILKELER
Kentsel korumada hassas
bir yasal çerçevenin gerekliliği
Her ne kadar, tek
yapılar özel mülkiyette olsalar da, koruma yükümlülüğü kamunun elindedir. Bu
nedenle korunmanın sağlanmasında, mevcut hak ve sorumlulukları tanımlayan,
anlaşmazlıkları çözebilen yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Devlet kurumları, koruma
altına alınan bireysel ve grup yapılar konusunda bozulma, tahrip olma, yapı
karakterinin bozulması ve değiştirilmesine karşı, danışmanlık hizmetleri ve
yaptırımlara sahip olmak zorundadır.
Bu tür yasal
düzenlemeler, kurum ve kuruluşlara; mevcut restorasyon işinin, yapı sahibine
gerekli maddi desteği sağlayarak yaptırılmasını; yapamadığı noktada veya
zorunlu olarak mülk kamu eline geçmişse bile, işin sürmesini temin etme yetkisi
verir.
Söz konusu yasal
düzenlemeler, aynı zamanda kapsamlı bir arşiv mekanizmasıyla, kentsel mirasın
envanterinin de elde edilmesine olanak verir. Bir kentteki geniş kapsamlı
tarihi yapı araştırması sonucu elde edilen bu envanterler, olası tehlikeleri ve
uygulanabilir yeniden kullanım olanaklarını ortaya koyarak, potansiyel bir diğer
mirasolan ve müstakbel alıcıların dikkatine sunulan, sanayi mirası için de
geçerlidir.
Yasalar; sit alanları,
ya da özel koruma alanlarına ilişkin tanımlar içermeli; yetkililere, koruma ve
restorasyon çalışmalarında kalifiye usta ve geleneksel malzeme kullanımı,
orijinal forma uyma vb. konularında denetleme ve yönlendirme yetkisi
vermelidir.
Kentsel mirasın
korunması için bilgilendirme politikalarının gerekliliği
İyi bir koruma, halkı
aydınlatma ve mülk sahiplerini de sahip oldukları değer konusunda bilgilendirme
ve bilinçlendirme ile sağlanır.
Bu konuda, modern
iletişim araçlarının ve reklam tekniklerinin etkin kullanımına ve insanları
çocuk yaşlardan baş1ayarak, konuya ilişkin özel ilgiyle eğitilmesine ihtiyaç
vardır.
Politikalar, koruma
bilgi ve felsefesi; mimarların, arkeologların ve tarihçilerin tekelinden (dar
çemberinden) çıkarılıp, kent plancılarına, politikacılara, müteahhitlere ve
hatta iş çevrelerine kadar genişletilebilmelidir.
Oluşturulacak gönüllü
çalışma kampları ve imece kampanyaları, korumaya pratik yolla katılımı
öğretmekle kalmaz, aynı zamanda yararlı, eğitsel bir döngü de yaratır.
Yeterli ve yeni finans
mekanizmaları ve ortaklıkların gerekliliği
Gerek tek yapı veya çok
yapı ölçeğinde; gerekse ulusal, bölgesel, yerel düzeyde koruma politikalarının
uygulanmasında, idari hizmetlerin yeterince sağlanması ve kentsel mirasın
korunması konusunda ağır bir mali taahhüttür. Devlet kaynaklarının ötesinde, bu
iş için ayrılan fonlar, özel sektörle oluşturulacak ortaklıklarda ve özel
şahıslara verilecek teşvikler için de kullanılabilmelidir. Örneğin, yapıları
tahrip etmek yerine restorasyonu özendirici vergi ve mali teşvikler; farklı
Katma Değer Vergisi uygulamaları; binanın tümden onarımı ve restorasyonu
koşuluyla düşük fiyattan satmak; uzun vadeli borçlar; restorasyon vakıfları
oluşturmak; döner fonlar, sponsorluk ve bağış sisteminin işletilmesi.
Kamu kurumları, kendi
mülkiyetlerinde olan tarihi yapıların -örneğin: demiryolları- bakımına ilişkin
sorumluluğu kabul etmelidirler.
Eski el sanatları ve yapı
tekniklerinin yaşatılması, canlandırılması gereği
Koruma uzmanlığı
eğitimi, üç ayrı gruba yöneliktir: zanaat öğrenmek isteyen gençler, ek eğitim
veya ek beceri kazanmak isteyenler ve çoközel uzmanlık isteyen
zanaatkarlar. Farklı tip ihtiyaçlar, bahsi geçen farklı tip eğitimleri
gerektirir. Eğitim; el sanatlarına ilişkin ticaretin öneminin yükseltilmesini,
mesleki ve sosyal fırsatlar yaratarak sağlamalıdır.
Tarihi kentsel dokunun;
planlamaya temel veri biçiminde katılarak, çağdaş yaşamla bütünleştirilmesi
Bütüncül bir korumanın
en temel koşulu, koruma ve onarımı (restorasyonu) gerekli bir planlama hedefi
olarak kabul etmektir. Bu da koruma ve onarım programının bütüncül bir
yaklaşıma oturmasını zorunlu kılar. Koruma çalışmalarını yürütecek ekip,
disiplinler arası bir ekip olmalı ve ekonomik gelişme, kültür, konut, çevre vs,
gibi diğer sektörel politikalarla aktif işbirliği içinde çalışabilmelidir.
Ancak bundan, kentlerin
açık hava müzesi haline dönüştürülmesi de anlaşılmamalıdır. Restorasyon,
yapılarda çağdaş, yaşanabilir bir ortam sunmalı, kamu kuruluşları ise yapının
kendi kendini koruyabileceği bir sistem sağlamalıdır.
Ekonomik kalkınmanın,
kentsel mirasın korunmasıyla canlandırılması
Tarihi değerlerin
korunması çoğunlukla başarılı bir kentsel ekonomik canlanma anlamına da gelir.
Bu, kentin çekiciliğini turizm ve ticaret sektörleri için artırır. Eskinin
yeniden kullanımı; kısmen sanayinin de içinde bulunduğu alanlarda, binaların;
konut, otel, iş merkezleri ve benzeri kullanımlara dönüştürülmesiyle ekonomik
bir çözüm üretebilir.
Koruma, emek yoğun bir
iş olduğundan, işsizliğe de çözüm olup, enerji, hammadde ve altyapıdan tasarruf
sağlar.
KONU: Konut
Konut yuvası olan
kentler, daima ‘kale’lerinin gölgesinde barınmaya can atan insanlar ve toplum
için çekici olmuştur.
Konut edinmeye ilişkin
haklar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25. maddesinde belirtilmiştir.
Konut, bireye ait
kişisel bir mekan olup, ikamet edenin kentsel varlığının temel simgesi,
toplumun temel yaşama birimidir.
Konut stoku, kentin
yapılaşmış alanının büyük bölümünü kaplar. Konut; bir insanın yaşamında sahip
olmak için en büyük bedeli ödediği harcama kalemi olup; çalışma, dinlenme ve
ulaşımla birlikte kent yaşamının temel işlevlerinden biridir.
ILKELER
Konutta bireyin
mahremiyetinin olması
Konut; birey için
güvenliğin sağlandığı, sükunetin ve gerçek mahremiyetin olduğu tek yerdir.
Yerel yönetim yasaları;
hane mahremiyetini mutlak sağlayacak, haneyi kamu ve özel kuruluşların
tecavüzünden koruyacak, program ve kampanyalar düzenleyerek kişi başına oda
oranının olabildiğince 1 (bir)e yaklaşmasını temin edecek; ses, ayırıcı
duvarlar, dış görünüş ve gözden uzak olma vb. standartların oluşturulup
uygulanmasını göz önüne alacak şekilde düzenlenmelidir.
Her insan ve ailenin; güvenli, sağlam bir
konut edinme hakkı
Konut, kişinin gündelik
yaşamını sürdürebilmek amacıyla enerji ve kuvvet toplayabildiği ve fiziksel
sağlığı için güvenli, emin bir ortam olmalıdır.
Buna da yapılarda
güvenlik standartlarını oluşturup uygulamak, sıhhi olmayan yapılara ilişkin
envanterleri derleyerek; yapıların yıkılması, yeniden yapılması ya da
onarılmasına; yerel sağlık, güvenlik ve barınma birimlerinin işbirliği ile
karar verilmelidir.
Bu aynı zamanda
konutların doğal tamamlayıcısı, bahçeler, yeşil alanlar ve bu amaçla ayrılmış
benzeri paylarla (küçük bostanlarla) donatılması anlamına gelir.
Yerel yönetimlerin,
konutta seçenek, çeşitlilik ve ulaşılabilirliği artırması
Kentler ve yerel
yönetimler, geniş bir barınma seçeneği sunmalıdır. Bunlar dengeli bir toplum
için çeşitli biçim ve standart da tüm ihtiyaçları içerecek, meskun alanlar ve
yapı stokları olmalıdır.
Konut arzı, kişi ve
ailelerin değişen yaşam tarzları ve sosyoekonomik koşullarına göre dalgalanan
ihtiyaçlarıyla uyuşmalıdır.
Yerel yönetimler, konut
üretirken, yer seçimi ve alıcının statüsüne göre çeşitlilik sunabilmeli ve bu
pazarda oluşabilecek yetersizliklere müdahale edebilmelidir. Kişi ve ailelerin
rahatlıkla konut değiştirebilmesi, gayri menkul alım satımlarında vergilerin azaltılması,
kira kontratlarında sürelerle ilgili esnekliklerle kolaylaştırılmalıdır.
Sosyal ve ekonomik
olanakları kısıtlı olan kişi ve ailelerin haklarının, yalnızca pazar
mekanizması koşullarına terk edilmemesi
Pazar ekonomilerinde ev
sahipliliği kişilerin mevcut ve süregelen ödeme gücüne bağlıdır. Dolayısıyla
pazara girip barınma hakkı elde edebilmek yaşlı, muhtaç, özürlü, işsiz, tek
başına yaşayan azınlık ve göçmenler gibi bazı insanlar için ayrımcı ve
güvenilmez koşullar nedeniyle kolay olmayabilir.
Sonuçta, konut
politikaları; sosyal hedeflere ulaşmak için doğrudan müdahalede bulunabilme ve
özel sektörü bu konuda özendirmeyi de içerecek biçimde yerel yönetimlerin
yetkisinde olmalıdır.
Yerel yönetimler
tarafından, ev sahibi olabilme ve kullanım süresi güvencesinin sağlanması
Yerel yönetimler,
kişilerin uygun fiyattan ev sahibi olabilmeleri için tüm olanaklarını
kullanmalıdır. Yasalar, kamuya ait evlerde ikamet eden kiracılara evi satın
alabilme olanağını sunarken, yerel yönetimlere kamuya ait mülklerde değiş-tokuş
yapabilme yetkisini sağlar.
Aynı önemdeki bir başka
konu, kullanım süresi güvencesinin sağlanmasıdır. Örneğin, kirasını düzgün
ödeyen bir kiracı her an tahliye korkusu veya bir biçimde evden çıkarılma
korkusu taşımamalıdır. Barınma hakkı, yerel toplumun bir parçası olabilme hakkı
demek olup, uzun vadeli bir güvenceyi gerektirir.
Bu tür haklar, en iyi
tüm koşulları açıkça içeren, kişiye ait veya hisseli tapu senedi ve kira
kontratlarıyla korunur.
Aynı zamanda, bahsi
geçenler kadar önemli diğer bir konu ise, yerel yönetimlerin; bireyleri ve
kiracı derneklerini, konut yönetimine katılımda ve değişik konut modellerini
-örn: konut kooperatifleri- oluşturmada teşvik etmesidir.
Eskimiş konut dokusunun
yenilenmesinin bedelinin burada oturan, sosyoekonomik seviyesi düşük gruplara
yüklenmemesi
Özellikle kent
merkezlerinde eskiyen yapılarda oturanlar, genelde buraların onarımıyla,
yenilenmiş konutlarda onarımdan oluşan değer artışını karşılayamadıklarından,
yaşadıkları yeri terke zorlanırlar.
Bu nedenle yerel
yönetimler, onarımlarla ilgili konut programlarını, gerekli finansal
kaynaklarıyla birlikte oluşturmalı, böylelikle, bölgenin genel
iyileştirilmesinden mevcut sakinlerin de fayda sağlamasını temin etmelidir.
KONU: Kent güvenliğinin
sağlanması ve suçların önlenmesi
Özellikle uyuşturucu
kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan suçlar Avrupa kentlerinde öyle bir
noktaya yükselmiştir ki, kent toplumundaki politik, kamusal ve profesyonel
oluşumların zihinlerini birinci derecede meşgul etmektedir.
Güvenlik herkesin
endişesidir. Bir yerleşim; orada yaşayanların güvenliği garanti edilmeden ve
suç korkusu azaltılmadan, gerçek anlamda ‘yerleşim’ olma hakkını elde edemez.
Yerel yönetimler; uygun
sosyal kalkınma politikalarıyla, sosyal bağları yenileyerek, karşılıklı destek
ve ortaklığa dayalı aktif programlar geliştirerek, mevcut ihmalleri kökten
saptamış1o toplumda yaşayan herkese uygun bir ortamda yaşama şansı
kazandırılması için, atağa kalkmıştır.
ILKELER
Net bir güvenlik ve suç
önleme politikasının, alınacak önlemlere, kanuni yaptırımlara ve müşterek
desteğe dayandırılması
Suçun çok çeşitli
sebepleri vardır. Çözümler de buna göre çeşitlendirilmeli ve koordinasyonu
sağlanmalıdır.
Bu da, yerel düzeyde,
seçilmişlerin temsilcileri, resmi görevliler, polis kuvvetleri, hukukçular,
sosyal danışmanlar ve birliklerin işbirliğini içeren yapıların oluşumlarını
gerektirir.
Böylelikle suçun
sebeplerini, şimdiye kadar yürütülen mücadelelerin etkilerini ve gelecekte
izlenecek yolları daha iyi saptayabilecektir. Suçun cezalandırılmasını takiben,
suçlunun yeniden kazanılması ve mağdurun haklarının tazmin edilmesini
sağlayacak süreçler oluşturulmalı ve hayata geçirilmelidir.
Yerel güvenlik
politikasının; güncelleştirilmiş, kapsamlı istatistik ve bilgilere
dayandırılması
Yerel güvenlik
politikaları, açık, net, detaylı bilgilere ve kapsamlı istatistiklere
dayandırılmalıdır.
Detaylı suç
istatistiklerinin oluşması; (suçun işlendiği zaman ve mekanın saptanması,
sabıka kaydının araştırılması vb.); mağdur anketleri ve bu kişilerin
oluşturdukları birlikler, sosyal danışmanlar ve eğitim danışmanlarından
alınacak güncelleştirilmiş raporlar aracılığıyla sağlanacaktır.
Bu mekanizma, yerel
yönetimlere ve yerel suç izleme servislerinin çalışmalarına temel
oluşturacaktır.
Suçun önlenmesinin
toplumun tüm üyelerini ilgilendirmesi
Suçun oluşumunda
birincil derecede önemli olan etkenlerin başında; sosyal yabancılaşma, buna
bağlı olarak ortaya çıkan olumsuzluklar ve özellikle, belli bir kültürle,
aileyle, okulla veya toplumla bütünleşememiş olan gençler gelir.
Kentsel çevreyi
iyileştirici önlemleri alırken beraberinde; gençlere sağlık, eğlence, eğitim,
istihdam konularında olanaklar yaratmak, suç oluşumuna karşı alınacak
tedbirlerdendir. Toplumda zorluklarla karşı karşıya olan kesimlere; ayrımcı
yapılar oluşturarak değil, aksine, ekonomik bütünleşme, konut gibi sorunlarına
detaylı yaklaşımlarla, özel önem verilmesi gerekir.
Etkili bir kent güvenlik
politikası için; emniyet güçleri ve yerel halkın yardımlaşması
Emniyet güçleri,
güvenlik etkisini artırabilmek için; toplumun tüm faal birimleriyle gerekli
koordinasyonu oluşturarak, kent sakinleri ve temsilcileriyle, iyi bir diyalog
geliştirmelidir.
Bu koordinasyon ve
diyalog için, ortak çalışmayla, yerel izleme birimleri oluşturulup, yeni
yöntemler geliştirilmelidir. Bunlar; özellikle belli yer ve zamanlarda
devriyelerin gezmesi; gençleri hedefleyen eğitime yönelik çabalar; hukuk
otoritelerinin kovuşturma politikalarıyla ilgili katkılarının sağlanması; kamu
kurumlarının ve kent sakinlerinin hırsızlığı önleyici tedbirler geliştirmesi,
yapıların yeni teknolojilerle korunması ve mahallelerde devriye bulundurulması
gibi konularda uyarılması; özel güvenlik güçlerinin faaliyetlerinin
desteklenmesi ve sosyal servis ve benzeri kuruluşlara gelen telefon ve şikayetlerin
ciddiyetle anında takibi, gibi önlemleri de kapsamalıdır.
Uyuşturucu karşıtı yerel
politikanın oluşturulması ve uygulanması
Uyuşturucu bağımlılığı,
suçun oluşumuna yol açan çeşitli faktörleri içerir; zaten kendisi bir suç
oluşturan bu eylem, uyuşturucu trafiği de dahil olmak üzere, tek tek kişilerin
uyuşturucuyu elde etmeye yönelik tüm eylemlerini kapsar. Uyuşturucu
satıcılarının yakalanması, uzman polislerin ve hukuk otoritelerinin görevi
olmasına karşın, toplum da uyuşturucu talebini en aza indirmek için gerekli
tedbirleri almak zorundadır.
Sağlık ve sosyal servis
danışmanlarıyla ortak çalışacak uzman bir birim, yapacağı ön araştırma veya
durum tespitinin yanı sıra, özellikle okul içi ve dışında gençlere yönelik
uyarı programlarıyla söz konusu çalışmalara katkıda bulunur.
Kişilerle tek tek
irtibata geçebilen ilgili personel, kamu çalışanları, öğretmenler, gençlik
danışmanları ve sosyal danışmanların eğitimine, bunun yanı sıra, şırıngaların
ve uyuşturucu muadili diğer ilaçların satışında özel koşulların getirilmesine
özen gösterilmelidir.
Suçların tekrarını
önleyici programlar ve hapis cezaları yerine alternatif çözümler üretilmesi
Cezaevi tecrübesi,
sabıkalının yeniden suç işlemesine yol açtığından, hapis cezası, sadece çok
ciddi suçlar söz konusu olduğunda gündeme gelmelidir.
Toplumun kanuna aykırı
herhangi bir harekete, anında sistematik biçimde cevap verebilmesi için
alternatif cezalandırma sistemlerinin geliştirilmesi gerekir; böylece, suçluyu
topluma olabildiğince çabuk geri kazandırmak ve oluşabilecek suçları engellemek
hedeflenir.
Cezaevlerine alternatif
olarak, suçluyu cezaevi dışında arazide veya toplum hizmetlerinde çalıştırmak;
ayrıca, suçluların gözaltı ve savunma süreçlerini, suça maruz kalmış kişilerin
zararlarının tazmini ile birlikte düşünmek, cezaevleri ve yerleşimler arasında
olumlu ilişkiler kurarak, örneğin: kültür ve eğitim faaliyetlerini cezaevlerine
sokmak ve toplumusuçlunun serbest bırakılmasına hazırlamak gibi yöntemler
denenmelidir.
Yerel güvenlik
politikasının temel unsuru olarak mağdurların kollanması
Suçla karşılaşanlara
yapılacak yardımlar, destek programlar ve buna paralel olarak suçlunun topluma
kazandırılması çabası toplum için manevi bir görevdir.
Bu tür yaklaşımlar, kamu
veya toplum tarafından ortaklaşa oluşturulmalıdır. Mağdurlara gerekli destek ve
rehberlik hizmetlerini sağlayacak özel birimlerle, emniyete ve mahkemelere
yansıyan şikayetlerin sürekli izlenerek ilgili bilgilerin anında iletilmesiyle,
tanıklığı teşvik ve kolaylaştırıcı düzenlemeleri, mağdurlara destek
sağlanmalıdır.
Suçların önlenmesine
öncelik verilmesi ve buna bağlı mali kaynakların yaratılması
Avrupa kentlerindeki
yüksek suç oranı ve bu konudaki açıklar, genelde bu kentlerdeki yaşamın temel
sorunları olmasına ve önleyici tedbirlerin kapsamlı bir biçimde tartışılmasına
rağmen; yerel yönetimler henüz bu sorunlara gerekli mali kaynakları
aktarmamaktadırlar.
Aktarılacak fonlar; suçu
önlemek üzere koordine edilmiş birimlere, yeni yöntem ve tekniklere, uyuşturucu
karşıtı politikalara oluşturulmasına, suçun tekrarını engelleyecek programlara
ayrılmalı, mağdurlara yardım ve cezaevlerine alternatif yaklaşımlar gibi
çalışmalarda kullanılmalıdır.
KONU: Kentlerdeki özürlü
ve sosyo-ekonomik bakımdan engelliler
Her kentlinin en temel
hakkı, kentteki tüm sosyal aktivite ve olanaklara, yaş, ırk, bedensel ve
zihinsel kabiliyetlerine bakılmaksızın, kendi özgür iradeleriyle erişebilme
hakkıdır.
Ancak, genel bir kural
olarak kentlerimiz öncelikle ve elden geldiğince, mevcut çalışan nüfusun
ihtiyaçlarını karşılamak için imkanlar sunar.
Genellikle kentlerde göz
ardı edilen konular arasında, hamileler, çocuklar, yaşlılar, hastalar ve
özürlüler gibi insanların, kısa veya uzun süreli adaptasyon süreçleri bulunur.
Özel engelli kişilerin
temel kişilik haklarını kullanabilmeleri, diğer kent sakinlerinin anlayış ve
rehberliği ile mümkündür.
ILKELER
Kentlerin, herkesin her
yere erişebilirliğini sağlayabilecek şekilde tasarlanması
Bütün ticari, idari ve
kamu binaları; sosyo-kültürel, spor, sağlık ve dini faaliyetler; sokaklar; kamu
alanları; kültürel, sosyal ve diğer aktivitelerin hepsi; özürleri yada
engelleri ne olursa olsun tüm yurttaşlar için erişilebilir olmalıdır.
Olabildiğince, bebeklere
yüzme, özürlülere spor, kütüphanelerde çocuk bölümleri gibi değişik nüfus gruplarına
yönelik faaliyetler düzenlemeli veya belli zaman aralıklarının bu gruplara
tahsisi sağlanmalıdır.
Ancak, kamu bina ve
alanlarının gereksiz kullanımı, gerçek kullanıcılar için lüzumsuz
rahatsızlıklar yarattığından, engelleyici önlemler pahalı veya gerçekdışı
olmaktadır.
Buna bağlı olarak, yerel
yönetimler; tüm yapılar, kamuya açık alanlar ve benzeri yeni alanlar için
güvenlik ve kontrol birimleri oluşturabilir.
Aynı zamanda, kamu ve
yarı kamu hizmet personeli, çeşitli engellerinden dolayı sıkıntı çeken
yurttaşlarla ilgilenmek ve yol göstermek için eğitilmeli; kentlileri, daha az
şansları olan diğer toplum üyelerinin varlığı hakkında zamanında
bilgilendirerek, her şeye rağmen engelli kişilerle bütünleşebilmeleri ve
hoşgörü gösterebilmeleri için gerekli politikaların geliştirilmesi
sağlanmalıdır.
Özürlü ve engelliler. ilişkin
politikaların, hedef gruplar için aşırıhimayeci değil, toplumla
bütünleştirici olması
Yerleşimleri özür ve
engelliler için koruyucu kozalar biçiminde donatmak ve tasarlamak, ne mümkündür,
ne de psikolojik, sosyal ve ekonomik olarak tavsiye edilir. Aşırı korunaklı bir
çevre yerine, çocukların, yaşlıların, özürlülerin, çevreleriyle uyum içinde,
diğer tüm kentlilerle birlikte, toplum hayatının günlük yaşantısına
katılımlarını sağlamak gerekir.
Aşırı himaye; sosyal
devlet anlayışının özendirilmesine, ilgili grupların mücadelelerini engelleyici
karşıt grupların oluşmasına, sosyal gruplar arası ilişkilerin bozulmasına ve
olgunun reddedilmesine yol açar.
Aynı zamanda belli
gruplara hitabeden benzer aktivitelere, yoğunlaşmaktan kaçınılmalıdır.
Özürlüler ve azınlıkları
temsil eden derneklerin kendi aralarındaki işbirliği ve dayanışması
Dernekler; özürlüler
veya azınlıkları temsilde, haklarını korumada ve onların toplumla
bütünleşmesini teşvik etmekte olumlu bir rol oynarlar.
Derneklerin gerek kendi
aralarında; gerekse kent planlama, sosyo-kültürel, politik konulardan sorumlu
diğer kurumlarla ve her grubun birbirleriyle olan fikir alışverişleri, belirli
aralıklarla ve sürekli olarak devam etmelidir.
Yalnız projenin gelişimi
ve uygulanması aşamasında değil, tasarım sürecinde de gerçekleşecek fikir
alışveriş; sağlanacak hizmetlerin kalitesinin yükselmesini sağlar, yerel
yönetimlerce benimsenen bütünleşme önlemlerinin etkinliğini artırır.
Söz konusu fikir
alışverişi; sokakların, kamu alanlarının, ulaşım ve diğer kullanımların ayrıntı
şemalarının çıkarılarak, yapı yönetmelikleri ve ruhsat başvurularını göz önüne
alarak, kentsel çevreyi bir bütün olarak planlama kapsamında
değerlendirmelidir.
Evler ve işyerlerinin
özürlü ve engellilere uyarlanabilir biçimde tasarlanması
Sosyal yaşam sonsuz bir
alışveriş ve çeşitli karşıtlıklardan oluşur. Tüm alanlar herkes için kolayca
erişilebilir olmalı; yaşı, sağlık durumu ne olursa olsun her fert, işinde ve
evinde olabildiğince güvende ve rahat hissedebilmelidir. Böylelikle her kentli,
aktivitelerini sonuna kadar geliştirecek olanağa kavuşmalıdır.
Oysa ki; konutlar,
işyerleri, mahalleler ve diğer ufak yerleşim üniteleri, genellikle, belli
gruplar için oldukça uygunsuzdur.
Gençler için gerekli
düzenlemeler arasında, ses izolasyonu, mahremiyet, oyun alanları ve güvenlik;
yine gençler için (13-19 yaş grubu) buluşma yerleri, oyun alanları ve
mahremiyet; yaşlılar için tecrit, güvensizlik, ulaşım güçlüğü gibi durumların
azaltılması, buluşma yerleri ve çeşitli kurumlar aracılığıyla rehberlik
hizmetleri; özürlüler için uygun ulaşım olanakları, tuvaletler; yavaş veya güç
yürüyen, duyma veya görme özürlülerin fiziksel özürlerini azaltmak için
teknolojik araçların geniş olarak kullanımı sağlanmalıdır.
Seyahat, iletişim ve
kamu ulaşımının tüm insanlar için erişilebilir olması
İnsanların ve malların
serbest dolaşımı, temel kişisel haklardan olmakla birlikte, toplumun bazı
grupları için seyahat ve iletişim bir sorun olmaya devam etmektedir.
Söz konusu haklar,
yaşlarından, bedensel veya zihinsel yeteneklerinden, dil bilgisi ve yerel
geleneklerden kaynaklanan engelleri olan grupları da kapsar. Bu nedenle, bu
kişilerin değişik olanak ve faaliyetleri kullanımı; evrensel resimli anlatımlar,
tercümeler, yaya ve bisikletliler için yollarda uygun işaretlemeler,
azınlıkların yoğun olarak dilin pratik kullanımı konusunda eğitimi ve yeni,
etkili kullanıcı-uyumlu danışma sistemlerinin kullanılması aracılığıyla teşvik
edilmelidir.
KONU: Kentsel alanlarda
spor ve
boş zamanları değerlendirme
Spor ve boş zamanları
değerlendirme, oldukça geniş bir fiziksel aktivite yelpazesini kapsar, bunlar;
hafif egzersizler, oyun, hedefli ve performansı arttırmaya yönelik egzersiz, en
mükemmele ulaşmaya yönelik sistemli bedensel çalışmalardır.
Bu tür faaliyetlerin
kişi ve toplum yaşamında yeri önemlidir. Kentsel alanlarda yoğunlaşmış insan
toplulukları ve beraberinde getirdiği baskılar, çeşitli spor olanaklarının
sağlanması ihtiyacı doğurur.
Spor, kişileri ve cemiyetleri
bir araya getirerek iletişim olanaklarını artırır, özellikle gençleri
yönlendirerek, sosyal yaşama yabancılaşmalarına engel olur. Aynı zamanda,
uyuşturucu kullanımıyla savaşta ve uyuşturucu kaynaklı dışlanmaya karşı da
önemli bir çaredir.
Herkesin, ilgi alanları
ve kabiliyetleri yönünde spor faaliyetlerine katılmaya hakkı vardır, bu sayede
kişiler, bedensel ve sosyal güvenlerini artırarak yaşamlarını daha anlamlı
kılarlar.
ILKELER
Tüm kent sakinlerinin,
eğlence, dinlence ve spor faaliyetlerinde yer alma hakkı
Yerel yönetimler, herkes
için Spor Şartı (Sport for AlI Charter) yaklaşımları doğrultusunda, kendi
yönetiminde veya başkaları aracılığıyla gerçekleştirilecek spor alanları ve
spor faaliyetlerine ulaşımı; kişilerin sosyoekonomik durumları, yaşları ve
etnik kökenlerine bakılmaksızın, sağlama sorumluluğuna sahiptir.
Bu, aşağıda sıralanan
esaslar aracılığıyla gerçekleşecektir:
‘ Birçok kent sakininin
spor faaliyetlerinde yer almasını engelleyen, sosyal, ekonomik ve yapısal
zorlukları ortadan kaldırarak;
· Spor faaliyetlerine katılımda, özellikle gençler, kadınlar,
yaşlılar, etnik azınlıklar, işsiz ve az ücretliler gibi grupları hedefleyen ve
bunların özel ihtiyaçlarına cevap verebilecek özel programlar, antrenmanlar ve
benzeri araçlar geliştirerek;
‘ Yerleşim bütününü
kapsayacak şekilde temel spor faaliyetlerini yaygınlaştırarak;
‘ Bu bütün içinde
kolayca ulaşılabilen, toplum alışkanlıklarına ters düşmeyen, yerel nüfusun
rahatça kullanabilece~ği, küçük boyutlu spor aktiviteleriyle toplumsal
bütünlüğü artırıp, SUÇ ve vandalizmi azaltarak;
‘ Kamu tarafından,
kullanıcıların fikirleri de alınarak oluşturulacak olan spor faaliyetlerinin,
diğer ticari sektörler ve gönüllü kuruluşlar tarafından oluşturulmuş olanlarla
birbirini tamamlayıcı olmasını temin ederek;
‘ Meskun alanlarda ve
gelişme alanlarında, mevcut ve gelecek ihtiyaçlar için önerilecek olan spor
faaliyetlerine katılım oranları ve ulaşım bağlantılarını da vb. göz önüne
alarak;
‘ Gerek geleneksel,
gerekse modem sporlar için çeşitli olanaklar yaratarak;
‘ Öneri ve mevcut
kentsel alanlarda eğlence ve dinlence faaliyetlerini geliştirmek ve teşvik
etmek için, açık alanlar~ ağaçlı alanlar, oyun alanları, oyun havuzları ve
gezinti yolları oluşturarak;
Spor ve kültür fizik
faaliyetleri; açık alanlar, ağaçlı alanlar, akarsular, kanallar, göller ve
bahçeler gibi mevcut kaynaklardan tahsisler yaratarak; doğal ve sentetik çim
sahalar, tenis kortları ve atletizm parkurları kurarak; yüzme havuzları, buz
pateni sahaları gibi büyük spor merkezleri inşa ederek kişilere çeşitli
fırsatlar sağlayabilir.
Spor alanlarının
sağlıklı ve güvenlikli olarak tasarlanması
Kentsel spor alanları,
çevre binalar ve kent görünümüyle birlikte, bulunduğu mekana anlam kazandıracak
uyuma sahip olmalıdır.
Tasarımlar ve kullanılan
malzeme toplumun her kesimine sağlıklı ve güvenli katılım için teşvik edici
unsurları taşımalıdır.
Bina konumu ve biçimi,
kullanıcıların ve idarecilerin gereksinimlerini karşılayabilmelidir. Futbol
sahaları gibi başlıca spor alanları, seyirci can güvenliğini garanti ederek,
suç ve şiddeti azaltacak şekilde tasarlanmalıdır.
Büyük spor alanlarının
tasarımları ve organizasyonları sonrasında bunlara ek olarak düzenlenmiş diğer
yapıların yeni kullanımlara dönüştürülebileceği de göz önünde
bulundurulmalıdır. Örneğin, sporcuların kalacakları yerleşim alanlarının daha
sonra konut alanlarına dönüştürülebilmesi gibi.
Her kent sakininin
kişisel potansiyelleri doğrultusunda istediği sporu yapma hakkı
Temel düzeyde spor
yapabilen birçok kişi, özgüvenlerini geliştirmek ve kişisel bütünlüklerini
oluşturmak için sporla ilgilerini sürdürmeye gayret ederler. Kondisyonlarını
artırarak daha iyiye erişebilir, özellikle bu faaliyetlere katılmayan gençler
ve diğerleri için modeller oluştururlar.
Bu becerileri kazanmış
kişilerin spor aracılığıyla geçimlerini sağlayabilmeleri, aynı zamanda yerel
ekonomilere de bir katkıdır.
Spor faaliyetlerinde
becerilerini artırmak isteyenlerin ihtiyaçları, bu işi hobi olarak yapanlardan
daha karmaşık ve fazladır.
Bu nedenle kamu, spor
federasyonlarıyla birlikte, yetenekli sporcuların yarışma ve eğitim
ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeterli alet ve donanıma sahip uygun spor
ortamlarını tasarlamalıdır.
Bunlar, eğitim, idman ve
müsabaka programlarıyla da desteklenmelidir.
KONU: Yerleşimlerde
Kültür
Yerel ve bölgesel
yönetimler, güzel sanatlar ve eğlence faaliyetlerinin hazırlıklarında, kültürel
aktivitelerin tanıtımında ve kültürel demokrasiye erişmede önemli bir yere
sahiptirler.
Bu nedenle adı geçen
yönetimler, yerleşimin geleneksel, kültürel özellikleri ve nüfusun kültürel
karakteri ışığında, kültürel politikaları hazırlama ve uygulama kapasitesi ve
hakkına sahip olmalıdır.
Mimari oluşumlar, dil,
güzel sanatlar, müzik, edebiyat, hepsi birden bir kentin ortak hafızasının ve
tarihinin birer ifadesini; yaşam tarzlarının, sosyal oluşumların, kültürel
mirasın ve yaşanmışlığın değişiminin barometresini oluştururlar.
Bir yörenin kendine has
coğrafyası, topografyası, iklimi ve yaşam koşulları, yaşayanların o yöreyle
bütünleşmelerini sağlayacak, özgün kültürel karakteri oluşturur.
Kültürel politikaların,
ekonomik ve sosyal kalkınmaya da katkısı vardır. Daha kapsamlı olarak ele
alındığında, bu politikaların oluşumu; bireylerin yerleşimlerini, Avrupa’yla
ilişki ve değişim ağındaki rol ve konumlarıyla tanımalarına, tanımlamalarına ve
bütünleşebilmelerine yol açar.
ILKELER
Tüm kent sakinlerinin
kültürel faaliyetlerden faydalanma hakkı
Kültürel faaliyetler tüm
bireyleri ilgilendirir. Elit ve imtiyazlı küçük grupların inisiyatifindeki bir
faaliyet olarak kabul edilmemeli, aksine tüm sosyal grupların yaratıcılık ve
hayal güçlerini teşviki bir araç olarak görülmelidir. Kültürel demokrasinin
evrensel olduğu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27. maddesinde
belirtilmiştir.
Yerleşimlerin kültürel
oluşumunun, ekonomik ve sosyal gelişmeye katkısı
Kültürel politikalar,
ekonomik gelişmeyi ve toplum bilincinin oluşmasını teşvik eder; en küçük yaştan
başlayarak, eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır; toplumsal ilişkilere katılımda
etkin rol oynar; toplumun engelli olan kesimlerinin sosyal yenilenmesinde
yardımcıdır. Bu nedenle kültür; karmaşık kent politikalarının, insan haklarının
tesisinin ve kentlerde yaşamın kalitesinin artırılmasının temel taşıdır.
Güçlü bir bağ olarak, farklı milliyet,
bölge ve ülke halkları arasındaki kültürel alış-veriş
Yerel yönetimler; kendi
yerleşimlerinin kültürel tecrübelerini diğerlerine aktarmakla, karşılıklı saygı
ve anlayışın aratacağının bilincinde olmalıdır.
Kültürel gelişim ve
gerçek bir kültürel demokrasi için; yerel yönetimlerin, toplum
birimlerinin, gönüllü kuruluşların ve özel sektörün artan dayanışma gereksinimi
Kültürel gelişim
yalnızca yerel yönetimlerin sorumluluğu değildir. Bu yönetimler, çeşitli
yöntemlerle ,örneğin, mali teşviklerle- sanatsal ve kültürel faaliyetleri
himaye eden ticari kuruluşların artırılması ve özendirilmesine yardımcı
olabilirler. Ayrıca, kültürel yeniliği hedefleyen mahalle topluluklarına,
buradaki toplum birimlerinin sorumluluk ve faaliyetlerini artırarak azami
desteği verebilirler.
Kültürel çoğulculuğun
(çeşitlilik), yenilikleri ve yenilikçi denemeleri öngörmesi
Kültürel aktivitelerin
zenginliği; organize ve kurumsallaşmış yapılardan değil, onun doğaçlama ve
yaratıcı özelliğinden kaynaklanır.
Başarılı bir kültürel
gelişim, toplumun belli gruplarının -örneğin: gençler ve özellikle göçmen
topluluklar- gereksinimlerini ve dayanışmasını hedeflemeli ve göz önüne
almalıdır.
Yerel yönetimlerce dengeli
biçimde tesis edilmiş kültürel turizmin, toplum üzerindeki olumlu etkisi
Kültürel turizm,
Avrupa’da giderek gelişen bir endüstri dalı olarak tarihi yerleşimlere ve
kültür-sanat faaliyetlerine, gün geçtikçe artan sayılarda ziyaretçi
çekmektedir.
Bu faaliyetlerin yerel
yönetimlere katkısı açıktır. Bunlar arasında, yükselen refah seviyesi; yerel
işgücü olanaklarının artması; inşaat sektöründe değişik akımların oluşması ve
el sanatları gibi yerleşik nüfus için olumlu gelişmelerin yayılması; tüm
bunların ötesinde farklı kültür ve topluluklar arasında oluşacak kültürel
alış,verişle hoşgörünün artması sayılabilir.
Ancak bu faaliyetlerden
yeterince yararlanmak ve oluşabilecek olumsuz etkilerinden kaçınmak; yöre
halkını, özel sektörü, turizm sektörünü ve yerel yönetimleri kapsayacak bir
kültürel ve turistik yönetim planı geliştirmekle mümkündür.
KONU: Yerleşimlerde
Kültürlerarası Kaynaşma
Kişinin yaşadığı
toplumun aktif ve gerçek bir üyesi olabilmesi için, kültürel zenginliği olan
bir kentte yaşaması gerekir.
Ancak çoğunlukla bu
ilkeye saygı duyulmaz. Farklı dil, gelenek, kültür ve inanca sahip göçmen ve
azınlıklar; genelde toplumca kolay benimsenmez veya onunla kaynaşamazlar.
Genellikle bu tür
kişilerin kent yaşamına ilişkin tecrübeleri, dışlanmışlık, yalnızlık, korku ve
düşük standartlı bir yaşamla eşdeğerdir.
Yerel yönetimler, devlet
tarafından kendi adlarına geliştirilen göçmen politikaları üzerinde söz sahibi
olmamalarına rağmen, göçmenlerin barındırılmasında, eğitiminde, sağlık
sorunlarında ve konunun yarattığı diğer sorunlarla başa çıkmak zorundadır.
Kültürlerarası kaynaşma;
göçmen toplulukları için kaliteli bir yaşamın anahtarı olduğu gibi, yerel
yönetimlerin ve kent bütününün kültürel ve ekonomik zenginliğinin de
kaynağıdır.
Bir kentin görevi,
buraya birlikte yaşamak, paylaşmak, bütünleşmek üzere değişik kültürel
altyapılardan gelmiş gruplara; kent bütününe yapacağı olumlu katkı da göz önüne
alınarak, misafir perverlik göstermek ve onları kucaklamaktır. Böylelikle,
Avrupa yurttaşlığı kavramı; bir topluma ait olarak, farklı duygu ve düşüncelerin
özgürce dile getirilebildiği, aktif bir demokrasi ortamında oluşur.
ILKELER
Kent politikalarının
temel unsuru olarak ayırımcılık karşıtlığı
Yerel yönetimler, kamu
alanlarından (sokaklar, ulaşım, oteller, dükkanlar, tiyatrolar, sinemalar vb.);
iş eğitimlerinden, okullardan, konutlardan, kültürel faaliyetlerden ve kent
‘yaşamının diğer unsurlarından, ırk ve etnik köken gözetmeksizin, herkesin eşit
biçimde faydalanmasını sağlayacak ayrımcılık karşıtı yasaları desteklemeli ve
benimsemelidir.
Bu durum, yerel yönetim,
mahalle ve toplumsal değerleri savunan diğer ilgili kuruluş temsilcilerinden
oluşacak bir üst yapı tarafından temin edilmelidir.
Göçmen topluluklar,
ayrıca, kendi ilgi alanlarını, korumak ve kültürel kimliklerini kabul
ettirebilmek için kendi yerel birliklerini oluşturma hakkına sahip
olmalıdırlar.
Yerel yönetimlerce
göçmenlerin, yerel politik yaşama etkin katılımının sağlanması
Kentlerde bir süredir
ülkede yaşamakta olan ve yerel yönetimleri seçme ve yönetimlere seçilme hakkına
sahip olan yabancıların haklarını tanıyan, Yabancıların Kamu Yaşamına Yerel
Düzeyde Katılımına ilişkin Avrupa Konvansiyonu ilkelerinin hayata geçirilmesi
sağlanmalıdır.
Yerel mekanizmalar,
göçmen topluluklarının kamu bilgilerine ulaşabilirliğini ve topluma danışma
süreçlerine katılabilmelerini de sağlamalıdır.
Kentlerde uygulanan
kültür ve eğitim politikalarının ayırımcı olmaması
Farklılıkların kabulü ve
hoşgörü ortamı, eşitlikçi bir kent toplumunun temelini oluşturur.
Bu; azınlık gruplarının
kültürel ihtiyaçlarının kabul edilerek, farklı kültürlere hitabeden ve ırkçı
olmayan bir eğitim politikası; değişik kültürler ve dinler arasında diyalog ve
fikir alış-verişine olanak sağlayarak; bu toplulukların inançlarının
gereklerini eşit olarak yerine getirebilmeleri için benimsenmiş politikaların
uygulanmasından geçer.
Yerel yönetimlerin, iş
olanaklarından eşit faydalanmayı sağlaması
Göçmenlere iş
koşullarında eşit davranılması ilkesi, Göçmen işçilerin Yasal Haklarına ilişkin
düzenlenen Avrupa Konvansiyonunda şart koşulmuştur.
Bu eşitlik, yerel
yönetimlerin değişmez kaygısı olmalıdır. Bu yaklaşımın; engelli grupların
işyeri açma vb. ekonomik aktivitelerde yer alabilmelerini teşvik etmeyi ve
yurttaşlık hakkı kazanmış yabancıların kamu ve yarı kamu görevlerinden kolayca
faydalanabilmelerini içermesi gerekir. Yasaların gizli kapaklı iş sağlama
olanaklarına karşı etkinliğinin artırılması ve işverenlerin engelli gruplara iş
vermesinin teşvik edilmesine özel bir önem verilmelidir.
Göçmen topluluklarının,
sosyal ve fiziki çevresiyle bütünleşmesi anlamında, kültürlerarası kaynaşma
Konut edinme
programları, rehabilitasyon çalışmaları ve kamu hizmetleri; sosyal ve etnik
azınlık mahallelerinin oluşmasını engellemeli, değişik toplulukların bir araya
gelmesini teşvik etmeli ve azınlıkların gelenek, kültür, yaşam tarzı ve
isteklerine açık olmalıdır.
KONU: Kentlerde Sağlık
Kentler, sağlık
koşullarını iyileştirmede ve sağlamada özel potansiyele sahiptir. Kişilerin
bulunduğu sosyal ve fiziksel çevre ile yaşam biçimleri, sağlığın başlıca
belirleyicileridir.
Yerel yönetimlerin
hedefi; kentsel yaşamın tüm koşullarını gözeterek kamu sağlık politikalarını
oluşturmaktır.
Özellikle, sağlık
koşullarındaki eşitsizlikleri belirleme ve azaltmada, özel sağlık
gereksinimlerini ve engelli grupların isteklerini karşılamada, sektörler arası
çalışmalarla daha sağlıklı yaşam çevreleri yaratmada, böylelikle daha sağlıklı
ve kolay çözümler üretmede, politik bağlayıcılık ve taahhütler önemlidir.
Hepsinin ötesinde;
kişilerin kendi kendilerine ve birbirlerine yetebilmelerini sağlayacak;
hastalık ya da kaza durumlarında bakımlarını üstlenebilecek sosyal şartların
oluşturulması özellikle önemlidir.
ILKELER
Kentsel çevrenin tüm
kentlilere iyi sağlık koşullarını sağlaması
Bu, kapsamlı kentsel
çevre politikaları oluşturarak; atıkların yönetimi, hava, su, toprak ve yeraltı
kirliliklerinin engellenmesi ve tehlikeli atıkların tamamen ortadan
kaldırılması; doğal ve yapay çevrenin doğal afetlerden etkilenmesini
engelleyici önlemlerle; hassas kentsel çevre ve toplulukları sürekli gözlem
altında tutarak; özürlülere özel hizmet sağlayarak ve genel olarak toplumun
gelişimini ve sosyal yenilenmeyi tesis ederek mümkün olabilir.
İyi sağlık koşullarının
temini için; kişilerin temel ihtiyaç maddelerinin güvenilir ve sağlıklı biçimde
sunumu
Kentsel ortamlarda,
kişilerin gelişim ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için, gerekli temel tüketim
maddelerini temin edebilmeleri şarttır. Bu tüketim maddeleri, kolayca
ulaşılabilir olmalı, kente eşit olarak dağıtılmalı, böylelikle tüketiciler
üzerinde gereksiz bir stres yaratılmamalıdır.
Bu, sağlıklı ve güvenli
içme suyunun temini; günlük tüketim maddelerinin arz ve dağıtımının
düzenlenmesi; besin kalite kontrollerinin arttırılarak; gıda imalathanelerinin
ve yiyecek tüketim yerlerinin temizliğinin kesin yasal hükümlere bağlanması;
temel kamu ve altyapı hizmetlerinin öncelikli temini ve dağıtımında kesin
politik kararlar oluşturmakla mümkündür.
Yerel yönetimlerin;
toplum kaynaklı sağlık girişimlerini ve katılımları teşvik etmesi
Sağlıklı toplum;
kişilerin kendi kendilerine veya toplu olarak yetebilmelerini sağlayacak ve
hastalık yada kaza durumlarında bakımlarını üstlenebilecek toplumdur.
Buna, mahallelere kadar
yaygınlaştırılmış sağlık merkezleri oluşturarak; halk sağlığı ile yakından
ilgilenen gönüllü grup ve kuruluşlara faal destek-sağlayarak; kentlilerin
sağlık kuruluşları (sağlık ocakları, hastaneler ve poliklinik yönetimiyle
ilgili komisyonlar) gibi karar verici ve danışman kurumlarda çalışabilmelerini
sağlayarak; uzman ve gönüllülere, koruyucu hekimlikle ilgili gerekli eğitimi
vererek ulaşılabilir.
Kent sağlığı
uluslararası bir önem de taşıdığından, yerel girişimlerin uluslararası
programlarla ortak yürütülmesinin öngörülmesi
Bu konudaki uluslararası
alış,verişin temel hedefi; her kentin geliştirilecek bir ağ içinde, yeni halk
sağlık çalışmalarıyla ilgili tecrübe ve bilgilerini değiş tokuş edebilmelerini;
ortak davranış geliştirebilmelerini; sağlıkla ilgili ve özel politik
girişimlerini yasallaştırabilmelerini sağlamaktır.
Bu nedenle belediyelerin;
özellikle Dünya Sağlık Teşkilatı’nın (WHO) Avrupa Yerel Çevre ve sağlık
Şartı’na (European Charter for Environment and Health at the Local Level) bağlı
olarak geliştirdiği ‘herkese sağlık’ stratejisine dayalı ‘sağlıklı kentler’
projesi gibi uluslararası çevre-sağlık hareketlerine katılımı teşvik
edilmelidir.
KONU: Halk Katılımı,
Kent Yönetimi ve Kent Planlaması
Avrupa Yerel Yönetim
Şartı, yerel özerklik ve yerel finansmanın temel ilkelerini, kendi kendini
idare etme hakkını elde edebildiği sınırlar içinde tanımlar. Bu metin, yerel
yönetimlerin halk katılımı ve yerel demokrasiye yaklaşımlarında temel kaynak
olarak kullanılmalıdır.
Yerel demokrasinin
esasları oturtulmadan, kentlerdeki kişi haklarından söz etmek yersiz olur.
Sosyal, bedensel ve
duygusal ihtiyaçların temini ve saygınlığı, resmi idare ve kent toplumunun tüm
fertlerinin birbirleriyle olan diyaloguyla sağlanabilir.
Bu nedenle, kent
yönetimi, hakları ve taşınmazları öneri yönetsel yasalar ve kararlardan
etkilenecek kişilere, bu kararların duyurulması ve aynı zamanda kişilere konu
hakkında fikir beyan etme hakkı tanınarak, karar verme süreçlerine faal olarak
katılabilmelerinin sağlanmasıyla gerçekleşmelidir.
Alınacak herhangi bir
kararın sonucu, kişilerin yetki ve hedeflerini aşıyorsa, uygulanmaya
konmamalıdır. Bu fark edildiğinde, derhal daha üst düzey bir yönetim devreye
sokularak, gerekli kararların, bu düzeyde kapsamlı bir çerçevede ele alınması
sağlanmalıdır.
Söz konusu kapsamlı
yaklaşım; idari sınırlar içine hapsedilmiş, yalnızca uzman görüşleriyle çeşitli
kentsel işlevlerin belirlendiği, aynı zamanda izole edilmiş bir seri kamu
sektörü yaratan, mevcut dikey kent yönetimi anlayışının yerini almalıdır.
Mevcut kent yönetimi
genellikle; kentliler tarafından, anlaşılmaz, zaman yitirici ve ekonomik
olmayan çözümler üreten bir mekanizma olarak algılanır.
Yerel politik yaşama
halkın katılımını temin için; halk temsilcilerini, özgür ve demokratik olarak
seçebilme hakkı
Yerel demokrasilerde
halkın katılım hakkı saklı olup; katılımın gerçekleşmesi, karar verme
yetkisinin seçilmiş temsilcilere aktarılması ile sağlanır. Bu kişiler aldıkları
yetkiyi yöre halkının refahı için geliştirilecek politikalar, programlar ve
projelerin uygulanması için kullanırlar.
Bu hakkın kullanılması;
siyasal partilerin oluşmasına ve gelişmesine olanak sağlayacak koşulları
yaratarak, yerel politik temsilcilerin seçiminde, sosyoekonomik durumlarına
bakılmaksızın tüm kentlilerin seçime katılma haklarını garanti altına almakla
sağlanacaktır.
Yerel politik yaşamda
etkin bir katılım için; halkın yerel, politik ve idari yapılarda belirleyici
olması gereği
Halk temsilcilerine
seçildikleri dönemler için, yerel sorunların tümüne ilişkin kapsamlı yetki
verilmediğinden, belli aralıklarla seçmenlerine geri dönerek önemli konularda
danışma gereği duyabilirler. Yerel kamu görevlileri ise, kalıcı olabilmek ve iş
güvenlikleri açısından, seçilmiş kişilerle ilişkilerini belli düzeyde tutma
eğilimleri gösterdiklerinden, halk, yönetim mekanizmasına katılmak ve
işleyişinde etkin olmak zorundadır.
Bunun için; yerel
gönüllü kuruluşların varlığının tanınması, yerel politik yaşamda halk
katılımının (yürütme organlarına bağlı olan yönetim kurullarında ve
komisyonlarda halk temsilcilerinin görev alabilmesi gibi) kurumsallaştırılması
ve yönetim mekanizmalarına işlerliğin (denetim kurulu, şikayet kurulu, şikayet
memurları gibi) kazandırılması gerekmektedir.
Yerel seçilmiş
temsilciler, yalnızca genel bir yetkiye sahip olduklarından, özel bir sorun
veya politika söz konusu olduğunda referanduma başvurmak durumundadırlar.
Toplum geleceğini
etkileyecek her tür önemli projede halka danışma gereği
Yerel demokrasinin
kökleri halktır. Halk, toplumu yönetmek ve planlamak için alınan kararlarda,
yerel kamu yöneticilerinin ve seçilmiş temsilcilerin ortaklarıdır. Bu nedenle,
halk kendine düşen görevleri yerine getirebilmek için, görevliler ve seçilmiş
temsilciler tarafından uygulanacak tüm kararlardan haberdar olmalıdır.
Kent çevresini
etkileyecek tüm projeler; seçilmiş temsilciler, ihtiyaç sahipleri ve halk
tarafından inceleme ve denetlemeye açık olmalıdır.
Bunun gereği; resmi,
yasal kamuya danışma süreçleri oluşturmak, danışma süreçlerinde tarafsızlık
ilkesini garanti etmek, tüm kamu dokümanlarına özgürce erişilebilirliği
sağlamak, bütün projeleri yerinde tanıtmak, resmi bir yerel bülten yayınlamak
ve yerel yönetim ile kamuoyu arasında bir köprü vazifesi gören gönüllü
kuruluşların önemini kabul etmektir.
Kent yönetimi ve
planlamasının; kent karakteri ve özel niteliklerine ilişkin yeterli bilgiye
dayandırılması
Her yerleşimin korunması
ve vurgulanması gereken bir kimliği vardır. Yerleşimin bölgesel ilişkileri,
konumu, nüfusu, fiziki sınırları, çevresi, iklimi, formu, yapısı, kökeni,
tarihi, işlevleri ve bunların tümü bir yerleşimin diğerinden farkını ortaya koyar.
Öncelikler hakkında
karar vermek ve öneriler geliştirmek, tek bir mesleğe, tekbir birime veya şansa
bırakılamaz. Bu ve benzeri kararlar; kentin özelliklerini, potansiyelini,
aktivitelerini, gelişme kapasitelerini ve kaynaklarını kapsayacak bilgileri
içeren ve belirli aralıklarla yenilenerek güncelleştirilen analizlere
dayandırılmalıdır.
Ancak bu takdirde plan,
engellerin üstesinden gelebilir.
Yerel politik
kararların; uzmanlardan oluşacak ekiplerce gerçekleştirilecek kentsel ve
bölgesel planlara dayandırılması
Yerel politik kararlar;
kapsamlı, güncelleştirilmiş bilgiler ile kent ve bölge planlama uzmanlarından
oluşan ekipler tarafından önerilmiş, alternatifli, kabul edilebilir seçeneklere
dayandırılmalıdır.
Kent planlama, kentin
fiziki, sosyal, ekonomik ve çevre değerlerini kapsayan projelerin,
programların, stratejilerin veya planların ilgili uzmanlarca geliştirilerek
değerlendirildiği bir ilimdir. Bu. ilim, gelişme ve korumacılık arasında;
sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmada ve anlaşmazlıklarda uzlaşmak gibi
zıtlıkların ahengini denge içinde koruyabilmelidir.
Bu planlama; önerinin
işe yararlılığını gözden geçirecek, analiz edecek; uygulanmasından sonra ise,
öneri ve kararların doğruluğunu kanıtlayacak bir değerlendirme süreciyle
birlikte yürütülmelidir. Söz konusu değerlendirme süreci, konuyu
uygulanabilirlik, politik kabul edilebilirlik ve üst düzey kararlara uygunluk
açılarından da ele alır.
Karar verme sürecinin
sonucunda ortaya çıkan politik tercihlerin anlaşılabilirliği ve hayatiyeti
Geçmişle ilgili bilgiler
toplandıktan, teknik olanaksızlıklar ve çözümler araştırıldıktan, öneri
alternatifler simulasyonlarla değerlendirildikten, ekonomik koşullar
incelendikten ve kaynaklar korumaya alındıktan sonra sıra, politik otoritelerin
tercihlerine gelir. Bu tercih, tüm toplumu ilgilendirecek ve harekete geçirecek
kadar gerçekçi ve kabul edilebilir olmalıdır.
Gençlerin toplum
yaşamına katılımının yerel yönetimlerce sağlanması
Yerel yönetimler,
Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılma Şartı (Charter on the Participation
of Young People in Municipal and Regional Life) ilkeleri doğrultusunda,
geleceğin kentlilerini, erken yaşlarda kent yaşamına katılımları konusunda
teşvik etmelidir.
Bu katılım, sosyal
tutarlılığı sağlamada tartışılmaz bir rol oynadığı gibi gençlerin demokratik
kurum ve kuruluşlara inancını da pekiştirir.
Bu katılımın sağlanması;
iş, konut, çevre, kültür, dinlence, eğitim, öğretim ve sağlık gibi konularda
gençlerin özel ihtiyaçlarına yönelik tutarlı sektörel politikaların
geliştirilmesi, fırsat eşitliğinin tanındığı kapsamlı yerel gençlik
politikalarının oluşturulmasıyla mümkündür.
KONU: Kentlerde Ekonomik
Kalkınma
Çalışma yaşına gelmiş
her birey, kendi olanaklarıyla, kent yaşamının sunabildiği çalışma fırsatlarını
değerlendirme. hakkına sahiptir. Kent sakinleri, özellikle ilk işlerini arayan
genç insanlar, yerel yönetimlerin diğer devlet kurumları ve özel sektörle
işbirliği içinde iş olanakları yaratabileceği ve kolaylaştırabileceği
beklentisindedir. Yerel yönetimler, kentte ekonomik kalkınmayı teşvik edecek
koşulları yaratır, girişimcilere yardımcı olma olanaklarını sağlar.
Kentsel mekanlar;
üretim, dağıtım, alış-veriş ve tüketim gibi ekonomik dayanaklara sahip
olduklarından, ulusal ekonomide önemli bir rol oynarlar. Bir kentin ekonomik
kalkınması, kenti kullananların (kent sakinleri, iş ve alış-veriş için
gelenler, ziyaret edenler, yabancı turistler) hayat standartlarını yükselttiği
oranda vazgeçilmezdir.
Kentlerdeki bu kalkınma;
sosyal kalkınma ve çevre koruması ile tüm kentsel alanda yaşam kalitesini
yükseltme hedefleriyle birlikte düşünülmelidir.
ILKELER
Yerel yönetimlerin,
kendi yörelerinin ekonomik kalkınmasını temini
Geleneksel olarak yerel
yönetimler, kendilerini, merkezi hükümetle ortak olarak yarattıkları parasal
kaynaklardan finanse ettikleri belirli hizmetleri sağlayan, uygulayıcı ve
yöneticiler olarak görmekteydiler.
Kent yapısı ve kenti
kullananların beklentilerinin değişmesi doğrultusunda yerel yönetimler;
yörelerini ekonomik değişim ve kalkınmanın bir bileşkesi olarak ve üretim,
dağıtım; alış-veriş ve tüketimin gerçekleştiği birer ekonomi birimi olarak
görmelidirler.
Sosyal ve ekonomik
kalkınmanın ayrılmaz bütünlüğü
Kenti kullananların
istihdamlarından dolayı edindikleri ekonomik olanaklar ile bu olanakları sosyal
yaşamlarında (dinlence, kültür ve dini faaliyetler vb.) kullanma biçimleri
arasında yakın bir bağ vardır.
Bu nedenle yerel
yönetimler, yalnızca hayat standartlarıyla değil yaşam kalitesiyle de yakından
ilgilidir.
Kalkınmanın sonuçları
sadece ekonomik olarak değil, yaşam çevresindeki gelişimin göstergeleriyle
birlikte değerlendirilmelidir.
Bireyin kalkınması;
sosyo-ekonomik kalkınma planları ve kent yönetiminde en önemli unsur
olduğundan, fertlerin hayat döngüsünde değişen ihtiyaçları göz önüne
alınmalıdır.
Ekonomik kalkınma, çevre
koruma ve sosyal kalkınma arasında bir dengeyi savunan sürdürülebilir kalkınma;
ekonomik kalkınmanın gelişmesinde temel hedef olarak gözetilmelidir.
Bölge ve yakın
çevresinin sosyal ve ekonomik bir parçası olarak; kent
Yerel yönetimler, idari
sınırları içinde uygulanacak plan, politika, strateji, öneri ve programları
hazırlarken, kenti içinde bulunduğu bölgeyle olan etkileşimi ile birlikte ele
almalıdırlar.
Buna özellikle, yakın
yerleşimlerin planlarının iç bütünlüğünü bozmadan gelişme sağlamak ve onlarla
işbirliği olanaklarını oluşturabilmek açısından (örneğin, kaynakların ortak
kullanımı, su, maden, vb.) ihtiyaç vardır. Kent sakinlerinin belirli idari
sınırlar içinde yaşayıp, diğer yerleşmenin hizmetlerini kullanırken veya çalışmaya
giderken; veya belli bir bölgenin diğer bölgenin doğal zenginlik ve insan
kaynaklarına gereksinim olduğu durumlar, bu koşulları göz önüne almayı
gerektirir.
Bu yaklaşım, diğer
yönetimlerle çalışma olanakları yaratılarak, daha üst düzeyde ve geniş alanları
kapsayan planlama sorumlulukları alınabilmesini de beraberinde getirir.
Üretim, destek ve
gelişimi teşvik edecek yeterli altyapının mevcudiyetiyle sağlanacak ekonomik
büyüme ve kalkınma
Her tür büyümenin;
ulaşım, telekomünikasyon, altyapı hizmetleri, sosyal ve toplumsal hizmetler
vb., uygun altyapı desteğine ihtiyacı vardır. Onlar olmadan yaşanamayacak
kentlere yeterli altyapıyı sağlamak; geleneksel olarak, yerel yönetimlerin
daima birincil görevi olmuştur.
Bu nedenle, yerel
yönetimlerin sorumluluğu; mevcut altyapılardaki eksiklikleri tanımlayarak,
politikalar, öneriler, stratejiler ve programlar biçiminde sosyoekonomik
kalkınma planlarına yansıtmaktır.
Kent ekonomisinin
büyümesi ve kalkınması için önemli bir bileşken olan, kamu-özel sektör
işbirliği
Gerek yeni düzenlemelere
gitmek isteyen kapitalist ülkeler, gerekse daha fazla pazar ekonomisine açılmak
isteyen eski sosyalist ülkelerde olsun, pazar ekonomisi ve devletin müdahalesi
arasındaki ilişkiler yeniden ele alınmaktadır.
Yerel ölçekte ise bu
durum, kamu hedeflerine ulaşmada özel sektörün katılımı ve kamu hizmetlerinin
rekabete açılımı ile sağlanabilir.
Geleneksel olarak,
altyapıları sağlamak kamu sektörünü sorumluluğundaydı. Ancak; altyapının diğer
sektörlere sağladığı yararlar ve beraberinde getirdiği ekonomik kalkınmanın
yarattığı ek altyapı ihtiyaçlarını yerel yönetimlerin karşılamada yetersiz
kaldığı düşünülürse, altyapının temininde; sorumlulukların dağıtılması üzerinde
önemle durulmalıdır.
Özellikle eğitim ve
öğretim programlarında, sosyal faaliyetlerin tesisinde ve kentsel alanlardaki
yeniden yapılanmalarda, özel sektörle oluşturulacak ortaklıklar aracılığıyla
işbirliğine gitmek kaçınılmazdır.
KENT SORUNLARINA
İLİŞKİN, AVRUPA YEREL VE BÖLGESEL İDARELER KONGRESİNİN (AYBİK) KABUL ETTİĞİ KARAR VE
GÖRÜŞLER AYBİK TARAFINDAN
VEYA AYBİK HİMAYESİNDE DÜZENLENEN KENTSEL İÇERİKLİ ULUSLARARASI KONFERANSLAR
a. ‘Kentsel Şiddet ve
Emniyetsizlik Yerel Politikaların rolü’ Konferansı, Strazburg, 15-16 Eylül 1986
b. ‘Avrupa’daki Kentsel
Emniyetsizliğin Azaltılmasında İzlenecek Yerel Stratejiler’ Konferansı,
Barselona, 17-20 Kasım 1987
c. ‘Avrupa ve Amerika
Kentsel Çevrelerinin iyileştirilmesi: Özel ve Kamu Sektör İşbirliğinin Rolü’
Konferansı, lndianapolis, 27-29 Ocak 1988
d. ‘Kentlerde
sağlık-yerel yönetimlerde yeni halk sağlığı stratejileri’ Konferansı, Viyana,
24-26 Mayıs 1988
e. ‘Avrupa kentlerinde
hava kirliliği kontrolü’’ Sempozyumu, Winterthur, 5-7 Ekim 1988
t. ‘Yerleşimlerde iyi
yaşam koşullarına ulaşmada yerel yönetim, mimar ve toplum işbirliği’ Konferansı,
Strazburg, 18-20 Ekim 1988
g. ‘Kentsel miras ve
başarılı kent yenilenmesi’ Konferansı, Halifaks, 24-27 Ekim 1988
h. ‘Kent ve metropoliten
bölgeler’ Konferansı, Taormina, 2-7 Kasım 1988
i. Tarihi Yerleşimler,
Altıncı Avrupa Sempozyumu-’Tarihi Yerleşimler ve Turizm’, Cambridge, 20,22
Eylül 1989
j. ‘Kentsel Gelişmenin
Yönetimi: Kuzey Güney Dayanışması’ Konferansı, Lizbon, 18-20 Ocak 1989 -
k. ‘Avrupa Yerleşimleri:
Strateji ve Programlar’ Konferansı Strazburg, 6-8 Haziran 1990
1. Kuzey Amerika ve
Avrupa Yerleşimlerindeki ‘crack’ vakalarına ilişkin duyuru, Strazburg, 14 Kasım
1990
m. ‘Avrupa’da Yerel
Ekonomik Kalkınma’ Konferansı, Blackpool, 8-10 Mayıs 1991
n. Tarihi Yerleşimler 7.
Avrupa Sempozyumu- ‘Tarihi Kentsel Koruma ve Kentsel Gelişme arasındaki dengeyi
oluşturmak’, Istanbul, 16-18 Eylül 1992
AVRUPA KENTSEL ŞARTI
İLKELERİNİN ANA BAŞLIKLARINA İLİŞKİN ÖZETİ
Ulaşım ve Dolaşım
İLKELER
1. Özellikle özel
araçlarla, seyahat hacminin azaltılması gerekliliği
2. Dolaşım, yaşanabilir
bir kent oluşturmaya yönelik bir biçimde düzenlenmeli ve çeşitli ulaşım
alternatiflerine izin vermeli
3. Sokağın sosyal bir
arena olarak algılanması
4. Sürekli bir eğitim ve
öğretim çabası gerekliliği
Kentlerde Çevre ve Doğa
İLKELER
1. Yerel yönetimlerin,
doğal ve enerji kaynaklarını, uygun ve akılcı bir biçimde, yönetme ve idareli
kullanma sorumluluğu
2. Yerel yönetimlerin
kirliliğe karşı politikalar uygulaması
3. Yerel yönetimlerin
doğayı ve yeşil alanları koruma yükümlülüğü
4. Doğayı korumanın
toplumsal gururu ve bağlılığı geliştiren bir faktör olması
Kentlerin Fiziki
Yapıları
İLKELER
1. Kent merkezlerinin
Avrupa’nın kültür ve tarihi mirasının önemli sembolleri olarak koruma altına
alınması
2. Kentlerde açık
alanların oluşturulması ve yönetiminin kentsel gelişmenin vazgeçilmez bir
parçası olması
3. Mimari yaratıcılık ve
imarın, kentsel görünümün kalitesindeki önemli rolü
4. Tüm insanların
sağlıklı, yerleşik, güzel ve özendirici bir çevrede yaşama hakkı
5. Bir kentin
canlılığının, dengeli meskun alanların oluşturulması ve merkezdeki konut
dokusunun korunmasıyla sağlanması
Tarihi Kentsel Yapı
Mirası
İLKELER
1. Kentsel korumada
hassas bir yasal çerçevenin gerekliliği
2. Kentsel mirasın
korunması için bilgilendirme politikalarının gerekliliği
3. Yeterli ve yeni
finans mekanizmaları ve ortaklıkların gerekliliği
4. Eski el sanatları ve
yapı tekniklerinin yaşatılması, canlandırılması gereği
5. Tarihi kentsel
dokunun; planlamaya temel veri biçiminde katılarak, çağdaş yaşamla bütünleştirilmesi
6. Ekonomik kalkınmanın,
kentsel mirasın korunmasıyla canlandırılması
Konut
İLKELER
1. Konutla bireyin
mahremiyetinin olması
2. Her insan ve ailenin;
güvenli, sağlam bir konut edinme hakkı
3. Yerel yönetimlerin,
konutla seçenek, çeşitlilik ve ulaşılabilirliği artırması
4. Sosyal ve ekonomik
olanakları kısıtlı olan kişi ve ailelerin haklarının, yalnızca pazar
mekanizması koşullarına terk edilmemesi
5. Yerel yönetimler
tarafından, ev sahibi olabilmek ve kullanım süresi güvencesinin sağlanması
6. Eskimiş konut
dokusunun yenilenmesinin bedelinin burada oturan, sosyo-ekonomik seviyesi düşük
gruplara yüklenmemesi
Kent Güvenliğinin
Sağlanması ve Suçların Önlenmesi
İLKELER
1. Net bir güvenlik ve
suç önleme politikasının, alınacak önlemlere, kanuni yaptırımlara ve müşterek
desteğe dayandırılması
2. Yerel güvenlik
politikasının; güncelleştirilmiş, kapsamlı istatistik ve bilgilere
dayandırılması
3. Suçun önlenmesinin
toplumun tüm üyelerini ilgilendirmesi
4. Etkili bir kent
güvenlik politikası için; emniyet güçleri ve yerel halkın yardımlaşması
5. Uyuşturucu karşıtı
yerel politikanın oluşturulması ve uygulanması
6. Suçların tekrarını
önleyici programlar ve hapis cezaları yerine alternatif çözümler üretilmesi
7. Yerel güvenlik
politikasının temel unsuru olarak mağdurların kollanması
8. Suçların önlenmesine
öncelik verilmesi ve buna bağlı mali kaynakların yaratılması
Kentlerdeki Özürlü ve
Sosyo-Ekonomik Bakımdan Engelliler
İLKELER
1. Kentlerin, herkesin
her yere erişebilirliğini sağlayabilecek şekilde tasarlanması
2. Özürlü ve engellilere
ilişkin politikaların, hedef gruplar için aşırı himayeci değil, toplumla
bütünleştirici olması
3. Özürlüler ve
azınlıkları temsil eden derneklerin kendi aralarındaki işbirliği ve dayanışması
4. Evler ve işyerlerinin
özürlü ve engellilere uyarlanabilir biçimde tasarlanması
5. Seyahat, iletişim ve
kamu ulaşımının tüm insanlar için erişilebilir olması
Kentsel Alanlarda Spor
ve Boş Zamanları Değerlendirme
İLKELER
1. Tüm kent
sakinlerinin, eğlence, dinlence ve spor faaliyetlerinde yer alma hakkı
2. Spor alanlarının
sağlıklı, ve güvenlikli olarak tasarlanması
3. Her kent sakininin
kişisel potansiyelleri doğrultusunda istediği sporu yapma hakkı
Yerleşimlerde Kültür
İLKELER
1. Tüm kent sakinlerinin
kültürel faaliyetlerden faydalanma hakkı
2. Yerleşimlerin
kültürel oluşumunun ekonomik ve sosyal gelişmeye katkısı
3. Güçlü bir bağ olarak,
farklı milliyet, bölge ve ülke halkları arasındaki kültürel alış,veriş
4. Kültürel gelişim ve
gerçek bir kültürel demokrasi için; yerel yönetimlerin, toplum birimlerinin,
gönüllü kuruluşların ve özel sektörün artan dayanışma gereksinimi
5. Kültürel çoğulculuğun
(çeşitlilik), yenilikleri ve yenilikçi denemeleri öngörmesi
6. Yerel yönetimlerce
dengeli biçimde tesis edilmiş kültürel turizmin, toplum üzerindeki olumlu
etkisi
Yerleşimlerde
Kültürlerarası Kaynaşma
İLKELER
1. Kent politikalarının
temel unsuru olarak ayırımcılık karşıtlığı
2. Yerel yönetimlerce
göçmenlerin, yerel politik yaşama etkin katılımının sağlanması
3. Kentlerde uygulanan
kültür ve eğitim politikalarının ayırımcı olmaması
4. Yerel yönetimlerin,
iş olanaklarından eşit faydalanmayı sağlaması
5. Göçmen
topluluklarının, sosyal ve fiziki çevresiyle bütünleşmesi anlamında, kültürlerarası
kaynaşma
Kentlerde Sağlık
İLKELER
1. Kentsel çevrenin tüm
kentlilere iyi sağlık koşullarını sağlaması
2. İyi sağlık
koşullarının temini için; kişilerin temel ihtiyaç maddelerinin güvenilir ve
sağlıklı biçimde sunumu
3. Yerel yönetimlerin;
toplum kaynaklı sağlık girişimlerini ve katılımları teşvik etmesi
4. Kent sağlığı
uluslararası bir önem de taşıdığından, yerel girişimlerin uluslararası
programlarla ortak yürütülmesinin öngörülmesi
Halk Katılımı, Kent
Yönetimi ve Kent Planlaması
ILKELER
1. Yerel politik yaşama
halkın katılımını temin için; halk temsilcilerini, özgür ve demokratik olarak
seçebilme hakkı
2. Yerel politik yaşamda
etkin bir katılım için; halkın yerel, politik ve idari yapılarda belirleyici
olması gereği
3. Toplum geleceğini
etkileyecek her tür önemli projede halka danışma gereği
4. Kent yönetimi ve
planlamasının; kent karakteri ve özel niteliklerine ilişkin yeterli bilgiye
dayandırılması
5. Yerel politik
kararlarını; uzmanlardan oluşacak ekiplerce gerçekleştirilecek kentsel ve
bölgesel planlara dayandırılması
6. Karar verme sürecinin
sonucunda ortaya çıkan politik tercihlerin anlaşılabilirliği ve hayatiyeti
7. Gençlerin toplum
yaşamına katılımının yerel yönetimlerce sağlanması
Kentlerde Ekonomik
Kalkınma
ILKELER
1. Yerel yönetimlerin,
kendi yörelerinin ekonomik kalkınmasını temini
2. Sosyal ve ekonomik
kalkınmanın ayrılmaz bütünlüğü
3. Bölge ve yakın
çevresinin sosyal ve ekonomik bir parçası olarak; kent
4. Üretim, destek ve
gelişimi teşvik edecek yeterli altyapının mevcudiyetiyle sağlanacak ekonomik
büyüme ve kalkınma
5. Kent ekonomisinin
büyümesi ve kalkınması için önemli bir bileşken olan, kamu-özel sektör
işbirliği